Wednesday, September 05, 2007

Yoda'ya kuzen geldi Agatha! (Neko vs. Inu)

Cici oğlum Yoda nasıl da uyuyor görüyorsunuz değil mi?
Siz onun uyuduğuna bakmayın bir o kadar yaramaz kendisi... Her neyse benim huysuz ve yaramaz ve asabi kedim şu anda yazlıkta ananem ile birlikte keyif yapıyor. Ama ben burada onun eksikliğini hissediyorum. Böhüw özledim seni miniiim...

Gelgelelim Yoda'ya nasıl kuzen geldiğine. Benim deli kardeşim doğum günü hediyesi eve bir köpek hediye etmiş. Baba'ya eve geldiğinde git bak koridorda ne var demiş, adam kapıyı açınca bir çift mavi gözü görmüş. Eh tabi bişiy diyememiş adamcağız ne yapsın. Minik bir husky ona bakarken ne diyebilirki, la havle velakuvveten ya da habinallah ya da fesupanallah... Neyse efendim huskymizin ilk gün ismi "Olive" iken ertesi gün
"Agatha"ya dönmüş, neden acaba demiyorum (Peral Hanım ve Agatha tokaları sevdası). Neyse Agatha şirin bişiy, sahibi olan sevgili kardeşim de delirmiş vaziyette köpek peşinde. Soğuk ülke hayvanı diye iki aylık hayvanı klima altında uyutan köpek sahibi hasta etti tabi, şapşallığından hayvanı... Cici kızımız şimdi de öhüv öhüv öksürüyor, kıyamadım yahu... Bir de artist kendisi, sahibi de zaten artist olma yolunda ilerliyor allah sonumuzu hayır etsin.
Buyrun efendim bu da cici kızımız Agatha, çok şenlikli olacak evimiz. İki kuzen nasıl anlaşacaklar hiç bir fikrim yok, Yoda'yı alıştırmak lazım. Bu minicik köpekciğin bir iki aya kalmaz kocaman olacağına! İşin eğlenceli tarafı yazlıktan annem dönünce ne olacak merakla bekliyorum. Eh sevgili Agatha hoşgeldin sen de sevgili aileme....





Thursday, August 09, 2007

"gereksiz" ya yazmak istemiyorum bu aralar!!!

Friday, July 13, 2007

leyla leyla ve çığlık çığlığa

Eh aferim diyebilirsiniz, tebrik edebilirsiniz... Büyük bir leylalık yaptım yine, şimdi iki blog da yazıyorum ya buraya yazacağıma terazilastik'e yazmışım. Miyet hanım sizin panik yazınızdan esinlenmiştim, teşekkür ederim....

Yorumlarınızı bekliyorum, öptüm sizleri ciciler : )

Monday, July 09, 2007

Eh evde boş boş bir pazar günü çılgınca geçirildikten sonra sıkılan minikstar tabiki yazı yazar blog'a. Anime tavsiyemden sonra, siz değerli okuyuculara internet aleminde karşılaştığım eğlenceli oyunları tavsiye edeceğim... Benden gelen bu tavsiye oyunların tabiki kedili, yıldızlı, kurbağalı, şekerli, çikolatalı olacağını tahmin edersiniz heralde...
Napalım işte şeker gibi minikstar'dan şeker gibi oyunlar, ehu kendimi şımarttım da bugün. :)

Gelelim oyunlarımıza, efendim nekogames var, neko japonca kedi demek oluyor, ve nekogames'de kedi asmacadan tut kedi zıplatmaya kadar cici oyunlar var. Buradan ulaşabilirsiniz.

Zıplayan fasulye oyunu var, fasulyeler pırtlatılıyor bu oyunda da, ehuehu...

Kurbağalarla nilüfer yakalamak isteyenler tıklayabilir.

Şeker gibi bir trenle çikolataları, vişneleri yakalayacam diyorsanız, çok eğleneceksiniz demektir.

Orisinal'i bilmiyorsanız hayatınızdan çok şey eksik demektir, sıkıntıdan yumurta zıplatabilir, kızdığınız/sinirlendiğiniz kişileri buzpateni yaparken kocaman kartopu bowlingiyle uçurabilir (test edildi onaylandı - çok rahatlıyor insan bunu oynarken), uykunuz geldiyse yıldızları yakalayabilir ve de beyaz kar tavşanı ile gökyüzüne zıplayabilirsiniz...

