Tuesday, May 01, 2007
shibumi
Monday, April 30, 2007
istiklal günü vol ....
Sevgili bayanları (su maymuncuğum ve zep)beklerken, starfakstan çıkan bir Amerikalı turist, istiklal'i süpüren Wuuuuu'nun da eşliğinde bişiyler dedi ve gitti, söylene söylene, durumdan hiçbirşey anlamayan ben ve seküritimen baktk sadece kadına. Sonra seküritimen bana "eh, deliler hep bizden çıkmıyor ki" dedi. Ben seküritimen e de garip garip bakarken imdadıma yetiştiler tabiki bayanlar. Eh paramız pulumuz olmadığı için (ay sonu) Danışman'da Mustafa Amca Çayı ve Simit Sarayı Börekleri keyfi yapmaya yöneldik, yine de severiz Danışman'ı çok :). Tabi ki yine her zaman gördüğümüz sevgili arkadaşları gördük, kesinlikle su maymuncuğu elinde k dergisi ile malum şahsa vurmadı ve ben arada fasulye olmadım, sağ salim atlattık diyemiyecem. "Eh deliler, manyaklar" bakışları atan İstiklal İnsanlarına rastlamak mümkündü tabii.
3 deli olarak normal bir şekilde vardık Danışman'a oturup üçümüz de bııııf, imdaaat, yeter ama, bıktım bu hayattan suratımızı takılarak çay içioruz...(ben bir türk kahvesi de içtim, zep'in hayin masaya vurup kahve dökme numaralarına rağmen) bir de baktık ki iki tanıdık, geçen cuma Zep Kurtarma Operasyonu'nda severek görev almış kişiler, geldi. 3 bayan otururken olduk 5 bayan, kakara kikiri derken, bir anda özgür'ün (bilmiorum kaçıncı tanıdıım) silüetini gören ben aaa özgür dememe kalmadan, geriye dönüp kaçmaya çalışsada, masadaki 5 bayanın, hepimiz ayrı animeden fırladık moduyla, "ÖZGÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜEEEEER" diye bağırmasıyla, evet evet çevredekiler sadece baktı, kaçma operasyonunu imha etmeyi başardık. hihiho... oturduk, çay içtik, çay içtik, çay içtik....
Kalktık 3 deli olarak sonunda danışmandan, bijüteri dükkanlarında, bucu ile "aiii, mimiii param olsun sana şu çilekli küpeleri alacam, yok yok sen şu yüzükleri de beğenirsin" konuşması yaparken zep i kaybettik doğal olarak. işte yürüoruz, veeeee gırinpiiisçi kardeşimiz yanımıza yaklaştı, bu sırada bucu zep'i arar telefonda, tam yok aman üyelik istemioruz derkeneen, gırinpiisçi kardeşin "arkadaşınız ilerledi galatasaraya doğru, tam da tarif ettiği gibiymişsiniz" demesiyle he, hö, huh? ne oluyor bakışları attık bucu ilem. zep'i tramvay yolunda bulduk ve aynen "nası tarif ettin bizi?" sorusunu yönelttik, zep gülmeye başladı zıpzıp olarak, arada geçen turistler bile güldü halimize, eh biz zaten gülüyoruz, tarifimizi duyduktan sonra. Bu sırada zep, "o diil de ben demin seni aradığımda, bak bucu zıplıyorum diyip zıplarken, insanlarda bana baktı ve hem zıplıyor hem de zıplıyorum diyebiliyormuş bu kız dediler banaaa" mızmızını yaparken yine güldük eğlendik....ve evlerimize döndük....
evet bir günümüz daha sevgiyle mutlulukla geçti, "ommm"
dinleniyor: beybi aynştayn :)
yıldızlar
Biri parlak biri ürkek biri yalnız diğeri sanki burda
İçimizde ne çok hırsız var
Biri aldı beni götürdü, sonra sattı, hem de yok pahasına
Ah şu hırsızlar
Her gece rüyamda senin kılığında dolaşırlar
Ah karanlıklar
Seni benden, seni dünden, seni gerçeklerden korurlar
Tuesday, April 24, 2007
23
23 seconds, all things we love will die
23 magic, if you can change your life
Your tainted heart, my tainted love, repent now
How many times ?
As long as you live, how many times ?
The world will go around
He was a friend of mine, he was a son of god ... he was a son of a gun
23 seconds, in you I see a chance
23 magic, if you change the name of love
Your crazy heart, my crazy love, repent now
How many times ? As long as you wish
How many times ? The world will go around
How many times ? As long as you want
How many times ? The world will go around
He was a friend of mine, he was a son of a gun ... he was a son of god
23
dinleniyor...
Monday, April 16, 2007
2
Düşünüyorum, geride bıraktıklarımı... Gidenleri, kaybolanları, kaçanları, uzaklaşanları, bıraktıklarımı, unuttuklarımı, istemediklerimi, ittiklerimi... Zaman çok çabuk geçiyor, bazen durdurmak ve o güne geri dönmek istiyorum, belki bir şeyleri değiştirebileceğim güne. Acaba hangi geçmiş günü seçmeliyim diye düşündüğümde ise kendimle çelişiyorum, sonra duruyorum ve aynada kendime bakıyorum, gerçek karşımda. Evet, o güne dönsem yine aynı davranırdım diyorum gözlerime bakarak.
Neden ben de bilmiyorum, bir bakıyorum büyümüşüm, binlerce sorumluluk altında küçükken büyümüşüm, e ne değişti ki, ben yine aynı ben, biraz yorgun, biraz üzüntülü, bazen geçmişin gölgesi altında ezilen, bazen mutlu günleri hatırlayıp sevinen. Mutlu günler var yaşanmış, ama kötü olan o mutlu günlerin istemesem de bana acı vermesi, paylaşılanların anlamlarını yitirmiş olması, gölgelerde yaşanmış bir geçmiş sanki gizli, kaçarak, unutulmak için yaşanmış belki de paylaşılamamış bir hayat. Bir hayat ki bana biraz Pollyanna' yı anımsatıyor, evet istemesem bile çoğu zaman oynamak zorundaymışım gibi geliyor. Bir şey duyuyorsun seni şoke eden, ama ellerin kolların bağlı. Buna üzülüyorsun, ama belli de etmemen gerekiyor. Öyle bir an geliyor ki, hiç bir şeye inanmak istemiyor o küçük yüreğin. Dışarı baktığında sonsuzluğa uçan kuşlar biraz da olsa dindirebiliyor, kalbindeki o minik sızıyı... Sadece izliyorsun, hayat akıyor bir yanında, birilerini sonsuzluğa gönderiyorsun, çıkıyorlar hayatından temelli. Onları bir daha göremeyeceksin, belki onları ne kadar çok sevdiğini söyleyemeyeceksin, söylemek istediğinde inancın yitecek...
