Monday, April 16, 2007

2

Düşünüyorum, geride bıraktıklarımı... Gidenleri, kaybolanları, kaçanları, uzaklaşanları, bıraktıklarımı, unuttuklarımı, istemediklerimi, ittiklerimi... Zaman çok çabuk geçiyor, bazen durdurmak ve o güne geri dönmek istiyorum, belki bir şeyleri değiştirebileceğim güne. Acaba hangi geçmiş günü seçmeliyim diye düşündüğümde ise kendimle çelişiyorum, sonra duruyorum ve aynada kendime bakıyorum, gerçek karşımda. Evet, o güne dönsem yine aynı davranırdım diyorum gözlerime bakarak.

Neden ben de bilmiyorum, bir bakıyorum büyümüşüm, binlerce sorumluluk altında küçükken büyümüşüm, e ne değişti ki, ben yine aynı ben, biraz yorgun, biraz üzüntülü, bazen geçmişin gölgesi altında ezilen, bazen mutlu günleri hatırlayıp sevinen. Mutlu günler var yaşanmış, ama kötü olan o mutlu günlerin istemesem de bana acı vermesi, paylaşılanların anlamlarını yitirmiş olması, gölgelerde yaşanmış bir geçmiş sanki gizli, kaçarak, unutulmak için yaşanmış belki de paylaşılamamış bir hayat. Bir hayat ki bana biraz Pollyanna' yı anımsatıyor, evet istemesem bile çoğu zaman oynamak zorundaymışım gibi geliyor. Bir şey duyuyorsun seni şoke eden, ama ellerin kolların bağlı. Buna üzülüyorsun, ama belli de etmemen gerekiyor. Öyle bir an geliyor ki, hiç bir şeye inanmak istemiyor o küçük yüreğin. Dışarı baktığında sonsuzluğa uçan kuşlar biraz da olsa dindirebiliyor, kalbindeki o minik sızıyı... Sadece izliyorsun, hayat akıyor bir yanında, birilerini sonsuzluğa gönderiyorsun, çıkıyorlar hayatından temelli. Onları bir daha göremeyeceksin, belki onları ne kadar çok sevdiğini söyleyemeyeceksin, söylemek istediğinde inancın yitecek...


Yürürken bir adım geride bıraktığım insanlar, önümden hiç çekilmeyecek olanlar, süreli/süresiz yanımda benimle yürüyenler, elimi tutanlar, arkamda saklanmaya çalışanlar... Gerçekten hayatlarımızı paylaşıyor muyuz acaba, birlikte yaşıyor muyuz “o anı”, beraberce “carpe diem” dediğimiz zamanlarda dürüst müyüz kendimize? Ne kadar çok soru var değil mi. Kimi cevaplı, kimini hala merak ediyoruz, belki birçoğunun cevabını hiç öğrenemeyeceğimiz sorular. Hem kendimizin içinde, hem de başkalarının hayatları ile alakadar. Birçok şeyi görüyorum, duyuyorum, kim bilir neler söyleniyor daha duymadığım, neler gizleniyor, neler saklanıyor… Hiç düşünüyor muyuz acaba, aynı durumda ben olsaydım diye, belki de düşünmeden “seni anlıyorum” ile yetinmeye çalışıyoruz. Ben bile kendimi anlayamazken, seni nasıl anlayacağım ki…

Başkalarının hayatlarını mı yaşıyoruz gerçekten?

Severek, hissederek, mutlu olarak, hıçkırıklarla susmamasına ağlayarak, gülerek, düşünerek…

dinlenen - silverchair

Thursday, April 12, 2007

karnım ağrıdı gülmekten

İyi Niyet Kutusu says:
burcu
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ben kimim
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ya blogu okuuu
İyi Niyet Kutusu says:
seni tenhaya alabilirm miyim bi sn
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ehheheheh
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
haiyr
İyi Niyet Kutusu says:
gel bacım gel
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
:D
İyi Niyet Kutusu says:
benden zarar gelmez
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
ehhehehe
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
gelmiycem
İyi Niyet Kutusu says:
gel şööle bi köşeye sen
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
gelmiycem
İyi Niyet Kutusu says:
gel kız
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
eheheheheheh
İyi Niyet Kutusu says:
naz yapma
İyi Niyet Kutusu says:
haha
momoiro mimi says:
ehehehe
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
tmm yahu sustum ya
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
offf
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
mimi ya sen cagirdin dimi beni sustursun diye
momoiro mimi says:
ehehe
momoiro mimi says:
hayır
momoiro mimi says:
valla hayır
İyi Niyet Kutusu says:
bak bak
ainarielancalim- sahin abi we love you says:
g.t
İyi Niyet Kutusu says:
nası bilio
İyi Niyet Kutusu says:
haha

Tuesday, April 10, 2007

25. cüzdanımız hayırlı olsun efendim....

Bu durumda iki sene boyunca cüzdan almamam gerekiyor... Efet efet kendime börtdey hediyesi olarak cüzdan aldım "mickey mouse"lu hem de... yihuuuu. Neyse çanta ve cüzdan manyaklığım gene azmış vaziyette, evet bucu kızacaksın ama yeni bir çanta da istiorum. Bakalım artık Haziran'da alırım her halde yeni bir tane, dayanabilirsem şayet.

Son iki günümüzü gayet eğlence dolu geçiriyoruz, sanki liseye ye
ni başlamış kızlar gibiyiz. Aptal aptal geziyoruz, sözde vize haftam, hanıımlar duyrulur ders çalışmam lazım... (hahahaha yazarken ben bile inanamadım buna evet evet)
Mesela dün, arkamı döndüğümde bucu hanım animeden fırlamış bir şekilde sırı
tıyordu (bkz: resim 1). Daha , nişantaşı dolmuşlarına giderken, Gezi'de ufak çapta ekler krizi yaşadık, ve dört tane cilekli kukiyle durumu kurtardık. Nişantaşı'na İstiklal'den daha sakindir düşüncesiyle gitmiştik. Sakindir diye Kırıntı'ya oturduk, ilk iki üç dakika boyunca sakindi, sonra 15 yaş altı gençlerin doğum günü yapmalarıyla, orası başımıza yıkıldı... Hakkaten delirdik, yane sakin sakin oley salata - şarap modumuz bir anda yok oldu gitti.

Efendim bugün ise, sevgili ingliş vizesinden çıktıktan sonra, kısmen "mi taksim'e gel derhal" diyen bir telefondan sonra tabiki kendimizi, Şahika'da bulduk, Zeyn Hanım'ın da gelmesiyle, ortalık şenlendi şaklandı, kaynaşma planları yapıldı, umarım kaynaştırma planlarımız işe yarar (bkz: resim 2). Günümüz geçti tabi, hemencecik, bitti geldik eve. 202 den inip eve yürürken, karşımdan annesiyle gelen kız çocuğunun (4-5 yaşlarındaydı sanırsam) "love, love me doooo..." diye mırıldanması, günün anlam ve önemini belirtti heralde.



Resim 1 Resim 2


Şimdilik bu kadar, dinlenen bir çok şarkı vardı ama şu an dinlediğim: Brainstorm - A Day Before Tomorrow







Monday, April 09, 2007

ağlasam göz yaşlarıma dokunamazsınız...

kendimi bildim bileli "minikstar" username'i bana aittir, neden öyle almışım hatırlamıorum bile.
evet sevgili okurlarım, demin büyük bir hüsranla mozilla ekranına bakakaldım, bir arkadaşımın gönderdiği şu link yüzünden, bütün mutluluğum uçup gitti, ne yapacağımı bilemez bir haldeyim... bir nisan şakasından da kötü bir durumdayım... ne olacak bilemiorum, ama kurtulmak lazım bir şekilde. ileride minikstar olarak ünlü olma şansım dahi kalmadı artık...

böhühühühüh

Friday, April 06, 2007

hiç yazasım yok,

Tuesday, March 27, 2007

the little prince

"And now here is my secret, a very simple secret: It is only with the heart that one can see rightly; what is essential is invisible to the eye."

antoine de saint-exupéry

Thursday, March 22, 2007

rosie thomas pretty dress

SU sayesinde cici bir site buldum, bir çok şey var içinde; magazin, değişik otel oldarı, müzik, şovlar, caddeler, reklamlar da dahil olmak üzere. ben de müzik kısmına bakınırken bu cici müsizyen rosie thomas'ı buldum, biraz emilie simon'u ve regina spektor'u andırıyor bana göre.
çok da şirin bir klibi
var pretty dress adlı şarkısı için;

Friday, March 16, 2007

işte my VisualDNA

vala miyet'den gördüm ben de yaptım, sizler de yapın :)

Thursday, March 15, 2007

güne erken başladım bugün efendim

Neyse efendim zaten biliyorsun erken kaltım ben bugün, dersim üçteydi, güne erken başladım 6:30 da uyanarak... Kahvaltıya gittikten sonra eve geldim, eh oturdum bir çay içeyim dedim, içtim hala zaman geçmedi, 11:30 gibi sanki gün bitiyor gibi hissettim ve öğlen uykusuna yattım. Evet evet kendimi prenses gibi hissettim bugün, güzellik uykusuna yatmak hihihi güzeldi gerçekten, taa ki telefon çalana kadar, olsun canım yine böle küçüklüğe dönmüş gibi hissettim kendimi. Sonra biraz fazla uyuduğum için koştursam da geç gittim derse bir 15 dakika, özür diledim sonra tabii. Derste masallardan konuştuk yine, çok cici bir eğitmenimiz var, masal dinler gibi derslerini dinliyorum, severekten :)

bugünlük bu kadar günlük
si ya
mir.

edit:
listening: komeda - it'S alright, baby
reading: shibumi-- (sevgili arkadaşım sölemişti iyi kitaptır diye, kendisi ermiştir shibumi başlığını görünce ben de böle mistik, işte uzakdoğu felsefesiyle alakalı bir kitap sanmıştım, evet kitap arkasına bakmak mı o da ne diyorum bu durumuma, neyse iki üç sayfa böle nerede felsefe diye başladım ya kitaba bin bir hevesle... hüsrana uğradım tabii, yok aslında güzel kitap, efendim betimlemeleri şahane sanki film çevriliyor ben yaşıyorum herşeyi gibi oldu okurken...)

sususyorum tamam
iyi geceler

morning my dearest blog

hello and good morning my dearest blog....

i always say good morning to myself after i woke up, it feels really good.

anyway, you know that i have been watching so many anime series lately, and it has some brain-washing effects on me...this anime, i've been watching for two days, is about the new emperor of the saiunkoku world. he is a genius but very lazy and uninterested in courtly matters... the thing is our emperor speaks himself in a we-way, like "we are pleased to see you" to his bride. the thing is, last night a friend of mine called me, and asked if we could have breakfast at starbucks in the morning (really morning at 7am!!), and i accepted. yes yes my lesson is at 3pm and i could have sleeping all the morning instead of going to breakfast... after i ordered my coffee, the barista thanked me as always and my loverly reply was "we're welcomed!!". i couldn't say anything then...
i don't know the other effects yet but i'll inform you as soon as i realized...

that is all about the morning news...

listening: goldfrap - paper bag
trying to read: shibumi - trevanian
mood: happy, lucky, awaken...