En eğlendiğim oyunu sona bıraktım, bütün günümü almıştı aslında sonra bir arkadaşıma yolladım kendisi yarım saatte yapıp bitirince kendimi çok garip hissettim, olsun ben mutlu mutlu oyun oynayarak geçirmiştim bir günümü, hem de yıldız buldum birsürü, siz de bulmak istersiniz değil mi o yıldızları....

p.s: bu oyunlar 3 yaşından büyük çocuklar içindir.

iyi eğlenceler herkese


Tuesday, June 26, 2007

yaz geldi

Hiçbir şey yapmama grafiğim yine optimumlarını yaşıyor, evet grafiğim bunu yaşıyor... Ben değil. Yapmam gereken pek çok şey var mı acaba diye merak ediyorum.
Neyse efendim bu sıcak günlerde insanın dışarda pek bir şey yapası gelmiyor nedense!
Bir ara yazlığa gitme programımım var sevgili purcu hanım ile, sonrası belirsizliğini sürdürüyor...
Ne mi yapıyorum, hergün evet yarın şunları bunları yapacam diye düşündükten sonra uyuyorum ve yarın hiçbir şey yapmama potansiyelim artıyor.
Tabi ki bugün de boş boş evde idim, aslında evde yapmam gereken işler güçler var, oda düzenleme, ütü mütü gibi, ama insanın canı istemiyor. Bugün baya bir geç uyandım aslında, erken bir saatte sabah 11 gibi bir arkadaşım telefon etti, ona uyandım, konuştum ve tekrar uyudum, sonra da 14 sularında uyandım. Ne mi yaptım, piiisim başında oyun oynadım, sanmayın böle ciddi oyunlar haşa, hayatta beceremem öyle şeyleri, işte önce yıldızlı sonra da kedili oyunlar buldum kendime, sonra böle balonları patlattım(pek balon patlatma değil aslında ama neyse), kedili oyunlara devam ettim, salsa-çaça-rumbamsi müzik yapan bir site buldum, ama bütün günümü yıldızlı oyunla geçirdim. Sevgili Yoda ile oynadım...
Yoda çok yaramaz ve huysuz oldu, geçen gün vet'e götürdüğümüzde adam sal bunu gitsin dedi, üzüldüm... Sanırım vet'in dediğini yapacam, ama hiç istemiorum onu yapmayı da, bakalım ne olacak... Belki onu da yazlığa götürürüm, bıııf üzücü durum işte....

Neyse şimdilik bu kadar. Sevgiler saygılar...

Wednesday, June 13, 2007

Sunday, June 10, 2007

shakespeare in love

ben bu şarkıyı çok severim ama bunu buldum youtube'da olsun naruto-hinata forever diye düşünenlerdenim ben de, işte dinleyin....


Thursday, May 31, 2007

kopi peyst blog hihi :)

Efendim şimdi burcu hanim yazmıştı aslında bu blog'u ama ben böle onu kızdırdım, sonra o sildi, yane kızdırmak istememiştim, "aa ben yazacaktım bunu" dedim, ama biraz garip dedim, her zamanki gibi... neyse sonra kaynaştık barıştık güldük baya bir ağlanmayacak halimize...

--------------------- ----------------------

Wednesday, May 30, 2007
mimi'den inciler vol.1

varan biiiirrrr: "ben bazen uyudugumun farkina varmiyorum"(sözlü olarak dile getirilimis ve gecenin bi yarisinda gülme krizine neden olmustur)

varan ikiiiiiiiii: "anane biz bu torbalarla (balkondaki bos posetleri kastederek) torbaci dükkani acabiliriz (sadece düsünce olarak kalmis, ananeye söylenmemis ama daha sonra bana itiraf edildiginde bir baska gülme krizini de beraberinde getirmistir)

tori amos-1000 oceans

Labels: pot kirmak bir sanattir

posted by ainerielancalimea @ 12:09 AM 0 comments


------------------- -------------------------

Şöyle bir olay var, hani bu dediklerim hayatımda bir ilk olsa gerçekten şaşırırdım kendi dediklerime, ama geçmişim böyle cümleler ile dolu, kaç yaşıma gelmiş ben hala bir anda aklıma birşey geldiğinde heyecanla "fikrime bişiy geldi" derim, ayıklanmamış hamsi kızartmış olan anneme "ama anne bu hamsiler hamile", yolda giderken yabani çiçekler için "yaa bu çiçekler ırsi mi?" .... gibi. Böyle cümle kurmak da bir başarı sanırım.

dinlendi: Rosemary's Grandaughter - sarah evans

yeniden merhaba blog'cuğum

Efendim biliyorsunuz, siz de farkındasınız uzun zamandır yazmamaktayım sevgili blog'cuğum pink'im attitude'uma... Açıkçası yazacak çok şey var yane, ama can bu işte bazen hiç bişiy yapmak istemez...