Yürürken bir adım geride bıraktığım insanlar, önümden hiç çekilmeyecek olanlar, süreli/süresiz yanımda benimle yürüyenler, elimi tutanlar, arkamda saklanmaya çalışanlar... Gerçekten hayatlarımızı paylaşıyor muyuz acaba, birlikte yaşıyor muyuz “o anı”, beraberce “carpe diem” dediğimiz zamanlarda dürüst müyüz kendimize? Ne kadar çok soru var değil mi. Kimi cevaplı, kimini hala merak ediyoruz, belki birçoğunun cevabını hiç öğrenemeyeceğimiz sorular. Hem kendimizin içinde, hem de başkalarının hayatları ile alakadar. Birçok şeyi görüyorum, duyuyorum, kim bilir neler söyleniyor daha duymadığım, neler gizleniyor, neler saklanıyor… Hiç düşünüyor muyuz acaba, aynı durumda ben olsaydım diye, belki de düşünmeden “seni anlıyorum” ile yetinmeye çalışıyoruz. Ben bile kendimi anlayamazken, seni nasıl anlayacağım ki…
Başkalarının hayatlarını mı yaşıyoruz gerçekten?
Severek, hissederek, mutlu olarak, hıçkırıklarla susmamasına ağlayarak, gülerek, düşünerek…
dinlenen - silverchair
Thursday, April 12, 2007
karnım ağrıdı gülmekten
burcu
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ben kimim
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ya blogu okuuu
İyi Niyet Kutusu says:
seni tenhaya alabilirm miyim bi sn
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ehheheheh
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
haiyr
İyi Niyet Kutusu says:
gel bacım gel
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
:D
İyi Niyet Kutusu says:
benden zarar gelmez
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ehhehehe
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
gelmiycem
İyi Niyet Kutusu says:
gel şööle bi köşeye sen
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
gelmiycem
İyi Niyet Kutusu says:
gel kız
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
eheheheheheh
İyi Niyet Kutusu says:
naz yapma
İyi Niyet Kutusu says:
haha
momoiro mimi says:
ehehehe
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
tmm yahu sustum ya
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
offf
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
mimi ya sen cagirdin dimi beni sustursun diye
momoiro mimi says:
ehehe
momoiro mimi says:
hayır
momoiro mimi says:
valla hayır
İyi Niyet Kutusu says:
bak bak
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
g.t
İyi Niyet Kutusu says:
nası bilio
İyi Niyet Kutusu says:
haha
Tuesday, April 10, 2007
25. cüzdanımız hayırlı olsun efendim....
Son iki günümüzü gayet eğlence dolu geçiriyoruz, sanki liseye yeni başlamış kızlar gibiyiz. Aptal aptal geziyoruz, sözde vize haftam, hanıımlar duyrulur ders çalışmam lazım... (hahahaha yazarken ben bile inanamadım buna evet evet)
Mesela dün, arkamı döndüğümde bucu hanım animeden fırlamış bir şekilde sırıtıyordu (bkz: resim 1). Daha , nişantaşı dolmuşlarına giderken, Gezi'de ufak çapta ekler krizi yaşadık, ve dört tane cilekli kukiyle durumu kurtardık. Nişantaşı'na İstiklal'den daha sakindir düşüncesiyle gitmiştik. Sakindir diye Kırıntı'ya oturduk, ilk iki üç dakika boyunca sakindi, sonra 15 yaş altı gençlerin doğum günü yapmalarıyla, orası başımıza yıkıldı... Hakkaten delirdik, yane sakin sakin oley salata - şarap modumuz bir anda yok oldu gitti.
Efendim bugün ise, sevgili ingliş vizesinden çıktıktan sonra, kısmen "mi taksim'e gel derhal" diyen bir telefondan sonra tabiki kendimizi, Şahika'da bulduk, Zeyn Hanım'ın da gelmesiyle, ortalık şenlendi şaklandı, kaynaşma planları yapıldı, umarım kaynaştırma planlarımız işe yarar (bkz: resim 2). Günümüz geçti tabi, hemencecik, bitti geldik eve. 202 den inip eve yürürken, karşımdan annesiyle gelen kız çocuğunun (4-5 yaşlarındaydı sanırsam) "love, love me doooo..." diye mırıldanması, günün anlam ve önemini belirtti heralde.
Şimdilik bu kadar, dinlenen bir çok şarkı vardı ama şu an dinlediğim: Brainstorm - A Day Before Tomorrow
Monday, April 09, 2007
ağlasam göz yaşlarıma dokunamazsınız...
evet sevgili okurlarım, demin büyük bir hüsranla mozilla ekranına bakakaldım, bir arkadaşımın gönderdiği şu link yüzünden, bütün mutluluğum uçup gitti, ne yapacağımı bilemez bir haldeyim... bir nisan şakasından da kötü bir durumdayım... ne olacak bilemiorum, ama kurtulmak lazım bir şekilde. ileride minikstar olarak ünlü olma şansım dahi kalmadı artık...
böhühühühüh
Friday, April 06, 2007
Tuesday, March 27, 2007
the little prince
Thursday, March 22, 2007
rosie thomas pretty dress
çok da şirin bir klibi var pretty dress adlı şarkısı için;
Friday, March 16, 2007
Thursday, March 15, 2007
güne erken başladım bugün efendim
bugünlük bu kadar günlük
si ya
mir.
edit:
listening: komeda - it'S alright, baby
reading: shibumi-- (sevgili arkadaşım sölemişti iyi kitaptır diye, kendisi ermiştir shibumi başlığını görünce ben de böle mistik, işte uzakdoğu felsefesiyle alakalı bir kitap sanmıştım, evet kitap arkasına bakmak mı o da ne diyorum bu durumuma, neyse iki üç sayfa böle nerede felsefe diye başladım ya kitaba bin bir hevesle... hüsrana uğradım tabii, yok aslında güzel kitap, efendim betimlemeleri şahane sanki film çevriliyor ben yaşıyorum herşeyi gibi oldu okurken...)
sususyorum tamam
iyi geceler
morning my dearest blog
i always say good morning to myself after i woke up, it feels really good.
anyway, you know that i have been watching so many anime series lately, and it has some brain-washing effects on me...this anime, i've been watching for two days, is about the new emperor of the saiunkoku world. he is a genius but very lazy and uninterested in courtly matters... the thing is our emperor speaks himself in a we-way, like "we are pleased to see you" to his bride. the thing is, last night a friend of mine called me, and asked if we could have breakfast at starbucks in the morning (really morning at 7am!!), and i accepted. yes yes my lesson is at 3pm and i could have sleeping all the morning instead of going to breakfast... after i ordered my coffee, the barista thanked me as always and my loverly reply was "we're welcomed!!". i couldn't say anything then...
i don't know the other effects yet but i'll inform you as soon as i realized...
that is all about the morning news...
listening: goldfrap - paper bag
trying to read: shibumi - trevanian
mood: happy, lucky, awaken...
Wednesday, March 07, 2007
ne diyelim ki?!?