Wednesday, March 07, 2007

ne diyelim ki?!?

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir !...


www.youtube.com sitesine erişim İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/384 sayı ve 06.03.2007 tarihli kararı gereği engellenmiştir.

Access to www.youtube.com site has been suspended in accordance with decision no: 2007/384 dated 06.03.2007 of Istanbul First Criminal Peace Court.

Wednesday, February 28, 2007

ebelendim sobelendim

Evet, sevgili jiji priss tarafından ben de elenmiş sobelenmiş blog yazarları derneğine katışmış bulunmaktayım. Çok teşekkürler jiji sen olmasaydın bu duyguyu bilemeyecektim. canım canım saol...

Neyse gelelim benim gizli hayatımın en gizli sırlarını siz okuyucularıma açıklamaya...

* Ben ananem ve dedemle büyüdüm sayılır, zaten hala ananemle yaşıyorum. Küçükken onbeş günde bir bici torunları beni sevindirmek için gelirlerdi, bazen ben onlarla birlikte dönerdim. Efendim benim Ankara'ya giderken "Bolu Dağ"ı fobim vardır. O Bolu Dağ'ını geçmek resmen kabus benim için, özellikle otobüsteyken. Bu yüzden Ankara'ya ya tren ile ya da o ünlü v otobüsleriyle giderim. Neden böyle manyaksın derseniz bir keresinde dedem ile Ankara'ya u ile giderken otobüsün camı, miminin de ödü tuzla buz olmuştu... 5 6 yaşarında olmak, bu korkunun bilinç altıma işlemesine neden oldu heralde. Yok yok yeni de yaşasam korkaarım...
* Mimi kedi seven bir insandır, yolda kedilere günaydın demeyi sever, ama kedilere olan sevgisi, kardeşinin ben kedi istiyorum diye eve kedi getirtmesiyle başlar. Daha önce mimi'yi kedi tırmalamış ve de 15 tane pembe aşı olduğu için sevmezdi. Küçük prensesimiz (kardeş) kediyi komşunun bebeği en güzel bebek edasıyla sevmeye başladığında, mimi çoktan kediyi bağrına basmıştı, ve ileride başına geleceklerden habersizdi. Mimi küçük prensese teşekkür eder, her ne kadar bu blogdan bir haber olsa dahi...
* Çok sakin, bir insanımdır, kavga etmeyi sevmem, tanıştığım her insanı arkadaş olarak görürüm, insanları kırmaktan korkarım... Kolay kolay sinirlenmem ama sinilendiğim zaman büyük bir patlama yaşarım, bazen kendimi kontrol edemem%2

Friday, February 23, 2007

süper anneanne

Bildiğiniz gibi efendim, ben ananem ile yaşayan bir insanım, evet zorlukları da yok değil, ama bir o kadar da eğlenceli. Annneannem öğretmen emeklisi, kendisi gibi cici bir "kankası" var, şimdi anneannem ve lisesinden diğer arkadaşları 15 günde bir kendi aralarında toplanıyorlar. üç sene öncesine kadar Ankara'da yaşıyordu, orda ki arkadaşlarının çoğunu küçüklüğümden beri tanıdığım için toplandıklarında yanlarında olmak eğlenceliydi. Ama buradakileri pek tanımıyorum, dolayısıyla da bize geldiklerinde ben vınlamayı tercih ediyorum.

Neyse efendim, bugün uykumun arasında "Miraaay, ben öğretmen arkaşlarla toplantıma gidiyorum, bye bye." ile irkildikten sonra saatlerce uyudum. Neyse efendim anneannem akşam geldi, kedi-ben-anane öğrenci yurdunda yaşadığımız için hepimiz kendi işlerimize bakıyoruz, aç olan yemek yiyor, arada anane yemek yapmak istemediği için "Hadi şu bilgisayarından yemek siparişi ver" diye odama geliyor, ya da ben yemek pişiriyorum...Bir de her gece "Deli misin evladım? Bütün gün oturuyorsun odanda şunun karşısında ne yapıyorsun?" sorusunu aksatmadan soruyor.

Demin de yatmadan önceki görevini yapmak için yatakhanemin kapısına gelen ananem; "Biliyor musun, bugün bütün arkadaşlar torunlarının sürekli bilgisayar başında olmasından şikayet etti. Sonra güldüğümü fark ettiklerinde de, sen ne düşünüyorsun bu konuda demekten kendilerini alamadılar, ve tabi ben de 'eh evet sizinle aynı duyguları paylaşmaktan kendimi alamayacam' dedim" tabi anneannemin bunu anlatmasıyla gülmeye başlamam da bir oldu. Süper anneannecim sen çok yaşa e mi.

Gelelim sadede, sanırım siz okuyucular da anneanneleriniz ile yaşasaydınız aynı olaylarla karşı karşıya kalacaktınız. Eh büyükler bu durumdan kendilerince şikayetçi gibi görünüyorlar, haklılar mı acaba diye düşünmekten kendimi alamadım bir de ben...

Neyse efendim, hepinize sevgiler saygılar...
mimi

Wednesday, February 21, 2007

tanrım biz de kazıtalım kafalarımızı


bir çok ünlü aktrist roleri icabı saçlarını kazıttılar biliyoruz bunu, ve yakıştı da hepsisine, benim favorim natalie portman...bir blog sayfasında "eight women who look better bald than britney" başlıklı yazıyı görünce irkilmedim değil açıkçası. ben de ara ara acaba kazıtsam nası olurum diye de düşünüyorum hani, yapacağımdan değil ya işte merak... sonra google'da bald britney diye arattım ve karşıma çıkan fotoğrafa hayranlıkla bakakaldım sayın okuyucular, neden de diyemedim açıkçası, ama sizler de bald britney'den eksik kalmayın diyorum ve o güzelim fotoğrafı koyuyorum yazımın sonuna....
edit: istemeden de olsa yazının başına geldi foto dikkatsizlik....
ben de sizi seviyorum

music

bol bol müzik dinlerim bildğiniz gibi, miyet hanım kadar olmasamda. :)
neyse efendim "stumble upon"larken (tanrim yine bir fiil buldum,güzelim türkçemize), şu ve şu site çıktı karşıma. bir tanesinde tahda "brain storming" yaparmış gibi
grubu yazdıktan sonra music storming yapıyor, diğerinde de sevdiğin iç grubu/kişiyi yazıyorsun sana bir grup öneriyor... sevgili müzik severlerin kullanımına sunuyorum...

ben, silverchair/regina spektor/goldfrapp yazdıktan sonra karşıma eisley diye bir grup çıkardı bakalım ne çıkacak gnoosic kutusundan :P
mimi

Monday, February 19, 2007

diıır dayiri

dear diary,
i have been seeing the most weirdest dreams in my life... ok ok i admit that, i've seen anime dreams after watching zillion animes, but on the other hand the dreams i had past two days were the most complicated ones...i saw flood, it was like a hollywood action movie, and last night i dreamt about a place where i can find all the places i've known...we had a conclusion that i am stucked between centuries and landscapes...
that iz all i can say right now....
si ya dear diary
mimi

edit edit: bugün yeniden moulin rouge'u izledim, ve yine çok etkilendim, göz yaşlarıma engel olamadım film süresince nasıl bir müzikaldir, her izleyişte nasıl etkiler moulin rouge insanı hala bilemiorum... bu kadar

Sunday, February 18, 2007

evet efendim

açıkçası olan enteresan birşeyler yok, kendimi film, dizi ve anime dünyasına adamış bulunuyorum. gerçekten anime dünyasi çok enteresan, istemesen bile japon kültürünü öğreniyorsun izlerken :).... artık bir de sci-fi diziler izlemeye başladım, ilk dizim battlestar galactica gayet bilgilendirici geldi, ben ki hayatımda star wars, star trek izlememiş insanım. kolay gelsin bana vallahi.
geçen günlerin birin de "the lake house"u izlemiştim, güzel bir anlatımı var, filmin sonunda anladım ki, doğru insan doğru zamanda karşıma çıkacak.... evet evet göz yaşlarıma hakim olamadım biliorum, sulu gözüm ben :(
işte bu kadar bu aralar bir de bol bol muzik dinliyorum sevgili miyet'e tavsiye grupları için teşekkür ederim, çok sevdim onları da efendim....
sevgiler mimi


edit edit: size çok cici bir blog da tavsiye ediyorum, dünya haberlerine merhaba demeniz için :P

Friday, February 09, 2007

music

büyük bir heyecan ile yazıyorum bu sefer blogcuğumu, evet evet gençliğimin canım birtane boy band'i take that "beautiful world" albumüyle beni yeniden o günlere götürdü... eheheh ah ah nerede "babe"ler, "relight my fire"lar, "never forget"ler, "back for good"lar.... güzel bir album yapmışlar biraz matchbox twenty'imsi, goo goo dolls'umsu, rob thomas'ımsı tınıları olmuş... take that işte gary, mark, howard, jason ve robbie...