Zep Hanım Kızımız da blog yapmış bizi kıskandı çünkü, şuradan görebilirsiniz sevgili sayfasını... Güzel güzel yaz e mi hanım kızım, ileriki günlerde çalışma ve gezmeye gittiğin amerikadan da yaz bize, hatta mektup atabilirsin, söliim de unutma.

Havalar da çok sıcak gidiyor, ama demin bir anda kapadı belki yağmur yağar, anime izlemeye büyük bir heyecanla devam ediyorum, eveet Naruto'yu bitirdim hatta Naruto Shippuuden'e bile başladım, Death Note, Bleach de cabası, bu kadar çok japonca anime izleyince bir çok tepkim de japoncalaşmaya başladı, belki 3 - 5 sene sonra ben de japoncayı öğrenmiş olurum, motto motto anime!

Neyse sevgili okuyucularım gelelim asıl yazacaklarıma hihihi...
Miray'dan İnciler Başlikli Blog'umuza:

* evet böyle bir başlık altında yeni bir blog açabilirim, çok fazla potansiyelim var bu konuda
* içeriği mi ne olacak; özenle üretilmiş miray cümleleri ve potlar, arada düşünce olarak kalmış söylenememiş sözler de olabilir.
* bu fikir çekirdek diyen hanımın yazıp da sildiği post sayesinde geldi...(haha çekirdek sen silmiş olsan bile ben onu çooooktan kopi - peyst yapmıştım ve birazdan gerçek kopi peyst yapacam buraya ta ta taaam)

Hayatım nasıl gidiyor diye de merak ediyorsanız söyleyeyim;
insanlar gerçekten çok garipler diye düşünmeden edemiyorum bu aralar, hakkaten yane ben insanların bana yaptıklarını yapamam, onlar gibi davranamam, enteresan vallahi, aman yaaa işte bunu da yazayım dedim.
İnsanlar hakkında böyle düşünmem dışında okul işini bu dönem yan etkilerden dolayı fazlaca sallamış bulunmaktayım, ama tabiki geçeceğime inaniyorum, düşünüyorum (The Secret RuLeZ!!!)
Evet evet the secret'ı ben de izledim, bir tane daha vardı onu da izleyecem, bakalım o ne etki yapacak...
Birşeyler değişti, böyle daha bir az huysuz olmaya başladım, huzurluyum ne olursa olsun eskisi gibi takmıyorum.
Geçen gün çekirdek diyen hanım bana bir laf etti bir sinir anında. (arada stress topu görevünü de görüyorum ben) Hakkaten dediği böle dank diye beynimin içine işledi! Evet pro-elephant hafızalı unutmamıştır umarım dediği lafı, unutmaz zaten o, herşey hep aklında.

Dinlenen Müzikler: arada çok şarkı değişti hatta seven days in sunny june bile çaldı, şimdi ise the gathering souvenirs dinleniyor


Tuesday, May 01, 2007

shibumi

"Şansımız varmış, kiraz çiçeklerinin en güzel olduğu üç günün tadını çıkardık. Çiçeklerin vaat günlerinde buradaydık. Henüz kusursuzluğa erişmemiş oldukları günde. Kusursuzluk günleri sonra geldi çattı. Bak artık en güzel hallerinde değiller. Doruğu aştılar bile demek ki bugün anılar günü. Üç günün en hüzünlüsü. Ama en zengini. Bir tür sükun var bugünde. Yok sükun değil... rahatlık var." ....

Monday, April 30, 2007

istiklal günü vol ....