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir !...
www.youtube.com sitesine erişim İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/384 sayı ve 06.03.2007 tarihli kararı gereği engellenmiştir.
Access to www.youtube.com site has been suspended in accordance with decision no: 2007/384 dated 06.03.2007 of Istanbul First Criminal Peace Court.
Wednesday, February 28, 2007
ebelendim sobelendim
Neyse gelelim benim gizli hayatımın en gizli sırlarını siz okuyucularıma açıklamaya...
* Ben ananem ve dedemle büyüdüm sayılır, zaten hala ananemle yaşıyorum. Küçükken onbeş günde bir bici torunları beni sevindirmek için gelirlerdi, bazen ben onlarla birlikte dönerdim. Efendim benim Ankara'ya giderken "Bolu Dağ"ı fobim vardır. O Bolu Dağ'ını geçmek resmen kabus benim için, özellikle otobüsteyken. Bu yüzden Ankara'ya ya tren ile ya da o ünlü v otobüsleriyle giderim. Neden böyle manyaksın derseniz bir keresinde dedem ile Ankara'ya u ile giderken otobüsün camı, miminin de ödü tuzla buz olmuştu... 5 6 yaşarında olmak, bu korkunun bilinç altıma işlemesine neden oldu heralde. Yok yok yeni de yaşasam korkaarım...
* Mimi kedi seven bir insandır, yolda kedilere günaydın demeyi sever, ama kedilere olan sevgisi, kardeşinin ben kedi istiyorum diye eve kedi getirtmesiyle başlar. Daha önce mimi'yi kedi tırmalamış ve de 15 tane pembe aşı olduğu için sevmezdi. Küçük prensesimiz (kardeş) kediyi komşunun bebeği en güzel bebek edasıyla sevmeye başladığında, mimi çoktan kediyi bağrına basmıştı, ve ileride başına geleceklerden habersizdi. Mimi küçük prensese teşekkür eder, her ne kadar bu blogdan bir haber olsa dahi...
* Çok sakin, bir insanımdır, kavga etmeyi sevmem, tanıştığım her insanı arkadaş olarak görürüm, insanları kırmaktan korkarım... Kolay kolay sinirlenmem ama sinilendiğim zaman büyük bir patlama yaşarım, bazen kendimi kontrol edemem%2
Friday, February 23, 2007
süper anneanne
Neyse efendim, bugün uykumun arasında "Miraaay, ben öğretmen arkaşlarla toplantıma gidiyorum, bye bye." ile irkildikten sonra saatlerce uyudum. Neyse efendim anneannem akşam geldi, kedi-ben-anane öğrenci yurdunda yaşadığımız için hepimiz kendi işlerimize bakıyoruz, aç olan yemek yiyor, arada anane yemek yapmak istemediği için "Hadi şu bilgisayarından yemek siparişi ver" diye odama geliyor, ya da ben yemek pişiriyorum...Bir de her gece "Deli misin evladım? Bütün gün oturuyorsun odanda şunun karşısında ne yapıyorsun?" sorusunu aksatmadan soruyor.
Demin de yatmadan önceki görevini yapmak için yatakhanemin kapısına gelen ananem; "Biliyor musun, bugün bütün arkadaşlar torunlarının sürekli bilgisayar başında olmasından şikayet etti. Sonra güldüğümü fark ettiklerinde de, sen ne düşünüyorsun bu konuda demekten kendilerini alamadılar, ve tabi ben de 'eh evet sizinle aynı duyguları paylaşmaktan kendimi alamayacam' dedim" tabi anneannemin bunu anlatmasıyla gülmeye başlamam da bir oldu. Süper anneannecim sen çok yaşa e mi.
Gelelim sadede, sanırım siz okuyucular da anneanneleriniz ile yaşasaydınız aynı olaylarla karşı karşıya kalacaktınız. Eh büyükler bu durumdan kendilerince şikayetçi gibi görünüyorlar, haklılar mı acaba diye düşünmekten kendimi alamadım bir de ben...
Neyse efendim, hepinize sevgiler saygılar...
mimi
Wednesday, February 21, 2007
tanrım biz de kazıtalım kafalarımızı

bir çok ünlü aktrist roleri icabı saçlarını kazıttılar biliyoruz bunu, ve yakıştı da hepsisine, benim favorim natalie portman...bir blog sayfasında "eight women who look better bald than britney" başlıklı yazıyı görünce irkilmedim değil açıkçası. ben de ara ara acaba kazıtsam nası olurum diye de düşünüyorum hani, yapacağımdan değil ya işte merak... sonra google'da bald britney diye arattım ve karşıma çıkan fotoğrafa hayranlıkla bakakaldım sayın okuyucular, neden de diyemedim açıkçası, ama sizler de bald britney'den eksik kalmayın diyorum ve o güzelim fotoğrafı koyuyorum yazımın sonuna....
edit: istemeden de olsa yazının başına geldi foto dikkatsizlik....
ben de sizi seviyorum
music
neyse efendim "stumble upon"larken (tanrim yine bir fiil buldum,güzelim türkçemize), şu ve şu site çıktı karşıma. bir tanesinde tahda "brain storming" yaparmış gibi grubu yazdıktan sonra music storming yapıyor, diğerinde de sevdiğin iç grubu/kişiyi yazıyorsun sana bir grup öneriyor... sevgili müzik severlerin kullanımına sunuyorum...
ben, silverchair/regina spektor/goldfrapp yazdıktan sonra karşıma eisley diye bir grup çıkardı bakalım ne çıkacak gnoosic kutusundan :P
mimi
Monday, February 19, 2007
diıır dayiri
i have been seeing the most weirdest dreams in my life... ok ok i admit that, i've seen anime dreams after watching zillion animes, but on the other hand the dreams i had past two days were the most complicated ones...i saw flood, it was like a hollywood action movie, and last night i dreamt about a place where i can find all the places i've known...we had a conclusion that i am stucked between centuries and landscapes...
that iz all i can say right now....
si ya dear diary
mimi
edit edit: bugün yeniden moulin rouge'u izledim, ve yine çok etkilendim, göz yaşlarıma engel olamadım film süresince nasıl bir müzikaldir, her izleyişte nasıl etkiler moulin rouge insanı hala bilemiorum... bu kadar
Sunday, February 18, 2007
evet efendim
geçen günlerin birin de "the lake house"u izlemiştim, güzel bir anlatımı var, filmin sonunda anladım ki, doğru insan doğru zamanda karşıma çıkacak.... evet evet göz yaşlarıma hakim olamadım biliorum, sulu gözüm ben :(
işte bu kadar bu aralar bir de bol bol muzik dinliyorum sevgili miyet'e tavsiye grupları için teşekkür ederim, çok sevdim onları da efendim....
sevgiler mimi
edit edit: size çok cici bir blog da tavsiye ediyorum, dünya haberlerine merhaba demeniz için :P
Friday, February 09, 2007
music
çarşamba akşamı babylon'daki messer chups gig'ine gittik, çok kuuul bir basçıya sahip olan cici moskova'lı messer chups elektronic soft rock yapıyor. 50'ler, 60'lar, 70'ler, 80'lerden popüler şarkıları da coverlamayı unutmamışar tabiki... eski korku filmlerinden alınmış eğlenceli barkovizyon gösterilerileri sayesinde hem güldürüp hem de coşturdular biz kalabalık içindeki insanları...