çarşamba akşamı babylon'daki messer chups gig'ine gittik, çok kuuul bir basçıya sahip olan cici moskova'lı messer chups elektronic soft rock yapıyor. 50'ler, 60'lar, 70'ler, 80'lerden popüler şarkıları da coverlamayı unutmamışar tabiki... eski korku filmlerinden alınmış eğlenceli barkovizyon gösterilerileri sayesinde hem güldürüp hem de coşturdular biz kalabalık içindeki insanları...

Sunday, January 28, 2007

bişiy

Küçükken ve hatta bugün de böle insanların gelip "ay sen ne kadar büyümüşsün"lerini anlamazdım, ama bugün yaptığım olaydan sonra gerçekten kendime güldüm, cadde'de yürürken bir tanıdığımızı kızıyla gördüm işte anne iyi miyi konuşmasından sonra kıza dönüp, "ya sen ne kadar kocaman olmuşsun" dedim, sonra yanımda ki arkadaşım da ben de çok güldük... İnsan diyebiliyormuş gerçekten böle şeyleri, artık bana birisi "canım ne çok büyümüşsün" sen derse garipsemeyecem gibime geliyor.

oh tedy bear i adore you

Eveet, bir ilki başarmış sayılabilirim lavırli mimi olarak. Beni tanıyan ve seven insanlar ne beybi ne mimi ne deli bir insan olduğumu bilirler zati, her neyse günlük gibi blogum, ilk final haftalarım eğlenceli bir şekilde geçti bitti. Yorulmadım değil hani ya neyse geçelim bunu da, bakalım ileriye mutlulukla...
Bir ilki başarmam final haftamı geçmem değil, son sınavda sevgili öğretmenimizden aldığım sevgi dolu yorum. Lyrik interpretation ve iş başvurusu olan sınavda annemin arkadaşına iş başvurusu yaptıktan sonra sıraya dizlerimi sıkıştırıp tahtada yazılı olan şiire bakmaya başlamıştım ki sınıf içinde volta atan sevgili öğretmenimizin bana "istersen sana bir de peluş bebek verelim tam olur işte" demesiyle güldük cümbür sınıf. Hehehe, bakalım daha ne gibi şen şakrak dakikalarla karşınıza çıkacağıım.

görüşmek üzre

Monday, January 22, 2007

colors have deeper meanings :)

­ Black typically communicates authority and power.

Red is a color of high emotion. Studies show it stimulates shoppers and appetite.

The opposite of red, blue is a “cool” color that communicates elegance and quality.

Green symbolizes health and nature.

Yellow is another attention-grabber.

Purple ­ This color signifies royalty, luxury and wealth and therefore isn’t appropriate for self-storage uses that promote value and savings.

Brown is earthy and signifies reliability and genuineness.

Do you speak the language of color?


Wednesday, January 17, 2007

stumble zararları

Stumbleupon bir eğlence oldu çıktı karşımıza, SU'ya tıkladığımızda seçtiğimiz topiclerden güzel güzel sitelerle karşılaşıyoruz, güzel güzel fotoğraflar, enteresan bilgiler, güzel moda ve alışveriş siteleri, bloglar vs vs... tabi bir de böle çat diye bizi alıp götüren bomba siteler de çıkmıyor değil... Bazı durumlarda tek site içinde takılıp kalma da olmuyor değil.
Herneyse, yarın için bir ödev yetiştirirken tıklanan SU'nun zararı cidden büyük, çünkü Mimi'nin karşısına şu kareoke sitesi çıkar ve üye olur... Gecenin bir yarısında evden "Twinkle twinkle little star, Old Macdonald, Alphabet Song ve This Old Man" nameleri yükseldi. Aslında güzel güzel şarkılar da var ama sardırmamam gerekiyor sanırım bu saatte. Zaten ödev de yalan olmuş durumda sabah erkenden kalkılıp yapılacak...

nayt nayt
:)

Sunday, January 14, 2007

güzel türkçemiz :)

Finaller için türkçe çalışırken, evet evet tükçe çalışıyoruz, çünkü garip garip isimlendirilmiş türkçe gramatik öğeleri. Cümlenin öznesi aslında cümlenin faili imiş.
Size güzel türkçemiz hakkında bilgi vermeye devam ediyorum...

Takıntılı ve takıntısız sesler:
Hareket eden organlar sesler için iki durum meydana getirir, iki çeşit hareket yaparlar. Bunlardan birincisi temas, ikincisi yaklaşmadır.
Birincisinde organlar birbirine temas ederek ses yolunu az veya çok, tam veya yarım kapatırlar. Böylece gelen akımın önüne muhakkak bir engel çıkarılır. Ve akım bu engele takılarak, bu engeli açarak sesi meydana getirir. Bu durumda meydana gelen sesler takıntılı seslerdir. İkincisinde ise hareket eden organlar birbirine temas etmes, sadece yaklaşırlar, fakat aralarında geniş açıklık, rahat bir geçit kalır. Ses yolu bir engelle tıkanmaz. Gelen akım biraz daraltılmış yolda ilerler, fakat yolunu kesen bir takıntıya uğramaz. Bu durumda teşekkül eden sesler takıntısız seslerdir.
Demek ki seslerin teşekkülünde ses yolu engelli yol, engelsiz yol; takıntılı yol, takıntısız yol olmak üzere iki durumda bulunur.

Sedalı sesler:
Vokallerin hepsi sedalıdır. Sedaları ses tellerinden elde edilir. Ses telleri vokallerde gevşek bir şekilde kapanır ve sadece titreşimi sağlamak için hava akımının önüne çıkar. Sedalı konsonantlarda ise bitişime ve akım daha kuvvetlidir.

İsnat grubu:
İsnat grubu biri diğerine isnat edilen iki isim unsurunun meydana getirdiği kelime grubudur. İsnat edilen unsur isnat olunandan, kendisne isnat yapılandan sonra gelir. Kendisine isnat yapılan unsur ya yalın halde bulunur veya iyelik eki almış olur. ....

Evet sevgili okuyucularım sizin de türkçenizin güzel olması için yazdım bu bilgileri, lütfen dikkate alarak okuyunuz....


mimi

Sunday, January 07, 2007

C.S.I. Ankara: İki cinayet aydınlatıldı

Evet evet bu bir gazete haberi başlığı. Görünce gülmemek için zor durdum. Son iki saattir CSI: LV'yi izledikten sonra günün haberlerine bakayım dedim sevgili sanal gazeteden. Neyse önce "uçan etek" başlıklı garip bir haberi gördüm, çinli zavallı bir gencin bir sohbet odasında uçan etek rumuzlu bir bayanla tanışmasının hüsranıyla intihar haberi. Sonra da tabi ki şahane CSI: Ankara başlıklı haberimiz. New York (nen yorğğh) ve Miami derken bir de Ankara olarak başlayacak sanırım CSI. Oyuncuların kim olacağını yazımı okuyanların imacinasyonlarına bırakmayı yeğeliyorum. Tanrı CBÖ (cinayet büro amirliği) ekiplerini korusun.

(şaka bir yana böyle korkunç haberleri, böyle korkunç başlıklarla yayınlayan zihniyet gerçekten garip)

Saturday, January 06, 2007

escape from homework


Ödevden kaçmak uğruna yapılanlar listem bugün gerçekten uzadı... Zaten saat 14:00'da kalkmanın da verdiği şaşahane huzurla kahvaltı için pancake yapayım dedim, yaptım da ama yemedim; duruyorlar içeride hem de çikolatalılar, mmmh yammy, sonra ne alaka ise sucuk ekmek yedim. Zaman da akıyor durmuyor hani. Çay keyfimle cnbc-e'de
Battlestar Galactica'yı ilk defa izledim, huyum değildir böyle sci-fi diziler izlemek, ama sevmedim de değil hani. Dizimizin de bitmesinden sonra geldim saatlerce stumble'da thumbs up yaptım. Yok yok o da yetmedi emesen'de çet yaptım. Aslında bugün bir arkadaşımla Kadiköy'de buluşmayı konuşmuştuk, ama tembel ben kara cumartesi bulutlarının da üzerimde olması nedeniyle istemedim, pazartesine erteledik buluşmamızı...

Sevgili Harry Potter Ağacı



Neyse zaman geçmedi tabi, arada annem aradı beni yemeğe çağırdı, tamam gelirim dedim. Lakin yine telefon çaldı ve imdadıma starbucks koştu, gittik kahve içtik. Arada stumble yaparken karşıma bu site çıktı ve ben de hangi tarot kartı olduğumu öğrendim. I am the great shining Empress :)! Güzel açıklamam da:

"

Beauty, happiness, pleasure, success, luxury, dissipation.

The Empress is associated with Venus, the feminine planet, so it represents, beauty, charm, pleasure, luxury, and delight. You may be good at home decorating, art or anything to do with making things beautiful.

The Empress is a creator, be it creation of life, of romance, of art or business. While the Magician is the primal spark, the idea made real, and the High Priestess is the one who gives the idea a form, the Empress is the womb where it gestates and grows till it is ready to be born. This is why her symbol is Venus, goddess of beautiful things as well as love. Even so, the Empress is more Demeter, goddess of abundance, then sensual Venus. She is the giver of Earthly gifts, yet at the same time, she can, in anger withhold, as Demeter did when her daughter, Persephone, was kidnapped. In fury and grief, she kept the Earth barren till her child was returned to her." imiş.