Neyse efendim, bir gün daha okuldan sonra İstiklal'de geçirildi. Ben dünden 3,5 saatlik uyku ile aptal günümden birini yaşadım mı? EVEEEET hihihi :)
Sevgili bayanları (su maymuncuğum ve zep)beklerken, starfakstan çıkan bir Amerikalı turist, istiklal'i süpüren Wuuuuu'nun da eşliğinde bişiyler dedi ve gitti, söylene söylene, durumdan hiçbirşey anlamayan ben ve seküritimen baktk sadece kadına. Sonra seküritimen bana "eh, deliler hep bizden çıkmıyor ki" dedi. Ben seküritimen e de garip garip bakarken imdadıma yetiştiler tabiki bayanlar. Eh paramız pulumuz olmadığı için (ay sonu) Danışman'da Mustafa Amca Çayı ve Simit Sarayı Börekleri keyfi yapmaya yöneldik, yine de severiz Danışman'ı çok :). Tabi ki yine her zaman gördüğümüz sevgili arkadaşları gördük, kesinlikle su maymuncuğu elinde k dergisi ile malum şahsa vurmadı ve ben arada fasulye olmadım, sağ salim atlattık diyemiyecem. "Eh deliler, manyaklar" bakışları atan İstiklal İnsanlarına rastlamak mümkündü tabii.

3 deli olarak normal bir şekilde vardık Danışman'a oturup üçümüz de bııııf, imdaaat, yeter ama, bıktım bu hayattan suratımızı
takılarak çay içioruz...(ben bir türk kahvesi de içtim, zep'in hayin masaya vurup kahve dökme numaralarına rağmen) bir de baktık ki iki tanıdık, geçen cuma Zep Kurtarma Operasyonu'nda severek görev almış kişiler, geldi. 3 bayan otururken olduk 5 bayan, kakara kikiri derken, bir anda özgür'ün (bilmiorum kaçıncı tanıdıım) silüetini gören ben aaa özgür dememe kalmadan, geriye dönüp kaçmaya çalışsada, masadaki 5 bayanın, hepimiz ayrı animeden fırladık moduyla, "ÖZGÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜEEEEER" diye bağırmasıyla, evet evet çevredekiler sadece baktı, kaçma operasyonunu imha etmeyi başardık. hihiho... oturduk, çay içtik, çay içtik, çay içtik....

Kalktık 3 deli olarak sonunda danışmandan, bijüteri dükkanlarında, bucu ile "aiii, mimiii param olsun sana şu çilekli küpeleri alacam, yok yok sen şu yüzükleri de beğenirsin" konuşması yaparken zep i kaybettik doğal olarak. işte yürüoruz, veeeee gırinpiiisçi kardeşimiz yanımıza yaklaştı, bu sırada bucu zep'i arar telefonda, tam yok aman üyelik istemioruz derkeneen, gırinpiisçi kardeşin "arkadaşınız ilerledi galatasaraya doğru, tam da tarif ettiği gibiymişsiniz" demesiyle he, hö, huh? ne oluyor bakışları attık bucu ilem. zep'i tramvay yolunda bulduk ve aynen "nası tarif ettin bizi?" sorusunu yönelttik, zep gülmeye başladı zıpzıp olarak, arada geçen turistler bile güldü halimize, eh biz zaten gülüyoruz, tarifimizi duyduktan sonra. Bu sırada zep, "o diil de ben demin seni aradığımda, bak bucu zıplıyorum diyip zıplarken, insanlarda bana baktı ve hem zıplıyor hem de zıplıyorum diyebiliyormuş bu kız dediler banaaa" mızmızını yaparken yine güldük eğlendik....ve evlerimize döndük....

evet bir günümüz daha sevgiyle mutlulukla geçti, "ommm"

dinleniyor: beybi aynştayn :)

yıldızlar

Gökyüzünde ne çok yıldız var
Biri parlak biri ürkek biri yalnız diğeri sanki burda
İçimizde ne çok hırsız var
Biri aldı beni götürdü, sonra sattı, hem de yok pahasına

Ah şu hırsızlar
Her gece rüyamda senin kılığında dolaşırlar
Ah karanlıklar
Seni benden, seni dünden, seni gerçeklerden korurlar

Tuesday, April 24, 2007

23

23

23 seconds, all things we love will die
23 magic, if you can change your life

Your tainted heart, my tainted love, repent now
How many times ?
As long as you live, how many times ?
The world will go around

He was a friend of mine, he was a son of god ... he was a son of a gun

23 seconds, in you I see a chance
23 magic, if you change the name of love

Your crazy heart, my crazy love, repent now
How many times ? As long as you wish
How many times ? The world will go around
How many times ? As long as you want
How many times ? The world will go around

He was a friend of mine, he was a son of a gun ... he was a son of god

23

dinleniyor...