Sunday, January 28, 2007
bişiy
oh tedy bear i adore you
Bir ilki başarmam final haftamı geçmem değil, son sınavda sevgili öğretmenimizden aldığım sevgi dolu yorum. Lyrik interpretation ve iş başvurusu olan sınavda annemin arkadaşına iş başvurusu yaptıktan sonra sıraya dizlerimi sıkıştırıp tahtada yazılı olan şiire bakmaya başlamıştım ki sınıf içinde volta atan sevgili öğretmenimizin bana "istersen sana bir de peluş bebek verelim tam olur işte" demesiyle güldük cümbür sınıf. Hehehe, bakalım daha ne gibi şen şakrak dakikalarla karşınıza çıkacağıım.
görüşmek üzre
Monday, January 22, 2007
colors have deeper meanings :)
Red is a color of high emotion. Studies show it stimulates shoppers and appetite.
The opposite of red, blue is a “cool” color that communicates elegance and quality.
Green symbolizes health and nature.
Yellow is another attention-grabber.
Purple This color signifies royalty, luxury and wealth and therefore isn’t appropriate for self-storage uses that promote value and savings.
Brown is earthy and signifies reliability and genuineness.
Do you speak the language of color?
Wednesday, January 17, 2007
stumble zararları
Herneyse, yarın için bir ödev yetiştirirken tıklanan SU'nun zararı cidden büyük, çünkü Mimi'nin karşısına şu kareoke sitesi çıkar ve üye olur... Gecenin bir yarısında evden "Twinkle twinkle little star, Old Macdonald, Alphabet Song ve This Old Man" nameleri yükseldi. Aslında güzel güzel şarkılar da var ama sardırmamam gerekiyor sanırım bu saatte. Zaten ödev de yalan olmuş durumda sabah erkenden kalkılıp yapılacak...
nayt nayt
:)
Sunday, January 14, 2007
güzel türkçemiz :)
Size güzel türkçemiz hakkında bilgi vermeye devam ediyorum...
Takıntılı ve takıntısız sesler:
Hareket eden organlar sesler için iki durum meydana getirir, iki çeşit hareket yaparlar. Bunlardan birincisi temas, ikincisi yaklaşmadır.
Birincisinde organlar birbirine temas ederek ses yolunu az veya çok, tam veya yarım kapatırlar. Böylece gelen akımın önüne muhakkak bir engel çıkarılır. Ve akım bu engele takılarak, bu engeli açarak sesi meydana getirir. Bu durumda meydana gelen sesler takıntılı seslerdir. İkincisinde ise hareket eden organlar birbirine temas etmes, sadece yaklaşırlar, fakat aralarında geniş açıklık, rahat bir geçit kalır. Ses yolu bir engelle tıkanmaz. Gelen akım biraz daraltılmış yolda ilerler, fakat yolunu kesen bir takıntıya uğramaz. Bu durumda teşekkül eden sesler takıntısız seslerdir.
Demek ki seslerin teşekkülünde ses yolu engelli yol, engelsiz yol; takıntılı yol, takıntısız yol olmak üzere iki durumda bulunur.
Sedalı sesler:
Vokallerin hepsi sedalıdır. Sedaları ses tellerinden elde edilir. Ses telleri vokallerde gevşek bir şekilde kapanır ve sadece titreşimi sağlamak için hava akımının önüne çıkar. Sedalı konsonantlarda ise bitişime ve akım daha kuvvetlidir.
İsnat grubu:
İsnat grubu biri diğerine isnat edilen iki isim unsurunun meydana getirdiği kelime grubudur. İsnat edilen unsur isnat olunandan, kendisne isnat yapılandan sonra gelir. Kendisine isnat yapılan unsur ya yalın halde bulunur veya iyelik eki almış olur. ....
Evet sevgili okuyucularım sizin de türkçenizin güzel olması için yazdım bu bilgileri, lütfen dikkate alarak okuyunuz....
mimi
Sunday, January 07, 2007
C.S.I. Ankara: İki cinayet aydınlatıldı
(şaka bir yana böyle korkunç haberleri, böyle korkunç başlıklarla yayınlayan zihniyet gerçekten garip)
Saturday, January 06, 2007
escape from homework
Ödevden kaçmak uğruna yapılanlar listem bugün gerçekten uzadı... Zaten saat 14:00'da kalkmanın da verdiği şaşahane huzurla kahvaltı için pancake yapayım dedim, yaptım da ama yemedim; duruyorlar içeride hem de çikolatalılar, mmmh yammy, sonra ne alaka ise sucuk ekmek yedim. Zaman da akıyor durmuyor hani. Çay keyfimle cnbc-e'de Battlestar Galactica'yı ilk defa izledim, huyum değildir böyle sci-fi diziler izlemek, ama sevmedim de değil hani. Dizimizin de bitmesinden sonra geldim saatlerce stumble'da thumbs up yaptım. Yok yok o da yetmedi emesen'de çet yaptım. Aslında bugün bir arkadaşımla Kadiköy'de buluşmayı konuşmuştuk, ama tembel ben kara cumartesi bulutlarının da üzerimde olması nedeniyle istemedim, pazartesine erteledik buluşmamızı...
Sevgili Harry Potter AğacıNeyse zaman geçmedi tabi, arada annem aradı beni yemeğe çağırdı, tamam gelirim dedim. Lakin yine telefon çaldı ve imdadıma starbucks koştu, gittik kahve içtik. Arada stumble yaparken karşıma bu site çıktı ve ben de hangi tarot kartı olduğumu öğrendim. I am the great shining Empress :)! Güzel açıklamam da:
"
Beauty, happiness, pleasure, success, luxury, dissipation.
The Empress is associated with Venus, the feminine planet, so it represents, beauty, charm, pleasure, luxury, and delight. You may be good at home decorating, art or anything to do with making things beautiful.
The Empress is a creator, be it creation of life, of romance, of art or business. While the Magician is the primal spark, the idea made real, and the High Priestess is the one who gives the idea a form, the Empress is the womb where it gestates and grows till it is ready to be born. This is why her symbol is Venus, goddess of beautiful things as well as love. Even so, the Empress is more Demeter, goddess of abundance, then sensual Venus. She is the giver of Earthly gifts, yet at the same time, she can, in anger withhold, as Demeter did when her daughter, Persephone, was kidnapped. In fury and grief, she kept the Earth barren till her child was returned to her." imiş.
Bir günümü daha ödevlerden fellik fellik kaçarak geçirdiğim için, yarın işim çooook. Sevin beni sevgili insanlar.