Bir günümü daha ödevlerden fellik fellik kaçarak geçirdiğim için, yarın işim çooook. Sevin beni sevgili insanlar.



Friday, January 05, 2007

tarina tarantino




Anyway, i was watching fashion events @ world fashion tv about Tarina Tarantino last morning, while eating breakfast. She became a jewelry designer and she has a marvellous, sparkling, shimmering, pinky collection with hello kitties and of course barbie :) . Anyone who likes or loves me can buy me her jewelly as well... I would never say no for that kind of gifts.... hihihi

Have a sparkling day!
Mimi.

Thursday, January 04, 2007

yeni yıl

yeni yıl ümitlerim...
ah neler neler var bir bilseniz. bu yıldan çok şey istiyor ve bekliyor olacağım. aslında hepimizin hakkı yeni yıldan iyi bişiyler beklemek. aman herneyse. sakin ve mutlu bir şekilde girdim yeni yıla, umarım yeni senem de böyle sakin ve huzurlu geçer. haha ben ve huzur yok şaka gibi bişiy değil mi. bir çok ödev var yazılması gereken, okunması gereken kitaplar, izlenmesi gereken bollywood filmleri :).

bir de tabi bayramda girdik yeni yıla, bu durumda her günümüz bayram gibi mi olacak, yoksa hepimiz delimiyiz. (ay korktum kendimden, saçmalamamın doruklarındayım yine her zamanki gibi)

dııt dııt dıııt normale geri dön mimi...

Haruki Murakami'den Zemberekkuşu'nun Güncesi'ni (the wind-up bird chronicle) severek okumuştum, sanırım sırada Norwegian Wood var :). Robinson yolları taşli geliyor kırmızı saçlı...

Monday, December 25, 2006

Der gute Mensch von Sezuan - B.Brecht

"Ich will mit dem gehen, den ich liebe.
Ich will nicht ausrechnen, was es kostet.
Ich will nich nachdenken, ob es gut ist.
Ich will nicht wissen, ob er mich liebt.
Ich will mit ihm gehen, den ich liebe."
Shen Te.

Sunday, December 24, 2006

Flowers Emilie Simon

i want to buy you flowers
it's such a shame you're a boy
but when you are not a girl
nobody buys you flowers

i want to buy you flowers
and now i'm standing in the shop
i must confess i wonder
if you will like my flowers

you are so sweet and i'm so alone
oh darling please
tell me you're the one
i'll buy you flowers
i'll buy you flowers
like not other girl did before

you were so sweet and i was in love
oh darling don't tell me
you found another girl
forget the flowers
because the flowers
never last for ever
never last for ever
never last for ever
my love

ödev yazamama problemi

Uzun zamandan beri oturup ödev yapmadığım için, bugün yarına yetiştirmem gereken ödevlerden hiç birine daha başlamamış bulunmaktayım. Tembelliğimin uçlarını yaşıyorum sanırım. Hiç ödev yapmadım değil tabi dönem başından beri, ama bunlar biraz uzun ve ciddi ödevler. (ödev ne kadar ciddi olabilir ki) Evet evet ödev yapmamak için ne mi yaptım, oturdum dizi izledim, eh bir odamı toplıyayım dedim, müzik dinledim, yemek yedim, kofi içtim ohooo yanie...Yok yok bir şekilde başlamak lazım sevgili ödevlere ama ama amaa mi mi mii ... neyse ben döneyim ödev yapmaya başlıyayım, bitireyim bakalım canım ödevlerimi.

Saturday, December 23, 2006

lucky little shark

I think, this is my first english journal. Many thigs happened in a short time. I don't know what i am supposed to feel? (sad or happy). I am happy cuz everythig is getting better and better in my life. There are so many people left behind, and so many people to welcome.
I thank you for everything you have said today.



Sunday, December 17, 2006

bewitched

everything is changing, hope it'll be better :) ...

Sunday, December 10, 2006

Nouvelle Vague Konseri ve Kırmızı Balonlu Araba

Dün gece Yeni Melek'teki Nouvelle Vague konserine gittim... Marjinal gençlerimiz sayesinde güzel, eğlenceli ve deli dolu geçen konserin ardından eve dönüş yolunda üzerinde yüzlerce kırmızı balonlar olan bir arabanın yanından geçerken işte gecenin süprizi de buydu sanırım diye düşündüm. Aslında basit bir düşünce ama sevgili dolmuşun içindeki insanlar olarak kırmızı balonlu arabayı görünce gülmeye başladık, bize saf mutluluk sağlayan iki bayana teşekkürler.

Sunday, November 26, 2006

bilginin kaynağı

"İnsan bedenindeki milyarlarca hücrenin her biri organizmanın işleyiş planının tamamı anlamına gelen bütün genetik şifreyi barındırır. Genlerdeki 46 kromozom aracılığıyla biz de aynı şifreye kalıtım yoluyla sahip oluruz. Anneden alınan 23, babadan alınan 23 kromozom çocuğun genetik kalıbını oluşturur.
Herkes için farklı bir anda ve özgün bir oluşumda bir araya gelen bu genetik bilgi, organizmanın
biricikliğini oluşturur. Bu biricik oluşum kendi kuralları içinde insanın ihtiyaçlarını ortaya çıkaran ve kişiye kimlik kazandıran büyümeyi, gelişimi ve özellikleri düzenler."
Bedenin Dili, Psikolog Prof. Dr Zuhal - Acar Baltaş

Sınavlar için okumam gerken sevgili gelişim kitaplarımdan bir tanesinin içinde yazıyordu bu tanım, gerçekten de çok etkilenmiş bulunmaktayım. Biricikliğimizin nereden geldiğini öğrenmek beni çok derinden etkiledi, ve aydınlanmanın doruğuna ulaştığımı hissettirdi. Sonuç olrak bilgimizin kaynağı bu biriciklik ise, tanrı yardımcımız olsun diyorum.


Thursday, November 23, 2006

aurora borelias

Bir gün ben de, alaskada aurora borelias izliyor olacağım. Belki de izlemek için özel bir kampa gideceğim, hihihi, bembeyaz bir doğanın içinde rengarenk gökyüzünü izlemek huzur verecek bana o gün...

Wednesday, November 22, 2006

yeşil ışık

huzur ve anılarla dolu bir karaköy-kadiköy vapur yolculugunun ardından, kadiköy'de ışıklardan geçerken, kırmızı ışıkta bizimle duran cici köpek yeşil yandığında yine bizlerle birlikte yavaş yavaş karşıya geçti... :)

Sunday, November 19, 2006

benim küçük beynim

Zavallı öğrenci günlerim geri döndü, ders çalışmak gibi bişiy varmış yeni yeni dank ediyor... Okunacak şeyler o kadar çok ki, mi mii napacam ben, yamurdan kaçarken doluya tutuldum sanırım.
"Eee Mir, öle çat diye bir ayda karar değiltirirsen böle olur. Otur oku!!" diyorum kendime... Bakalım gelecek planlarım ne yönde gelişecekler, yok aslında pek öyle planım.
Ah bu hayat denen tek dişi kalmış canavar bize neler çektiriyor, hayat var mı diye sorsak - elle tutulmaz gözle görülmez desek - evet hayat yok diyebiliriz. Haha delirmiyorum daha, o kadar değil yane.

Biraz can sıkıntısı, biraz yorgunluk, biraz üşengeçlik...vs vs
Bütün bunları bir yana bırakırsan Miray, bak görecen güzel günler seni bekliyor... Nouvelle Vague konseri var unutma, al biletini git eğlen, hak edeceksin...

Ananem aferim kızım çalış çalış bak sonunda sen rahata ereceksin demeyi her gün kendine ödev edinmiş durumda. Bir de hadi evladım hayırlı dersler, gününün güzel geçsin demeyi de ihmal etmiyor evden çıkarken, tabii gelincede eeee hangi dersleri yaptınız, sınavların ne zaman başlıyor, bak çok çalış e mi, akşama yemek yapmadım üşendim, erken yat gene bembeyaz oldun senlerle hayatıma eğlence katıyor...canim benim

Monday, November 06, 2006

oku oku bitmez

tanrım yarabbim, bugün daha yeni 4 5 tane kitap sölendi okuldan, yane bol bol okuyan insan ben, şimdi daha da bol bol okuyacam.... mi mi mi bu kitapları kim okicak sürekli bir kitap ühühüh bir de okul kitapları dışında miray kitapları olmalı di mi, yazık bana, proce çizmekten kaçan insan tutulur yazıya

Thursday, October 26, 2006

Portishead - Glory Box

I'm so tired, of playing

Playing with this bow and arrow

Gonna give my heart away

Leave it to the other girls to play

For I've been a temptress too long



Just. .



Give me a reason to love you

Give me a reason to be ee, a woman

I just wanna be a woman



From this time, unchained

We're all looking at a different picture

Thru this new frame of mind

A thousand flowers could bloom

Move over, and give us some room



Give me a reason to love you

Give me a reason to be ee, a woman

I just wanna be a woman



So don't you stop, being a man

Just take a little look from our side when you can

Sow a little tenderness

No matter if you cry



Give me a reason to love you

Give me a reason to be ee, a woman

Its all I wanna be is all woman



For this is the beginning of forever and ever



Its time to move over... ...


Wednesday, October 25, 2006

canım bayram cicim bayram

bir bayramı daha hayırlı ve daha komunike bir şekilde atlattıktan sonra, hayatıma kaldığı yerden devam etme düşüncesi ile cebelleşiyorum...
bu kadar sanırım...
kaçak ben

Thursday, October 19, 2006

no title

üç gündür açıp boş boş bakıyorum bu yere, neyse aklıma pek birşey gelmiyor... ne garip...