Monday, April 16, 2007

2

Düşünüyorum, geride bıraktıklarımı... Gidenleri, kaybolanları, kaçanları, uzaklaşanları, bıraktıklarımı, unuttuklarımı, istemediklerimi, ittiklerimi... Zaman çok çabuk geçiyor, bazen durdurmak ve o güne geri dönmek istiyorum, belki bir şeyleri değiştirebileceğim güne. Acaba hangi geçmiş günü seçmeliyim diye düşündüğümde ise kendimle çelişiyorum, sonra duruyorum ve aynada kendime bakıyorum, gerçek karşımda. Evet, o güne dönsem yine aynı davranırdım diyorum gözlerime bakarak.

Neden ben de bilmiyorum, bir bakıyorum büyümüşüm, binlerce sorumluluk altında küçükken büyümüşüm, e ne değişti ki, ben yine aynı ben, biraz yorgun, biraz üzüntülü, bazen geçmişin gölgesi altında ezilen, bazen mutlu günleri hatırlayıp sevinen. Mutlu günler var yaşanmış, ama kötü olan o mutlu günlerin istemesem de bana acı vermesi, paylaşılanların anlamlarını yitirmiş olması, gölgelerde yaşanmış bir geçmiş sanki gizli, kaçarak, unutulmak için yaşanmış belki de paylaşılamamış bir hayat. Bir hayat ki bana biraz Pollyanna' yı anımsatıyor, evet istemesem bile çoğu zaman oynamak zorundaymışım gibi geliyor. Bir şey duyuyorsun seni şoke eden, ama ellerin kolların bağlı. Buna üzülüyorsun, ama belli de etmemen gerekiyor. Öyle bir an geliyor ki, hiç bir şeye inanmak istemiyor o küçük yüreğin. Dışarı baktığında sonsuzluğa uçan kuşlar biraz da olsa dindirebiliyor, kalbindeki o minik sızıyı... Sadece izliyorsun, hayat akıyor bir yanında, birilerini sonsuzluğa gönderiyorsun, çıkıyorlar hayatından temelli. Onları bir daha göremeyeceksin, belki onları ne kadar çok sevdiğini söyleyemeyeceksin, söylemek istediğinde inancın yitecek...


Yürürken bir adım geride bıraktığım insanlar, önümden hiç çekilmeyecek olanlar, süreli/süresiz yanımda benimle yürüyenler, elimi tutanlar, arkamda saklanmaya çalışanlar... Gerçekten hayatlarımızı paylaşıyor muyuz acaba, birlikte yaşıyor muyuz “o anı”, beraberce “carpe diem” dediğimiz zamanlarda dürüst müyüz kendimize? Ne kadar çok soru var değil mi. Kimi cevaplı, kimini hala merak ediyoruz, belki birçoğunun cevabını hiç öğrenemeyeceğimiz sorular. Hem kendimizin içinde, hem de başkalarının hayatları ile alakadar. Birçok şeyi görüyorum, duyuyorum, kim bilir neler söyleniyor daha duymadığım, neler gizleniyor, neler saklanıyor… Hiç düşünüyor muyuz acaba, aynı durumda ben olsaydım diye, belki de düşünmeden “seni anlıyorum” ile yetinmeye çalışıyoruz. Ben bile kendimi anlayamazken, seni nasıl anlayacağım ki…

Başkalarının hayatlarını mı yaşıyoruz gerçekten?

Severek, hissederek, mutlu olarak, hıçkırıklarla susmamasına ağlayarak, gülerek, düşünerek…

dinlenen - silverchair

Thursday, April 12, 2007

karnım ağrıdı gülmekten

İyi Niyet Kutusu says:
burcu
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ben kimim
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ya blogu okuuu
İyi Niyet Kutusu says:
seni tenhaya alabilirm miyim bi sn
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ehheheheh
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
haiyr
İyi Niyet Kutusu says:
gel bacım gel
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
:D
İyi Niyet Kutusu says:
benden zarar gelmez
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ehhehehe
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
gelmiycem
İyi Niyet Kutusu says:
gel şööle bi köşeye sen
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
gelmiycem
İyi Niyet Kutusu says:
gel kız
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
eheheheheheh
İyi Niyet Kutusu says:
naz yapma
İyi Niyet Kutusu says:
haha
momoiro mimi says:
ehehehe
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
tmm yahu sustum ya
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
offf
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
mimi ya sen cagirdin dimi beni sustursun diye
momoiro mimi says:
ehehe
momoiro mimi says:
hayır
momoiro mimi says:
valla hayır
İyi Niyet Kutusu says:
bak bak
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
g.t
İyi Niyet Kutusu says:
nası bilio
İyi Niyet Kutusu says:
haha

Tuesday, April 10, 2007

25. cüzdanımız hayırlı olsun efendim....