Friday, January 05, 2007
tarina tarantino

Anyway, i was watching fashion events @ world fashion tv about Tarina Tarantino last morning, while eating breakfast. She became a jewelry designer and she has a marvellous, sparkling, shimmering, pinky collection with hello kitties and of course barbie :) . Anyone who likes or loves me can buy me her jewelly as well... I would never say no for that kind of gifts.... hihihi
Have a sparkling day!
Mimi.
Thursday, January 04, 2007
yeni yıl
ah neler neler var bir bilseniz. bu yıldan çok şey istiyor ve bekliyor olacağım. aslında hepimizin hakkı yeni yıldan iyi bişiyler beklemek. aman herneyse. sakin ve mutlu bir şekilde girdim yeni yıla, umarım yeni senem de böyle sakin ve huzurlu geçer. haha ben ve huzur yok şaka gibi bişiy değil mi. bir çok ödev var yazılması gereken, okunması gereken kitaplar, izlenmesi gereken bollywood filmleri :).
bir de tabi bayramda girdik yeni yıla, bu durumda her günümüz bayram gibi mi olacak, yoksa hepimiz delimiyiz. (ay korktum kendimden, saçmalamamın doruklarındayım yine her zamanki gibi)
dııt dııt dıııt normale geri dön mimi...
Haruki Murakami'den Zemberekkuşu'nun Güncesi'ni (the wind-up bird chronicle) severek okumuştum, sanırım sırada Norwegian Wood var :). Robinson yolları taşli geliyor kırmızı saçlı...
Monday, December 25, 2006
Der gute Mensch von Sezuan - B.Brecht
Ich will nicht ausrechnen, was es kostet.
Ich will nich nachdenken, ob es gut ist.
Ich will nicht wissen, ob er mich liebt.
Ich will mit ihm gehen, den ich liebe."
Sunday, December 24, 2006
Flowers Emilie Simon
it's such a shame you're a boy
but when you are not a girl
nobody buys you flowers
i want to buy you flowers
and now i'm standing in the shop
i must confess i wonder
if you will like my flowers
you are so sweet and i'm so alone
oh darling please
tell me you're the one
i'll buy you flowers
i'll buy you flowers
like not other girl did before
you were so sweet and i was in love
oh darling don't tell me
you found another girl
forget the flowers
because the flowers
never last for ever
never last for ever
never last for ever
my love
ödev yazamama problemi
Saturday, December 23, 2006
lucky little shark
I thank you for everything you have said today.
Sunday, December 17, 2006
Sunday, December 10, 2006
Nouvelle Vague Konseri ve Kırmızı Balonlu Araba
Sunday, November 26, 2006
bilginin kaynağı
Herkes için farklı bir anda ve özgün bir oluşumda bir araya gelen bu genetik bilgi, organizmanın biricikliğini oluşturur. Bu biricik oluşum kendi kuralları içinde insanın ihtiyaçlarını ortaya çıkaran ve kişiye kimlik kazandıran büyümeyi, gelişimi ve özellikleri düzenler."
Thursday, November 23, 2006
aurora borelias
Wednesday, November 22, 2006
yeşil ışık
Sunday, November 19, 2006
benim küçük beynim
"Eee Mir, öle çat diye bir ayda karar değiltirirsen böle olur. Otur oku!!" diyorum kendime... Bakalım gelecek planlarım ne yönde gelişecekler, yok aslında pek öyle planım.
Ah bu hayat denen tek dişi kalmış canavar bize neler çektiriyor, hayat var mı diye sorsak - elle tutulmaz gözle görülmez desek - evet hayat yok diyebiliriz. Haha delirmiyorum daha, o kadar değil yane.
Biraz can sıkıntısı, biraz yorgunluk, biraz üşengeçlik...vs vs
Bütün bunları bir yana bırakırsan Miray, bak görecen güzel günler seni bekliyor... Nouvelle Vague konseri var unutma, al biletini git eğlen, hak edeceksin...
Ananem aferim kızım çalış çalış bak sonunda sen rahata ereceksin demeyi her gün kendine ödev edinmiş durumda. Bir de hadi evladım hayırlı dersler, gününün güzel geçsin demeyi de ihmal etmiyor evden çıkarken, tabii gelincede eeee hangi dersleri yaptınız, sınavların ne zaman başlıyor, bak çok çalış e mi, akşama yemek yapmadım üşendim, erken yat gene bembeyaz oldun senlerle hayatıma eğlence katıyor...canim benim
Monday, November 06, 2006
oku oku bitmez
Thursday, October 26, 2006
Portishead - Glory Box
Playing with this bow and arrow
Gonna give my heart away
Leave it to the other girls to play
For I've been a temptress too long
Just. .
Give me a reason to love you
Give me a reason to be ee, a woman
I just wanna be a woman
From this time, unchained
We're all looking at a different picture
Thru this new frame of mind
A thousand flowers could bloom
Move over, and give us some room
Give me a reason to love you
Give me a reason to be ee, a woman
I just wanna be a woman
So don't you stop, being a man
Just take a little look from our side when you can
Sow a little tenderness
No matter if you cry
Give me a reason to love you
Give me a reason to be ee, a woman
Its all I wanna be is all woman
For this is the beginning of forever and ever
Its time to move over... ...
Wednesday, October 25, 2006
canım bayram cicim bayram
bu kadar sanırım...
kaçak ben
Thursday, October 19, 2006
no title
-orhan amca nobel sahibi oldu, ne mutlu ona.
-spiderman namaz kılmayı öğretiyormuş, marvel desteki mi değil mi bilemiyeceğim, ama spiderman'in kafasında maske olması büyük bir tartışma yaratmış durumda, ve spiderman'in dini bir mezhebi bilem varmış, eh iyi kandiller o zaman sana spideramca.
-yeni trendleri bilmiyorum, ama ben babet içine renkli çorap giymeye başladım, bir de saçlarımı iki yandan çin çubuklarıyla topluyorum, tanıyanlar delirmediğimi anlarlar zaten...bazen esiyor böle.
-saçımı uzatma yollarında ilerlerken garip şeyler yapmak güzel tabii...
-istanbul'a kış geldi, yamurlar başladı, bakalım kar nası olacak...kar botu almak lazım tabii, karda kışda okul yollarında üşümemek lazım...
-örgü örmeye başlamıştır sevenler, benim de yünlerim var, annemin dediğine göre trikotaj makinesi gibi örüyormuşum.
-28'inde mogwai konseri var, gidilecekler sırasındaaaa
sanırım şimdilik bu kadar,
hava değişikliğinden midir nedir, uykularım şahane yine...
Sunday, October 15, 2006
die Bäume;
Friday, October 13, 2006
neden?
Thursday, October 12, 2006
Tuesday, October 10, 2006
Thursday, October 05, 2006
düşün düşün de nereye kadar
" Der Worte sind genug gewechselt,
Laßt mich auch endlich Taten sehn! " (Direktor, Vorspiel auf dem Theater - Faust 1)
Listening to: Oi Va Voi - Yesterday's Mistakes, bakalım kaç kere dinlenecek bu daha...