-orhan amca nobel sahibi oldu, ne mutlu ona.
-spiderman namaz kılmayı öğretiyormuş, marvel desteki mi değil mi bilemiyeceğim, ama spiderman'in kafasında maske olması büyük bir tartışma yaratmış durumda, ve spiderman'in dini bir mezhebi bilem varmış, eh iyi kandiller o zaman sana spideramca.
-yeni trendleri bilmiyorum, ama ben babet içine renkli çorap giymeye başladım, bir de saçlarımı iki yandan çin çubuklarıyla topluyorum, tanıyanlar delirmediğimi anlarlar zaten...bazen esiyor böle.
-saçımı uzatma yollarında ilerlerken garip şeyler yapmak güzel tabii...
-istanbul'a kış geldi, yamurlar başladı, bakalım kar nası olacak...kar botu almak lazım tabii, karda kışda okul yollarında üşümemek lazım...
-örgü örmeye başlamıştır sevenler, benim de yünlerim var, annemin dediğine göre trikotaj makinesi gibi örüyormuşum.
-28'inde mogwai konseri var, gidilecekler sırasındaaaa


sanırım şimdilik bu kadar,
hava değişikliğinden midir nedir, uykularım şahane yine...

Sunday, October 15, 2006

die Bäume;

"Denn wir sind wie Baumstämme im Schnee. Scheinbar liegen sie glatt auf, und mit kleinen Anstoß sollte man sie wegschieben können. Nein, das kann man nicht, denn sie sind fest mit dem Boden verbunden. Aber sieh, sog an das ist nur scheinbar."
Kafka

Friday, October 13, 2006

neden?

Anlamadığım bir şey var!?! Neden acaba panik atağı olan bilimum insan, karşısındakine "Ay, işte siz bilmezsiniz ama bende de panik atak var!", "Sen biliyor musun bende panik atak var böle yolda bir kötü olurum bıdıdıdı..." gibilerinden cümleler sarfeder, hep merak ettim!

Thursday, October 12, 2006

:)

ben de kendi pembe auramı görmek istiyoruuuuam!

Tuesday, October 10, 2006

hayırlı olsun

efendim dünya ruhsağlığı gününüz olan 10 Ekim kutlu olsun, cümlemize :)!

Thursday, October 05, 2006

düşün düşün de nereye kadar

Öyle anlar oluyor ki düşündüklerim artık birbirine giriyor, daha doğrusu aklımdan geçenler. Bir anda kafamın içinde yüzbinmilyon tane düşünce akıyor...
" Der Worte sind genug gewechselt,
Laßt mich auch endlich Taten sehn! " (Direktor, Vorspiel auf dem Theater - Faust 1)

Listening to: Oi Va Voi - Yesterday's Mistakes, bakalım kaç kere dinlenecek bu daha...

Gucci ayakkabı mı alsam, mmh yoksa LV çanta mı... Sabahtan beri bunu düşünüyorum, yok yok ikisini de almalıyım, sanırım herşey o zaman güzel olacak. Ben de sürüye katılacam ne mutlu bana.

Herneyse çok şey değişti, ben değiştim, tanıdığım insanlar değişti, düşüncelerim değişti, hayata bakış açım yok oldu (yeni bir bakış açısı aranıyor). Bazen düşünüyorum, ben böyle olmasaydım yine olanlar olurmuydu, bence olurdu, sizcesini bilemem. Bazı şeyleri engelleyemezsin, ben zaten engelleme yanlısı bir insan da değilim, herkes gibi ben de hata yapıyorum, özür dilerim de insanlardan, ama kimseyi aptal yerine koyup da arkalarından iş çevirmem, yalan söylemeyi de beceremem(bilenler bilir). Bugüne kadar yaptığım şeylerden pişman da değilim, o günlere geri gönderseler ben yine aynısını yapardım, geçmişi değiştiremem zaten, ha ayriyeten everything happens for a reason. Düşünüyorum hadi tamam ben bir yerde insanlara gereğinden fazla güvenmekle hata yapmış olabirim, ama en yakınımdaki insan hala bile bile lades diyor, sabrımımı sınıyorlar hala bilemiyeceğim. Tanıyanlar tanır beni, kavga eden bir kişi değilim, birisi arkamdan ileri geri konuşsa bile ben gidip ona vay sen böle dedin demem, diyemem...(gereksiz)ama gerçekten olan şeyler artık benim bile bu kavga etmeyen kişiliğimi zorluyor, beni bile aşıyor. Ben yine sakin kalmayı denesem bu sefer biter mi acaba......


"Until one is committed, there is hesitancy, the chance to draw back-- Concerning all acts of initiative (and creation), there is one elementary truth that ignorance of which kills countless ideas and splendid plans: that the moment one definitely commits oneself, then Providence moves too. All sorts of things occur to help one that would never otherwise have occurred. A whole stream of events issues from the decision, raising in one's favor all manner of unforeseen incidents and meetings and material assistance, which no man could have dreamed would have come his way. Whatever you can do, or dream you can do, begin it. Boldness has genius, power, and magic in it. Begin it now."

Friday, September 29, 2006

Ain't Got No Friends

Ain't Got No/I Got Life Lyrics

I ain't got no home, ain't got no shoes
Ain't got no money, Ain't got no clothes
Ain't got no perfume, Ain't got no skirts
Ain't got no sweaters, Ain't got no smokes
Ain't got no god.

Ain't got no father, Ain't got no mother
Ain't got no sisters, i've got one brother
Ain't got no land, Ain't got no country
Ain't got no freedom, Ain't got no god,
Ain't got no mind,

Ain't got no earth, Ain't got no students
Ain't got no father, Ain't got no mother
Ain't got no sweets, Ain't got no ticket
Ain't got no token, Ain't got no mind
Ain't got no land.

But there is something i've got,
there is something i've got,
there is something i've got,
nobody can take it away...

Got my hair on my head
Got my brains, Got my ears
Got my eyes, Got my nose
Got my mouth, I got my smile
I got my tongue, Got my chin
Got my neck, Got my boobies
Got my heart, Got my soul
Got my back, I got my sex

I got my arms, my hands, my fingers,
my legs, my feet, my toes,
and my liver, got my blood..

I got life, i've got life's, i've got headaches,
and toothaches and bad times too like you ...

Got my hair on my head
Got my brains, Got my ears
Got my eyes, Got my nose
Got my mouth, I got my smile
I got my tongue, Got my chin
Got my neck, Got my boobies
Got my heart, Got my soul
Got my back, I got my sex

I got my arms, my hands, my fingers,
my legs, my feet, my toes,
and my liver, got my blood..

I got life, and i'm going to keep it
as long as i want it, I got life.....

Thursday, September 28, 2006

?!?!

hiç yazacak bişiy yok, arkadaşım da yok ıngaaaaa...

Monday, September 25, 2006

yanıp tutuşuyorum

Aslında alakasız bir resim, geçenlerde bir arkadaşımla turist olmaya karar verdik ve kendimizi Sultanahmet'in sihirli ellerine bıraktık, Ayasofya ve Yerebatan'ı gezdik ama oraları gezmeden önce kendimizi kırmızı citysightseeing otobüsünün içinde bulduk ve İstanbul'u turladık... Güzel ve eğlenceliydi... İnsan yaşadığı şehre turist gözüyle pek bakmıyor, her zaman el altında olan mekanlar gibi geliyor ama gitmek görmek lazım gibime geliyor, devam edeceğiz bu turist günlerine zaman içinde, gezmek görmek lazım, tanımak gerekir İstanbul'u (ehehehe).

Neyse bu turist günün üzerinden epey bir zaman geçti. Ben ne yaptım, dinlendim bu yaşımdan sonra çıkan ilk gençlik sivilcelerimle arkadaş olmayı düşünmeye başladım, kitap okuyup, film izleyerek, dışarı çıkarak günlerimi değerlendirdim. Defter kalem almak lazım.

Bu saçma sapan yazı için pek bişiy demek istemiyorum...Kafamda binlerce düşünce varken, zor oluyor yazmak. Sağdan soldan önden arkadan heryerden binlerce düşünce akın ediyor, eh hepsini yazmaya kalkarsam yazının sonunu ben dahi tahmin etmek istemem.
Saglıcakla kalalım efendim!
mimi.

Wednesday, September 06, 2006

pembe hoodie

Acaba herşey daha ne kadar çok değişmeye devam edecek merakla izliyorum kendimi... Gelen ve gidenler var. Değişen ben ve değişmeyen ben var. Herşey çok çabuk olup bitiyor desem, bilemiyorum aslında ben de ne. Yakında yepyeni bir hayata başlayacağım gibime geliyor, yane tabii sanırım bunlar biraz da benim elimde, gidişat bıdı bıdı...
Bugün bir garip zaten...
Amaan neyse, gene ben deli dolu hayatıma devam etmeliyim sanirim...
Dün başımdan geçeni annatayım da biraz eğlence olsun.
Sabahtan işlerim vardı onları hallettikten sonra gittim saçlarımı boyattım(biliyorum ama dayanamadım) evet PiNk gibi olmadım malesef ama bir gün öle de çıkabilirim herkesin karşına...
Hersyse sonra Topane taraflarından gidip ilaçlarımı almam lazımdı ama akşam oldugu için gidince birileriyle birşey yapmak istedi cnm...Neyse insanların nerde olduğunu öğrendikten sonra Topaneden taksiye binip Galatasaray'a çıktım, inince lisenin orada bir kaç polis otobüsü vardı (otobüs olsa da pek polis olmayabiliryor), eh bende kenardan kıyıdan gideyim diye otobüsün yanından geçerken tünel tarafından da taksim tarafından da gürüh halinde siperli binlerce polis çevremi sardı ben ne olduğunu anlamadan, renkli giyinmenin bana bu kadar kolaylık sağlıyacağını bilemezdim dahi, simsiyah giyinmiş polislerin içinde pembe bir şey geçmeye çalişıyor, beni gören polisler bunun burada ne işi var bakışı atıyor, ve bana yol açmaya çalıştılar kendi aralarından(kendimi prenses gibi hissettim) ehehehe. Tabii sonra ürküp hızla bizimkilerin yanına gittim korka korka....
işte bu da böle bir anı....