Bu durumda iki sene boyunca cüzdan almamam gerekiyor... Efet efet kendime börtdey hediyesi olarak cüzdan aldım "mickey mouse"lu hem de... yihuuuu. Neyse çanta ve cüzdan manyaklığım gene azmış vaziyette, evet bucu kızacaksın ama yeni bir çanta da istiorum. Bakalım artık Haziran'da alırım her halde yeni bir tane, dayanabilirsem şayet.

Son iki günümüzü gayet eğlence dolu geçiriyoruz, sanki liseye ye
ni başlamış kızlar gibiyiz. Aptal aptal geziyoruz, sözde vize haftam, hanıımlar duyrulur ders çalışmam lazım... (hahahaha yazarken ben bile inanamadım buna evet evet)
Mesela dün, arkamı döndüğümde bucu hanım animeden fırlamış bir şekilde sırı
tıyordu (bkz: resim 1). Daha , nişantaşı dolmuşlarına giderken, Gezi'de ufak çapta ekler krizi yaşadık, ve dört tane cilekli kukiyle durumu kurtardık. Nişantaşı'na İstiklal'den daha sakindir düşüncesiyle gitmiştik. Sakindir diye Kırıntı'ya oturduk, ilk iki üç dakika boyunca sakindi, sonra 15 yaş altı gençlerin doğum günü yapmalarıyla, orası başımıza yıkıldı... Hakkaten delirdik, yane sakin sakin oley salata - şarap modumuz bir anda yok oldu gitti.

Efendim bugün ise, sevgili ingliş vizesinden çıktıktan sonra, kısmen "mi taksim'e gel derhal" diyen bir telefondan sonra tabiki kendimizi, Şahika'da bulduk, Zeyn Hanım'ın da gelmesiyle, ortalık şenlendi şaklandı, kaynaşma planları yapıldı, umarım kaynaştırma planlarımız işe yarar (bkz: resim 2). Günümüz geçti tabi, hemencecik, bitti geldik eve. 202 den inip eve yürürken, karşımdan annesiyle gelen kız çocuğunun (4-5 yaşlarındaydı sanırsam) "love, love me doooo..." diye mırıldanması, günün anlam ve önemini belirtti heralde.



Resim 1 Resim 2


Şimdilik bu kadar, dinlenen bir çok şarkı vardı ama şu an dinlediğim: Brainstorm - A Day Before Tomorrow







Monday, April 09, 2007

ağlasam göz yaşlarıma dokunamazsınız...

kendimi bildim bileli "minikstar" username'i bana aittir, neden öyle almışım hatırlamıorum bile.
evet sevgili okurlarım, demin büyük bir hüsranla mozilla ekranına bakakaldım, bir arkadaşımın gönderdiği şu link yüzünden, bütün mutluluğum uçup gitti, ne yapacağımı bilemez bir haldeyim... bir nisan şakasından da kötü bir durumdayım... ne olacak bilemiorum, ama kurtulmak lazım bir şekilde. ileride minikstar olarak ünlü olma şansım dahi kalmadı artık...

böhühühühüh

Friday, April 06, 2007

hiç yazasım yok,

Tuesday, March 27, 2007

the little prince

"And now here is my secret, a very simple secret: It is only with the heart that one can see rightly; what is essential is invisible to the eye."

antoine de saint-exupéry

Thursday, March 22, 2007

rosie thomas pretty dress

SU sayesinde cici bir site buldum, bir çok şey var içinde; magazin, değişik otel oldarı, müzik, şovlar, caddeler, reklamlar da dahil olmak üzere. ben de müzik kısmına bakınırken bu cici müsizyen rosie thomas'ı buldum, biraz emilie simon'u ve regina spektor'u andırıyor bana göre.
çok da şirin bir klibi
var pretty dress adlı şarkısı için;