Gucci ayakkabı mı alsam, mmh yoksa LV çanta mı... Sabahtan beri bunu düşünüyorum, yok yok ikisini de almalıyım, sanırım herşey o zaman güzel olacak. Ben de sürüye katılacam ne mutlu bana.
Herneyse çok şey değişti, ben değiştim, tanıdığım insanlar değişti, düşüncelerim değişti, hayata bakış açım yok oldu (yeni bir bakış açısı aranıyor). Bazen düşünüyorum, ben böyle olmasaydım yine olanlar olurmuydu, bence olurdu, sizcesini bilemem. Bazı şeyleri engelleyemezsin, ben zaten engelleme yanlısı bir insan da değilim, herkes gibi ben de hata yapıyorum, özür dilerim de insanlardan, ama kimseyi aptal yerine koyup da arkalarından iş çevirmem, yalan söylemeyi de beceremem(bilenler bilir). Bugüne kadar yaptığım şeylerden pişman da değilim, o günlere geri gönderseler ben yine aynısını yapardım, geçmişi değiştiremem zaten, ha ayriyeten everything happens for a reason. Düşünüyorum hadi tamam ben bir yerde insanlara gereğinden fazla güvenmekle hata yapmış olabirim, ama en yakınımdaki insan hala bile bile lades diyor, sabrımımı sınıyorlar hala bilemiyeceğim. Tanıyanlar tanır beni, kavga eden bir kişi değilim, birisi arkamdan ileri geri konuşsa bile ben gidip ona vay sen böle dedin demem, diyemem...(gereksiz)ama gerçekten olan şeyler artık benim bile bu kavga etmeyen kişiliğimi zorluyor, beni bile aşıyor. Ben yine sakin kalmayı denesem bu sefer biter mi acaba......
"Until one is committed, there is hesitancy, the chance to draw back-- Concerning all acts of initiative (and creation), there is one elementary truth that ignorance of which kills countless ideas and splendid plans: that the moment one definitely commits oneself, then Providence moves too. All sorts of things occur to help one that would never otherwise have occurred. A whole stream of events issues from the decision, raising in one's favor all manner of unforeseen incidents and meetings and material assistance, which no man could have dreamed would have come his way. Whatever you can do, or dream you can do, begin it. Boldness has genius, power, and magic in it. Begin it now."
Friday, September 29, 2006
Ain't Got No Friends
I ain't got no home, ain't got no shoes
Ain't got no money, Ain't got no clothes
Ain't got no perfume, Ain't got no skirts
Ain't got no sweaters, Ain't got no smokes
Ain't got no god.
Ain't got no father, Ain't got no mother
Ain't got no sisters, i've got one brother
Ain't got no land, Ain't got no country
Ain't got no freedom, Ain't got no god,
Ain't got no mind,
Ain't got no earth, Ain't got no students
Ain't got no father, Ain't got no mother
Ain't got no sweets, Ain't got no ticket
Ain't got no token, Ain't got no mind
Ain't got no land.
But there is something i've got,
there is something i've got,
there is something i've got,
nobody can take it away...
Got my hair on my head
Got my brains, Got my ears
Got my eyes, Got my nose
Got my mouth, I got my smile
I got my tongue, Got my chin
Got my neck, Got my boobies
Got my heart, Got my soul
Got my back, I got my sex
I got my arms, my hands, my fingers,
my legs, my feet, my toes,
and my liver, got my blood..
I got life, i've got life's, i've got headaches,
and toothaches and bad times too like you ...
Got my hair on my head
Got my brains, Got my ears
Got my eyes, Got my nose
Got my mouth, I got my smile
I got my tongue, Got my chin
Got my neck, Got my boobies
Got my heart, Got my soul
Got my back, I got my sex
I got my arms, my hands, my fingers,
my legs, my feet, my toes,
and my liver, got my blood..
I got life, and i'm going to keep it
as long as i want it, I got life.....
Thursday, September 28, 2006
Monday, September 25, 2006
yanıp tutuşuyorum
Aslında alakasız bir resim, geçenlerde bir arkadaşımla turist olmaya karar verdik ve kendimizi Sultanahmet'in sihirli ellerine bıraktık, Ayasofya ve Yerebatan'ı gezdik ama oraları gezmeden önce kendimizi kırmızı citysightseeing otobüsünün içinde bulduk ve İstanbul'u turladık... Güzel ve eğlenceliydi... İnsan yaşadığı şehre turist gözüyle pek bakmıyor, her zaman el altında olan mekanlar gibi geliyor ama gitmek görmek lazım gibime geliyor, devam edeceğiz bu turist günlerine zaman içinde, gezmek görmek lazım, tanımak gerekir İstanbul'u (ehehehe).Neyse bu turist günün üzerinden epey bir zaman geçti. Ben ne yaptım, dinlendim bu yaşımdan sonra çıkan ilk gençlik sivilcelerimle arkadaş olmayı düşünmeye başladım, kitap okuyup, film izleyerek, dışarı çıkarak günlerimi değerlendirdim. Defter kalem almak lazım.
Bu saçma sapan yazı için pek bişiy demek istemiyorum...Kafamda binlerce düşünce varken, zor oluyor yazmak. Sağdan soldan önden arkadan heryerden binlerce düşünce akın ediyor, eh hepsini yazmaya kalkarsam yazının sonunu ben dahi tahmin etmek istemem.
Saglıcakla kalalım efendim!
mimi.
Wednesday, September 06, 2006
pembe hoodie
Bugün bir garip zaten...
Amaan neyse, gene ben deli dolu hayatıma devam etmeliyim sanirim...
Dün başımdan geçeni annatayım da biraz eğlence olsun.
Sabahtan işlerim vardı onları hallettikten sonra gittim saçlarımı boyattım(biliyorum ama dayanamadım) evet PiNk gibi olmadım malesef ama bir gün öle de çıkabilirim herkesin karşına...
Hersyse sonra Topane taraflarından gidip ilaçlarımı almam lazımdı ama akşam oldugu için gidince birileriyle birşey yapmak istedi cnm...Neyse insanların nerde olduğunu öğrendikten sonra Topaneden taksiye binip Galatasaray'a çıktım, inince lisenin orada bir kaç polis otobüsü vardı (otobüs olsa da pek polis olmayabiliryor), eh bende kenardan kıyıdan gideyim diye otobüsün yanından geçerken tünel tarafından da taksim tarafından da gürüh halinde siperli binlerce polis çevremi sardı ben ne olduğunu anlamadan, renkli giyinmenin bana bu kadar kolaylık sağlıyacağını bilemezdim dahi, simsiyah giyinmiş polislerin içinde pembe bir şey geçmeye çalişıyor, beni gören polisler bunun burada ne işi var bakışı atıyor, ve bana yol açmaya çalıştılar kendi aralarından(kendimi prenses gibi hissettim) ehehehe. Tabii sonra ürküp hızla bizimkilerin yanına gittim korka korka....
işte bu da böle bir anı....