Sunday, September 03, 2006

yazmak geldi içimden bunu

Demin bir arkadaşın yolladığı "bloc party-compliments"i dinlerken shuffle olan itunes da "Martina McBride-Concrete Angel" calsa ne güzel olur diye düşündüm, ve şimdi o çalmaya başladı... :)

dün gece kapanan fayırfoks yüzünden yeniden

Evet evet dün gece, upuzuuun bir blog yamıştım amma velakin, erör yüzünden gitti yazım. Vahh vaaah deyin siz de benim gibi e mi?
Neyse, geçen haftamı çılgın beldemiz "Kumla"da ananemler ve yaş ortalaması 70in üzerindeki Site 49 sakinleriyle geçirdikten sonra kendi arkadaşlarım çok genç gözüktü bir an gözüme. Ehehehe aslında şaka bir yana gerçekten zor her ne kadar bilgili insanlar olsalar dahi cenerasyon farkı kendini açığa çıkartıyor. Bizim yazlık Gemlik Körfezi'nde söliim de neresi burası demesin insanlar. Saat 3-4 e kadar devam eden gazino kültürü de var, olur da elektrikler kesilirse sessizliğin değerini anlıyor insan. Eğer akşam gittiysen ve ortam sessizse kendini kötü hissediyorsun, köy olduğu için jandarmalar sözde kontrolü sağlıyor... Amaan neyse işte.
Dün göz doktoru göz bebeklerimi büyütmüştü. İrisimin kasları çalışmıyor hala gözbebeklerim kocaman, ve korkunç baş ağrım var miiii, eski halimi istiyorum, gözlerim ışığa reaksiyon göstermeli di mi ama. Mavi gözlü olsaydım freak of nature day 2'yu yaşıyor olacaktım.
sevgiler
mir.

Wednesday, August 23, 2006

Never let go - Josh Groban

I can't understand it
The search for an answer is met with a darker day
And we've been handed these moments forever
But i'm reassured there's another way

You don't have to close your eyes
There is room for love again
Ease the pain to realize all that love can be
Forced apart by time and sand
Take a step and take my hand
And don't let it go
Never let go

Broken, ones connected
We were so strong and so blessed in a simple way
So don't let me go it alone

Turn your head up to the sky
Nothing down below but me
Face the truth to relize all that we could be
Torn apart by rage and fear
Hold on to what brought you here
Don't let it go
Never let go

Turn your head up to the sky
Nothing down below
Don't let go

Sunday, August 06, 2006

beyaz sayfa

Efet efet Mimi bugün beyaz bir sayfa daha açmıştı, aslında dün yane 05/08 günü bir beyaz sayfa daha açtı, bu mini dünyasına. Annesi'nin hastane işleriyle uğraşması yüzünden biraz da olsa kedine geldi...ve hayata binbir kat daha şirin ve mutlu bir şekilde sarılmak istedi. Sonra baktı aynaya ve kendini biraz iyi hissetmek için elinden geleni yaptıktan sonra annesi ve annanesinin yanına eve gitti, orada belli bir süre geçirdikten sonra bir arkadaşı aradı ve imdadına koştu Mimi'nin. Gece dışarı çıktılar, insanların ona davranışlarına genelde kızsa bile Mimi, hiçbirşeye tabiki yine aldırmadan gecesine devam etti, en içten bir şekilde. Hatta mekan değiştirirken, "ah tanıdık birilerini görsem biraz mutlu olabilirim"diye arkadaşına söylendikten beş on dakika sonra yazlıktan eski bir arkadaşını gördü ve sonra da liseden (ehehehe evet mimi artık liseden eski arkadaşları diyebiliyor) bir arkadaşını görünce gerçekten mutlu oldu. Çünkü o karmaşık anında aklından geçenler gerçekleşmişti miminin. Daha sonra arkadaşlarıyla eğlenen Mimi içinden gelen sese kulak vererek istediği şeyleri yaptı ve yine mutlu oldu... Bence ne olursa olsun Mimi içinden gelen sese kulak vermeye devam etmeli.... Çünkü daha çok fazla açılacak bembeyaz sayfalar var Mimi'nin önünde.........

Friday, August 04, 2006

:)

Biraz değişiklikten pek zarar gelmez, "green is the new pink" ne de olsa.

Wednesday, August 02, 2006

Can't you sleep little bear?

Once there were two bears, Big Bear and Little Bear. Big Bear is the big bear and Little Bear is the little bear. They played allday in the bright sunlight. When night came, and the sun went down. Big Bear took Little Bear home to the Bear Cave...

Martin Waddell

Saturday, July 29, 2006

Ikimono-Gakari - - Hanabi

Aslında yazacaklarım başlıkla pek alakalı değil ya neyse, başlığım izlediğim şahane anime serisinin "theme song"larından biri, ben çok sevdim sizde sevebilirsiniz.
Sımsıcak bir İstanbul yaşayanları bunaltıyor, Güney Afrikaya gitmeye zorluyor :).
Neyse dün annem "Haydi, yarın piyer lotiye şu yarışı izlemeye gidelim?!"diye bir düşünce öne sürdü. Ben yine mıymıylığımı yaptım tabi. Sabah aradı, hazırlanmamı söledi, nafile ben uyumuşum hı hı dedikten sonra. Yeniden telefon çaldığında canıım rüyalarımdan kalktım :P. Aşşağıda biraz beklettikten sonra inebildim, ehe arabada makyaj seanslarımdan bir tanesini daha bitirdikten sonra sıcağın ve kendine gelememenin somurtkanlığıma büyük etkisi vardı. Biz ki hiç bir zaman bir yere gidip saatlerce oturamayan insanlarız; tabii ki, bunaltırcasına olan bu güzel İstanbul yaz gününde yine aynı şeyi yaşadık. Önce kendimizi bir Haliç Köprü'sünün dibinde kayık cafesinde bulduk, oradan işte birşeyler izlemeye çalıştık, çılgın pilot amcanın küçük uçağıyla akrobasi gösterisini. Öğrendik ki asıl yarış bir saat sonra başlayacak, biz biraz ileriye gidelim dedik, Rahmi Koç müzesinin oralarda yurdum insanı kaynayan bir parkta buluverdik kendimizi, Ahmet Çekirdekyiyengiller ile yarışın ilk bölümlerini izledi, pek bişiy gördük denemez, çünkü geride kalıyorduk, orayı da beğenmeyince daha bir ileri gidelim dedik. Allahtan yanımızda kamp taburelerimiz vardı. İşte üçüncü ve son durağımız olan bir tepede yine yurdum insanı ile birlikte izleme çabaları içine girdik şahane yarışı. Aslında pilot amcalar çok yetenekliler, adrenalinlerinin de etkisiyle bizlerden çok eğlenmişlerdir eminim. :)
İşin acı tarafı, yane hoş güzel enteresan birşey izlemeye giden yurdum insanı yine piknik modundaydı, piknik modunu bıraktım, kayık kafe dışında gittiğimiz çimenliğimisi her yer bir nevi çöplük olmuştu... Yazık gerçekten.
Haydi sağlıcakla kalın...

Friday, July 28, 2006

Moshi moshi

Biraz kendime itiraf edeyim, beni tanıyanlar bilir hiç pot kırma alışkanlığım yoktur mesela(!!!), asla dalgın bir insan değilimdir(!!!), şapşallık mı (?!) o da ne?

Neyse bu aralar kendimi çok fazla dizi hatayına kaptırdım, sürekli bir seriyi izliyorum. Hatta birileri de bildğiniz gibi takıntılı beni animeye sardı. Zaten çok severim film izlemeyi de.

Aslında bu takıntı Gilmore Girls ile başladı, ilk başta aman ne sıkıcı itibarını verdiysede Stars Hallow'u tanıyınca bir başka tad almaya başladım. Hergün cnbc-e eski bölümleri veriyor, bir de ben de olanlar var. Bir gün bendekileri izlerken baktım tivide G.G. saati, gittim açtım reklamlardaydı, dizi yeniden başlayınca algıda kopukluk yaşadım ve bir an kendi kendime dedim demin başka bir sahneydi ne oluyoruz. Daha sonraki günlerde over G.G.'den dolayı dışarı çıktığımda kendimi ilk olarak kahve almaya şartladığımı fark ettim. Yane kahve manyaklığım var, o apayrı bir konu ama, bu kadar değildir. Bütün gün hatta 2 3 gün içmesem aramam yane deli gibi yi pek diyemem de aslında :) . Hadi G.G. en azından biraz realistik, yane insanlar gerçek, e anime tabii bu durumda çoşturuyor. Anime maceramda birilerinin bana "raatsız etme anime izliyorum"larıyla başladı. Yane fox kids de Shaman King var, aynı bölümleri tekrarlasalar bile izliyorum. Eh Candy ile de büyüdük, hatta Sailor Moon da var. Sonra dediler ki youtube 'dan izleyebilirsin (e bana bu sölenmez di mi ama). Bleach diye bir anime. Hadii ilk bölümü izledik, ingilizce alt yazı takip etmekten imanımız gevremeye başladı, insan devamını merak ediyor di mi ama! İkiydi üçtü dörttü beşti derken baya bir bölümü üst üste izleyip havayı aydınlattım. Asıl maceralarım ileriki bölümlerde gerçekleşti. Koniçiva, sayanora olan Japonca hazneme bayaa bir kelime eklendi (takriben on tane daha). Ama tabi anında loading olduğu için istesen bütün seriyi bitirebilirsin. Ben o kadar abartmiim dedim, maksimum 12 bölüm yok yok 15 bölüm izledim. Zaten olanlar da o zaman oldu, kulağın o kadar alışıyor ki Japonca duymaya belli bir zaman sonra masa toplar buldum kendimi, bir şey eksik nedir bulamadım masa toplarken, ve bir 30 saniyeden sonra alt yazılar dank etti. (Uykusuz bir günün ardından gittiğimiz İspanyol filmi vardi yarı İngilizce yarı İspanyolca onda da dil geçişlerini yakalayamıyordum yorgunluktan) Dün gece de bilmemkaç bölüm izledikten sonra yattım uyudum. Hayatımın en büyük şokunu yaşadım kalkınca, saçma sapan rüya görmüşümdür, ama ne diyeyim ilk defa anime rüya gördüm, hem de japonca.