Sunday, September 03, 2006
yazmak geldi içimden bunu
dün gece kapanan fayırfoks yüzünden yeniden
Neyse, geçen haftamı çılgın beldemiz "Kumla"da ananemler ve yaş ortalaması 70in üzerindeki Site 49 sakinleriyle geçirdikten sonra kendi arkadaşlarım çok genç gözüktü bir an gözüme. Ehehehe aslında şaka bir yana gerçekten zor her ne kadar bilgili insanlar olsalar dahi cenerasyon farkı kendini açığa çıkartıyor. Bizim yazlık Gemlik Körfezi'nde söliim de neresi burası demesin insanlar. Saat 3-4 e kadar devam eden gazino kültürü de var, olur da elektrikler kesilirse sessizliğin değerini anlıyor insan. Eğer akşam gittiysen ve ortam sessizse kendini kötü hissediyorsun, köy olduğu için jandarmalar sözde kontrolü sağlıyor... Amaan neyse işte.
Dün göz doktoru göz bebeklerimi büyütmüştü. İrisimin kasları çalışmıyor hala gözbebeklerim kocaman, ve korkunç baş ağrım var miiii, eski halimi istiyorum, gözlerim ışığa reaksiyon göstermeli di mi ama. Mavi gözlü olsaydım freak of nature day 2'yu yaşıyor olacaktım.
sevgiler
mir.
Wednesday, August 23, 2006
Never let go - Josh Groban
The search for an answer is met with a darker day
And we've been handed these moments forever
But i'm reassured there's another way
You don't have to close your eyes
There is room for love again
Ease the pain to realize all that love can be
Forced apart by time and sand
Take a step and take my hand
And don't let it go
Never let go
Broken, ones connected
We were so strong and so blessed in a simple way
So don't let me go it alone
Turn your head up to the sky
Nothing down below but me
Face the truth to relize all that we could be
Torn apart by rage and fear
Hold on to what brought you here
Don't let it go
Never let go
Turn your head up to the sky
Nothing down below
Don't let go
Sunday, August 06, 2006
beyaz sayfa
Friday, August 04, 2006
Wednesday, August 02, 2006
Can't you sleep little bear?
Saturday, July 29, 2006
Ikimono-Gakari - - Hanabi
Sımsıcak bir İstanbul yaşayanları bunaltıyor, Güney Afrikaya gitmeye zorluyor :).
Neyse dün annem "Haydi, yarın piyer lotiye şu yarışı izlemeye gidelim?!"diye bir düşünce öne sürdü. Ben yine mıymıylığımı yaptım tabi. Sabah aradı, hazırlanmamı söledi, nafile ben uyumuşum hı hı dedikten sonra. Yeniden telefon çaldığında canıım rüyalarımdan kalktım :P. Aşşağıda biraz beklettikten sonra inebildim, ehe arabada makyaj seanslarımdan bir tanesini daha bitirdikten sonra sıcağın ve kendine gelememenin somurtkanlığıma büyük etkisi vardı. Biz ki hiç bir zaman bir yere gidip saatlerce oturamayan insanlarız; tabii ki, bunaltırcasına olan bu güzel İstanbul yaz gününde yine aynı şeyi yaşadık. Önce kendimizi bir Haliç Köprü'sünün dibinde kayık cafesinde bulduk, oradan işte birşeyler izlemeye çalıştık, çılgın pilot amcanın küçük uçağıyla akrobasi gösterisini. Öğrendik ki asıl yarış bir saat sonra başlayacak, biz biraz ileriye gidelim dedik, Rahmi Koç müzesinin oralarda yurdum insanı kaynayan bir parkta buluverdik kendimizi, Ahmet Çekirdekyiyengiller ile yarışın ilk bölümlerini izledi, pek bişiy gördük denemez, çünkü geride kalıyorduk, orayı da beğenmeyince daha bir ileri gidelim dedik. Allahtan yanımızda kamp taburelerimiz vardı. İşte üçüncü ve son durağımız olan bir tepede yine yurdum insanı ile birlikte izleme çabaları içine girdik şahane yarışı. Aslında pilot amcalar çok yetenekliler, adrenalinlerinin de etkisiyle bizlerden çok eğlenmişlerdir eminim. :)
İşin acı tarafı, yane hoş güzel enteresan birşey izlemeye giden yurdum insanı yine piknik modundaydı, piknik modunu bıraktım, kayık kafe dışında gittiğimiz çimenliğimisi her yer bir nevi çöplük olmuştu... Yazık gerçekten.
Haydi sağlıcakla kalın...
Friday, July 28, 2006
Moshi moshi
Neyse bu aralar kendimi çok fazla dizi hatayına kaptırdım, sürekli bir seriyi izliyorum. Hatta birileri de bildğiniz gibi takıntılı beni animeye sardı. Zaten çok severim film izlemeyi de.
Aslında bu takıntı Gilmore Girls ile başladı, ilk başta aman ne sıkıcı itibarını verdiysede Stars Hallow'u tanıyınca bir başka tad almaya başladım. Hergün cnbc-e eski bölümleri veriyor, bir de ben de olanlar var. Bir gün bendekileri izlerken baktım tivide G.G. saati, gittim açtım reklamlardaydı, dizi yeniden başlayınca algıda kopukluk yaşadım ve bir an kendi kendime dedim demin başka bir sahneydi ne oluyoruz. Daha sonraki günlerde over G.G.'den dolayı dışarı çıktığımda kendimi ilk olarak kahve almaya şartladığımı fark ettim. Yane kahve manyaklığım var, o apayrı bir konu ama, bu kadar değildir. Bütün gün hatta 2 3 gün içmesem aramam yane deli gibi yi pek diyemem de aslında :) . Hadi G.G. en azından biraz realistik, yane insanlar gerçek, e anime tabii bu durumda çoşturuyor. Anime maceramda birilerinin bana "raatsız etme anime izliyorum"larıyla başladı. Yane fox kids de Shaman King var, aynı bölümleri tekrarlasalar bile izliyorum. Eh Candy ile de büyüdük, hatta Sailor Moon da var. Sonra dediler ki youtube 'dan izleyebilirsin (e bana bu sölenmez di mi ama). Bleach diye bir anime. Hadii ilk bölümü izledik, ingilizce alt yazı takip etmekten imanımız gevremeye başladı, insan devamını merak ediyor di mi ama! İkiydi üçtü dörttü beşti derken baya bir bölümü üst üste izleyip havayı aydınlattım. Asıl maceralarım ileriki bölümlerde gerçekleşti. Koniçiva, sayanora olan Japonca hazneme bayaa bir kelime eklendi (takriben on tane daha). Ama tabi anında loading olduğu için istesen bütün seriyi bitirebilirsin. Ben o kadar abartmiim dedim, maksimum 12 bölüm yok yok 15 bölüm izledim. Zaten olanlar da o zaman oldu, kulağın o kadar alışıyor ki Japonca duymaya belli bir zaman sonra masa toplar buldum kendimi, bir şey eksik nedir bulamadım masa toplarken, ve bir 30 saniyeden sonra alt yazılar dank etti. (Uykusuz bir günün ardından gittiğimiz İspanyol filmi vardi yarı İngilizce yarı İspanyolca onda da dil geçişlerini yakalayamıyordum yorgunluktan) Dün gece de bilmemkaç bölüm izledikten sonra yattım uyudum. Hayatımın en büyük şokunu yaşadım kalkınca, saçma sapan rüya görmüşümdür, ama ne diyeyim ilk defa anime rüya gördüm, hem de japonca.
Arigato :)
Saturday, July 22, 2006
Friday, July 21, 2006
iyiki varsın
Geçimşinde hüznü mutluluğu açıkçası herşeyi tümüyle yaşamışlığında verdiği o olgunlukla bugün bile neşe dolu, hiç bir zaman gülümsemesi eksikolmayan, yaşadığı sağlık problemlerini bile kimseye göstermeme çabası içinde yarınları düşünüyor. Canımız sıkıldımı herşeyi bırakıp sokağa çıkarız, yürürüz, sinemaya gideriz, eğer evde yemek yapmaya üşenirse ya beni dışarı çıkarır ya da "Miray, şu internetten yemek söleyelim" der. Eve misafirimiz gelecekse bir anda bana binlerce şey söylemeye başlar ve evi toplarız tabii ki... Evde olduğum günlerde her sabah birlikte kahve içer fal kapatırız. Arada - gün aşırı da denebilir - nenem (annanemin ablası olur ve evet 86 yaşında) de gelir, beraber iskambil oynarız saatlerce.
İki sene önce yeniden geldi İstanbul'a, eskiden Ankara'da yaşardı tabii biz de bütün tatillerde Ankara'ya yollardık kendimizi.... Artık Ankara'ya gidecek pek nedenim de yok yane... Benim annaneme taşınmam, onun İstanbul'a gelmesinden daha uzun sürdü. Hehehe bugün bile bizim evden bir iki parça eşyamı getirdim, iki senedir bütün odayı getiremedim ya e pes bana artık.
Annane sen buraya taşınmasaydın ne olurdu kim bilir, ya da ben bu seneyi nasıl geçirirdim....
Bugüne kadar inanılmaz enerjinle bana ve hayatıma o kadar çok şey kattın ki anlatamam, sen bunları okuyamasanda herşeyi biliyorsun zaten....
İyiki varsın....
pro/contra tatil
- gezilecek bir çok yer var aslında (kültür dolu bir şehir)
- okunmamış kitapları bitirebilme
- izlenmemiş filmleri izleme şansı
- sea - sun - fun üçlüsü de var tabii
- odayı toplama imkanı (ki bu pek pro sayılmıyabilir aslında)
- resim yapabilme yeteneğimi yeniden kazanma çabaları... (başaracağım)
- şuradan anime izlemek istediğin zaman yeterince boş vakit (bkz: bleach - tamam bugün öğrendim bu anime serisini, deli gibi de izledim ve beğendim)
- internette deli gibi vakit öldürsen bile bi zararı yok çünkü tatildesin
- tiyatro desem ııh sezon bitti yane olmaz artık
- bir çok festival vardı onlara gitme şansı
- bomboşsun yapacak hiçbirşeyin yok git zaman öldür diye düşünmen yüzünden hiçbir şey yapmamışsın
- arkadaşlarının ya çalışıyor ya da staj yapıyor olmasından dolayı pek fazla vakit geçirememeniz
- tatil ruhuh sana verdiği o mayışıklık yüzüden bütün dengelerinin sarsılmış olması
- sabah yerine akşamın bilmem kaçında kalkıyor olmanın verdiği sersemsepetlik
- iş bulup çalışmak istemene rağmen sevgili ülkemizde part-time/dönemsel çalışmanın yayğın olmamasından dolayı pek birşey yapamaman
- yazlık yaş ortalaması 75 üzeri olduğu için gitmeyi istesen bile, nedense bir türlü içinden gelememesi
Bunların yanında izlediğin filmlerin verdiği huzur, en azından dertleri tasaları o anlarda beyninden uzaklaştırması, biraz iyi. Sen şu / bu gibi sitelerden bulduğun dizi ve filmerle yetinirken bazı sevimli insanlar ah bak şunu da izle dedikleri anda benim listeme binlerce daha dizi/film/anime ekleniyor. Ayriyeten beni bir de animeye sardıran zihniyetlere çok ve çok müteşekkirim. Bütün gün evde oturup izledim sayelerinde, çok da sevdim hane.
Neyse işte günler birbirini kovalarken ben de bir şekilde ayak uydurma, yaşama çabası içinde gidip geliyorum. Bakalım tatilin ilerki günleri neler getirecek bana merakla bekliyorum.
p.s: I need a miracle....
Wednesday, July 19, 2006
quote
Tuesday, July 18, 2006
13 cidden sorunlu rakam, ya da ben!!!
bitti.
Saturday, July 15, 2006
:)
| Ariel |
| Stasis in darkness. Then the substanceless blue Pour of tor and distances. God's lioness, How one we grow, Pivot of heels and knees! ---The furrow Splits and passes, sister to The brown arc Of the neck I cannot catch, Nigger-eye Berries cast dark Hooks --- Black sweet blood mouthfuls, Shadows. Something else Hauls me through air --- Thighs, hair; Flakes from my heels. White Godiva, I unpeel --- Dead hands, dead stringencies. And now I Foam to wheat, a glitter of seas. The child's cry Melts in the wall. And I Am the arrow, The dew that flies, Suicidal, at one with the drive Into the red Eye, the cauldron of morning. Sylvia Plath |
jazz
Geçen haftamı Jazz Fest'e adadım desem tabiki hafiften yalan olacak, üşengeçlikten dolayı anca 2 konsere gidebildim, meğersem hadi gidelim eğleniriz işte, hem de kültürümüz artar diye düşünerek gittiğimiz ilk konser çok ünlü jazzcıların konseriymiş. Bilmeden gitmemize ragmen gerçekten de çok eğlendik konser boyunca, üzücü olan ise ilk grup sahne aldıktan sonra önlerde oturan konser gurularının ikinci grup her şarkı bitirmesinde öbek öbek gitmeleriydi. Neyse ikinci gittiğimiz konser malum Cocorosie konseri idi. Muheteşem kardeşler, kendileri de deli gibi eğlerek bizlere nefis mi nefis şeker mi şeker bir konser izlettirdiler.
Eğlenceli konser hayatım dışında uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla görüştüm. Geçmişi yadettik, hihihi.
minikstar
mir.
Saturday, July 08, 2006
what a wonderful istanbul...
turist minik