Arigato :)

Saturday, July 22, 2006

Everything happens for a reason...

Friday, July 21, 2006

iyiki varsın

Bugün annanemin doğum günü, kendisi gün itibariyle 78 yaşına basmış bulunuyor. İyiki varsın annane diyorum...Bilenler bilir annaneme olan düşkünlüğümü, annemin yeri apayrı olsa bile, annanem işte o. Mümücel'im, herşeyim, bugüne kadar beni büyüten, bir çok şeyi öğreten, küçükken dedem ve dayımla beni kamplara götüren, yazlıkta arkamdan tabakla gelip bana mama yediren, ilk okulda okumumamı teşvik eden mükemmel öğretmen, hala geceleri sırtım kaşınıyor dediğimde bütün yorgunluğuna rağmen beni kırmadan sırtımı kaşıyan, dır dır dır diye arada herşeyime karışan, birbirimize kızıp ay anane git biraz yalnız kalayım dedikten yirmi dakika sonra elinde soyduğu meyvelerle gönlümü alan, tam dışarı çıkarken üstün olmamış git bu ütüsüz değiştir bakiim diye beni odama gönderen, ayağına topuklu giy biraz artık diye bana söyelenen ve daha hergün birçok şeyi yaşadığım, hatta en önemlisi annemi dünyaya getiren mükemmel insan.

Geçimşinde hüznü mutluluğu açıkçası herşeyi tümüyle yaşamışlığında verdiği o olgunlukla bugün bile neşe dolu, hiç bir zaman gülümsemesi eksikolmayan, yaşadığı sağlık problemlerini bile kimseye göstermeme çabası içinde yarınları düşünüyor. Canımız sıkıldımı herşeyi bırakıp sokağa çıkarız, yürürüz, sinemaya gideriz, eğer evde yemek yapmaya üşenirse ya beni dışarı çıkarır ya da "Miray, şu internetten yemek söleyelim" der. Eve misafirimiz gelecekse bir anda bana binlerce şey söylemeye başlar ve evi toplarız tabii ki... Evde olduğum günlerde her sabah birlikte kahve içer fal kapatırız. Arada - gün aşırı da denebilir - nenem (annanemin ablası olur ve evet 86 yaşında) de gelir, beraber iskambil oynarız saatlerce.

İki sene önce yeniden geldi İstanbul'a, eskiden Ankara'da yaşardı tabii biz de bütün tatillerde Ankara'ya yollardık kendimizi.... Artık Ankara'ya gidecek pek nedenim de yok yane... Benim annaneme taşınmam, onun İstanbul'a gelmesinden daha uzun sürdü. Hehehe bugün bile bizim evden bir iki parça eşyamı getirdim, iki senedir bütün odayı getiremedim ya e pes bana artık.

Annane sen buraya taşınmasaydın ne olurdu kim bilir, ya da ben bu seneyi nasıl geçirirdim....
Bugüne kadar inanılmaz enerjinle bana ve hayatıma o kadar çok şey kattın ki anlatamam, sen bunları okuyamasanda herşeyi biliyorsun zaten....
İyiki varsın....

pro/contra tatil

Pro Tatil: yapmak istediğin herşeyi yapma imkani diye nitelendirebiliriz aslında kısaca ama
  • gezilecek bir çok yer var aslında (kültür dolu bir şehir)
  • okunmamış kitapları bitirebilme
  • izlenmemiş filmleri izleme şansı
  • sea - sun - fun üçlüsü de var tabii
  • odayı toplama imkanı (ki bu pek pro sayılmıyabilir aslında)
  • resim yapabilme yeteneğimi yeniden kazanma çabaları... (başaracağım)
  • şuradan anime izlemek istediğin zaman yeterince boş vakit (bkz: bleach - tamam bugün öğrendim bu anime serisini, deli gibi de izledim ve beğendim)
  • internette deli gibi vakit öldürsen bile bi zararı yok çünkü tatildesin
  • tiyatro desem ııh sezon bitti yane olmaz artık
  • bir çok festival vardı onlara gitme şansı
Contra Tatil:
  • bomboşsun yapacak hiçbirşeyin yok git zaman öldür diye düşünmen yüzünden hiçbir şey yapmamışsın
  • arkadaşlarının ya çalışıyor ya da staj yapıyor olmasından dolayı pek fazla vakit geçirememeniz
  • tatil ruhuh sana verdiği o mayışıklık yüzüden bütün dengelerinin sarsılmış olması
  • sabah yerine akşamın bilmem kaçında kalkıyor olmanın verdiği sersemsepetlik
  • iş bulup çalışmak istemene rağmen sevgili ülkemizde part-time/dönemsel çalışmanın yayğın olmamasından dolayı pek birşey yapamaman
  • yazlık yaş ortalaması 75 üzeri olduğu için gitmeyi istesen bile, nedense bir türlü içinden gelememesi
Yani aslında yapmam gereken o kadar çok şey var ki, şu tatil dönemimde. Ama bir türlü hiç birşeye başlıyamıyorum. Sevgili arkadaşım annesine bir telefonla kendisine staj bulurken, beni canlarından çok seven ailem kılını bile kıpırdatmıyor, tesadüfen benim aaa bak tanıdıkmış burası diye annatığım bir şirket, "hııı biliyorum" diye karşılanıyor, "e neden söylemedin" soruma ise "aklıma gelmedi" yanıtını almam da cabası.
Bunların yanında izlediğin filmlerin verdiği huzur, en azından dertleri tasaları o anlarda beyninden uzaklaştırması, biraz iyi. Sen şu / bu gibi sitelerden bulduğun dizi ve filmerle yetinirken bazı sevimli insanlar ah bak şunu da izle dedikleri anda benim listeme binlerce daha dizi/film/anime ekleniyor. Ayriyeten beni bir de animeye sardıran zihniyetlere çok ve çok müteşekkirim. Bütün gün evde oturup izledim sayelerinde, çok da sevdim hane.
Neyse işte günler birbirini kovalarken ben de bir şekilde ayak uydurma, yaşama çabası içinde gidip geliyorum. Bakalım tatilin ilerki günleri neler getirecek bana merakla bekliyorum.

p.s: I need a miracle....

Wednesday, July 19, 2006

quote

"I speak for those children who cannot speak for themselves, children who have absolutely nothing but their courage and their smiles, their wits and their dreams."
Audrey Hepburn

Tuesday, July 18, 2006

13 cidden sorunlu rakam, ya da ben!!!

Hiçbir şeyle uğraşmayan deli ben, kendimi dizilere ve kitaplara verdim. Yarım kalan kitaplar bitirilmek istiyor, yeni başlayıpta bitirdiklerimin yanında durunca kendimi biraz yarım kalan kitaplara ihanet eder gibi hissediyorum. Neyse işte bunlar bir yana, mükemmel hızlı internetimle çılgın çılgın "summer season" dizileri indirmeye başladım PSYCH ve de Kyle XY , ayriyeten izlemediğim eski dizilerin ilk sezonlarından itibaren çekmeye başladım (insan başlayınca duramıyor). Charmed da bu dizilerden bir tanesi, aslında diziyi izlemeye başlamam Almanca bilmediğim dönemlere rastlar, ortaokul zamanımda olmayan Almancam'la RTL'de ki bilimum çizgi filmleri (evet evet şu anda tam bir fox kids bağımlısıyım) ve de işte Charmed, Hercules, Xena gibi dizileri, hatta reklamları bile izlememle başlar (annem der ki çocukken kesinlikle reklamlarda kanal değiştirtmezmişim). Charmed birinci sezon ilk on bölümü indirdikten sonra son 12 bölüme geldi, şu son 2 3 gündür, 12. bölümü de izledikten sonra takıldım kaldım. Bütün sezonu download ettim lakin amma velakin 13.ü Bölüm hala gelmemiş durumda. Buyüzden dolayı ben diğer bölümleri izlememek için inat etmiş haldeyim nedense :P. Bağtıl inancım olsaydı, izlemezdim belki de bu 13.ü Bölüm'ü, hem Charmed gibi "wicca" dolu bir dizi, hem de 13.ü bölüm yane. Neyse elbet 13. Bölüm'ü de izleyeceğim.
bitti.

Saturday, July 15, 2006

:)


Ariel

Stasis in darkness.
Then the substanceless blue
Pour of tor and distances.

God's lioness,
How one we grow,
Pivot of heels and knees! ---The furrow

Splits and passes, sister to
The brown arc
Of the neck I cannot catch,

Nigger-eye
Berries cast dark
Hooks ---

Black sweet blood mouthfuls,
Shadows.
Something else

Hauls me through air ---
Thighs, hair;
Flakes from my heels.

White
Godiva, I unpeel ---
Dead hands, dead stringencies.

And now I
Foam to wheat, a glitter of seas.
The child's cry

Melts in the wall.
And I
Am the arrow,

The dew that flies,
Suicidal, at one with the drive
Into the red

Eye, the cauldron of morning.

Sylvia Plath

jazz

Kafamı toparlayıp birşeyler yazmayı düşünmekten sıkıntı geldi vallahi, o yüzden artık spontane bir şekilde yazmaya karar verdim, ahaha duyan da doğumumdan beri yazıyorum sanar. Neyse bir çok şekilde hayatıma yön verme çabaları içinde ben bocalarken, tahmin etmediğim yerler bir nebze de olsa yine tanıdık çıkıyor. Alışmak lazım buna.
Geçen haftamı Jazz Fest'e adadım desem tabiki hafiften yalan olacak, üşengeçlikten dolayı anca 2 konsere gidebildim, meğersem hadi gidelim eğleniriz işte, hem de kültürümüz artar diye düşünerek gittiğimiz ilk konser çok ünlü jazzcıların konseriymiş. Bilmeden gitmemize ragmen gerçekten de çok eğlendik konser boyunca, üzücü olan ise ilk grup sahne aldıktan sonra önlerde oturan konser gurularının ikinci grup her şarkı bitirmesinde öbek öbek gitmeleriydi. Neyse ikinci gittiğimiz konser malum Cocorosie konseri idi. Muheteşem kardeşler, kendileri de deli gibi eğlerek bizlere nefis mi nefis şeker mi şeker bir konser izlettirdiler.
Eğlenceli konser hayatım dışında uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla görüştüm. Geçmişi yadettik, hihihi.
minikstar
mir.

Saturday, July 08, 2006

what a wonderful istanbul...

Sınavdan sonra pek fazla yapacak bir işim olmadığnı anladım, yane sınavdan önce sözde her gün test çözmem bahanesi vardı, en azından yapacak bir şeydi yane, her ne kadar istem dışı birşey olsa bile. Neyse artık yapacak bir işim olmadığı için, İstanbul'u gezmeye başladım. Eğlenceli olmuyor değil, geçen gün Nişantaşı'nı gezdik, ordan Tophane'ye kadar bir yerlerden yürüdük(bildiğimiz yerler olsa bile, yine de turist gibi yolun ortasında durup fotograf çektik), çok yorulduk tabii, alışık olmayan bünyemiz var böyle çinliler gibi yürümeye... Kendimizi sanat gurusu hissettiğimiz için bir de İstanbul Modern'e uğrayalım dedik, Fahrelnissa Zeid ve Nejad Devrim'in, ana oğul, iki kuşak resim sergisi vardı, soyut sevenlere duyrulur... Orada da ana sergiyi gezdikten sonra, kendimizi nedense yorgun hissedip deniz gören bir yere oturup boş boş baktık, kafamızı dinlendirdik... Dönmek için vapura binerken, bir anda herşey değişti ve biz kendimizi İstiklal'de bulduk, yorgun argın orada da sağa sola baka baka yürüdük ve sonra da eve döndük. Sanırım japon turist olma sevdam haftaya da devam edecek, ne kadar hoş di mi ....

turist minik

Friday, June 30, 2006

sneaker pimps - destroying angel

I know you know my head's not in this now
Nothing you could keep so keep me down
Like the stones beneath the water that you walk on to be taller
The hands you stuck together when you prayed you'd wait forever
Just another fragile angel heart
Falling down on lead wings torn apart

The words beneath my skin
The ink that you put in
Destroying all the things you left around
Earthbound coming down

So what you have the nerve to call a friend
Is starved of all the sense to make amends
I'm the glass you break to touch but you never want me much
Like the view across the water from the shoes and two feet smaller
I know it doesn't pay to be this hurt
Falling off the morning getting worse

Monday, June 26, 2006

allerjik konjuktivit

Mieeh, evet evet bende allerjik konjuktivit var, göz nezlesi de deniyor, hatta bilimum şeye gözlerim allerjik. Kendisi korkunç bişiy, güneş gözlüksüz çıkınca gözleriniz kendiliğinden ağlamaya başlıyor, bazen öle kıpkırmızı oluyor ki anlatamam. Kitap okumak istiyorsunuz, ama satırlar birbirine giriyor, harfler karışyor, ve gözünüz daha da ağrıyor, kim ister o zaman...Çok alakasız bir zamanda kaşınıyor, ağrıyor, alev çıkıyor sanıyorsunuz gözlerinizden. Hatta bazen allerji overdose olunca sabah başucunuzda mutlaka su ve pamuk olmalı, çünkü açamıyorsunuz gözlerinizi. Ühühühü, ve geçmiyor, piyasadaki bilimum göz damlası ile kanka olmanız gerekiyor, onlar ve siz eküri olmuşsunuz. Takriben 4 5 ay birlikte yaşayacaksınız artık ne mutlu size, bazen ise bilimum bitki çeşitlerinin yaydığı tozlar allerjinizi daha da beter hale getirebiliyor. Ağlamak bile canınızı acıtıyor(tamam çok dramatik gibi gözükebilir, ama hakkaten çeken bilir yane ne kadar zor oldugunu). Ekürilerinizin dışında bir dostunuz daha vardır, sabahtan kalan soğumuş çay, biraz daha buzdolabında soğuttuktan sonra pamuk ile salatalık gibi gözlerinizin üzerine koyup bir iki hatta en iyisi 5 dakka beklemeniz.... Düşmanımın başına bile gelsin istemem yane...

Sunday, June 25, 2006

kofi

Bütün gün deli gibi kahve içmeme ragmen, o şuruplu mokamsı üzerinde krema olan ve içmek zorunda olduğum şey dışındakiler tabii, hala çok uykum var, geçmişin uykusuzluğu sanırım şimdi etkisini gösteriyor, şimdi de kahve içsem bu sefer yine uykusuz kalacağım. Tanrım yarabbim artık yapmam gereken hiç bir şey yok, yane bunu yapmalıyım onu yapmalıyım gibi nedenlerim olmayacak, ne güzel bir duygu imiş... Neyse, yazın bir işte çalışmayı düşünen ben bakalım neler yapabileceğim, bunun dışında İstanbul'da bir turist günü yaşamayı düşünüyorum, güzel olur heralde, hehehe bir de "city guide" lazim. Eğer turist günümü gerçekleştirebilirsem, sonra da Ankara'ya gitmek istiyorum, tabii önce Ankara sonra turist günü de olabilir. Bakalım bu yaz nası geçecek, hafta sonları yazlik da ,yaşlılar cennetimiz, düşünülebilir.

Ay bir de okunacak binlerce kitap var, hangisinden başlayacam acaba...
mir

Wednesday, June 21, 2006

bilinçaltı bilinçüstü rüyalar

Rüyalar bilinçaltımızın habercisidir derler. Bir bakıma öğle ama dün gece gördüğüm rüyalardan bir tanesi resmen bilinçüstümün habercisiydi. Tamam yane bir rüyamda "kameraların da olduğu sosyetik bir mağzada bunny kıyafeti giymiş bir kadın tarafından çantam çalındı, ve mağza görevlilerine kadını arattırıp istediğiniz şeyden varmış diye geri çağartıp tesadüfen(evet hafif de şantajla) çantamın onun poşetlerine karıştığını ortaya çıkardım", bir sonrakinde "gece yarısı starbuck's pastanesinden cookie almaya çalışıyordum." evet işte bunlar gerçekten saçma sapan. Tamam çanta manyağı bir insan olabilirim, Starbuck's kahvesi delisi de. Ama en son gördüğüm rüyam pek dataya giremeden bir aile konseyiydi, anne-baba-cocuklar-dayi ve damat vardı. Büyük bir gümbürtü koptu, neden acaba bu aralarki, aile bozukluğumuzun bir sonucu mu olsa gerek diye düşünmeden edemiyorum, işte tam bilinçüstü bir rüyaydı.

Saturday, June 17, 2006

olala

bir sene daha geçti gitti, yarın ben öss'ye giriyorum. neyse bakalım yüzdüm kuyruğuna geldim. en güzel olay kalamışta giriyor olmam sınava, sınavdan önce kavemi de alacam oh oh iyi yane, sonra artık ne yaparım bilmiyorum. başarılar bana evet evet başarılar...

Monday, June 12, 2006

The Smiths, Unhappy Birthday

I've come to wish you an unhappy birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)

Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I say "No, I'm gonna kill my dog"
And : "May the lines sag, may the lines sag heavy and deep tonight"


I've come to wish you an unhappy birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)


Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I said "No"
And then I shot myself
So, drink, drink, drink
And be ill tonight


From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Oh, unhappy birthday
Behind
Behind
Behind

Sunday, June 11, 2006

ne kadar çabuk geçti

Bir ay sonra temmuz yine bir yaz ayı, bakalım bu sene neler olacak diye düşünürken, o kadar çbauk geçti ki günler ben bile anlayamadım. Şu son bir aydır hayatımdaki insanlar, düşüncelerim, yaşadıklarım o kadar çok değişti ki, ben bile ayak uyduramamaya başladım. Neyse bakalım haftaya kısmen bir çok şey daha netleşecek malum sınavdan sonra, en çok sevindiğim öss'ye Kalamış'ta giriyor olmam. Oh, okul arama derdim de yok bu sene, canım ösym bilgisayarları bana bu güzel okulu layık gördüğünüz için seviniyorum. Neyse sınavda da istediğimi yaparsam herşey çok daha güzel olacak. Yaz programı mı o da ne, ah kedi ah senin yüzünden şimdilik bir tatil düşünemiyorum ben yaa. Mieeh, kötü oldu ama şimdi sen iyisin koşup atlıyorsun yine deliler gibi sağdan sola. Neyse işte şimdilik bu kadar.
mir.

Thursday, June 01, 2006

şapşal ben

evet evet, gene şapşallıklarıma bir tane daha şapşallık ekledim, öle böle değil, bir arkadaşım için gilmore girls'un bölümlerini cd ya da dvd ye çekmem lazım. neyse evde de boş dvd yoktu şimdi binlerce cd yerine bir dvd yeter, gittim bizim buradaki kırtasiyeden dvd almaya, mini dvd varmış üzerinde de 1,4 gb yazıyordu, onu görünce "heytt be bir nokta dört gb buna neler sığar" diye düşündüm, hem de rewritabledı. eve geldim işte yazacam dizileri, o an dvdlerin 4,5 gb oldugu ve benim aldığımın kapasitesinin daha az olduğu dank etti.... ne zaman bitecek benim bu dalgınlıklarım yaaa....