Showing posts with label yaşam. Show all posts
Showing posts with label yaşam. Show all posts

Friday, December 02, 2011

mutlu mu olmak istiyorsun, haydi yap o zaman!


  1. Berries … mmmm.
  2. Walking barefoot in grass.
  3. Listening to good music in the car.
  4. Taking a long, relaxing shower.
  5. Coffee.
  6. A good novel.
  7. Popcorn and an old movie on DVD.
  8. The smell of fresh-cut grass.
  9. Watching the sunrise.
  10. Walking on the beach.
  11. A gentle morning run.
  12. Yoga or stretching or meditation.
  13. Snuggling in bed with your partner.
  14. Watching the sunset.
  15. Hugging your child tightly.
  16. Good wine.
  17. Dark chocolate.
  18. Dancing like you’re crazy.
  19. Telling jokes till your sides ache.
  20. A long conversation with a good friend.
  21. Root beer float.
  22. Kissing in the rain.
  23. Being lazy on a Sunday.
  24. Waking to a clean house.
  25. An uncluttered room.
  26. Banana split.
  27. Pillow fights.
  28. Fries and a chocolate milkshake.
  29. Singing in the shower, loudly.
  30. Dancing in the rain and stomping in puddles.
  31. Watching your child play.
  32. Fresh-baked chocolate chip cookies.
  33. Helping someone in need.
  34. Making someone smile.
  35. Homemade pie.
  36. A nature hike.
  37. Laying back and watching the stars.
  38. Making a sandcastle.
  39. Floating in the water.
  40. Taking an afternoon nap.
  41. Serving your spouse a surprise breakfast in bed.
  42. Watching your children on Christmas morning.
  43. Laying back and looking up at clouds.
  44. Watching the ocean.
  45. Getting a massage.
  46. Reese’s peanut butter cups.
  47. PB&J sandwich.
  48. Iced green tea.
  49. Playing footsie.
  50. Acting crazy in public.
  51. Seeing your savings account grow.
  52. Seeing your debt shrink.
  53. Taking a hot bath.
  54. Blowing bubbles.
  55. A gentle breeze.
  56. The feeling after a good workout.
  57. Checking something off your to-do list.
  58. Snuggling together under the covers on a stormy day.
  59. Coen brother movies.
  60. Watching your kids play soccer.
  61. Playing a good game of basketball.
  62. The smell of a new Moleskine notebook.
  63. Writing on good paper with a good pen.
  64. A clear desk.
  65. Fresh popped popcorn.
  66. A fresh snow.
  67. Swinging on a swing.
  68. Homemade strawberry shortcake.
  69. Watching animals in nature.
  70. An empty email inbox.
  71. Playing hooky.
  72. A very slow and sensual night with your partner.
  73. Staying up all night talking.
  74. Having a picnic.
  75. Swimming at night.
Gerçekten de gün içerisinde farketmediğimiz ve bizi içten mutlu eden o kadar çok şey var ki... Bu güzel anların tadını çıkarmak lazım değil mi ama :) .

p.s. Bu yazı şu siteden alıntıdır.

Yeni Edit: 2007 yılında bir kaç arkadaşla beraber açmış olduğumuz "yaşama dair" adlı blogdaki yazımdır... Her ne kadar bir kopyala yapıştır ürünü olsa da, mutlu ediyor mu - evet balım ediyor. 





Monday, May 11, 2009

ainarielancalim'den (höh yazamadım yau)

"ben ve benim gibiler

senin hikayeni dinlerken hep içimden ben bunu duymuştum diyordum. duyduğum insanı sen tanımıyorsun (henüz) ama tanışsan sanırım sana (ve senin gibi olanlara) iki çift lafı olur (:

biz kadınlar sizin gibi değiliz. evet çoğu zaman anlamsız, abartlı ve aşırı duygusal tepkiler veriyor olabiliriz. ben ve çevremdeki bir çok kadın hayatıma giren erkekleri seviyoruz! bu sevginin ne sınırı ne sıfatı ne de geçmişi oluyor. eskileri şimdiye taşımıyoruz. bir daha asla sevemeyeceğimizi düşünürken karşımıza biri çıkıyor ve aşkı biz yeniden tanımlıyoruz.

ben, yaklaşık olarak 5 yılımı birini sevmekle geçirdim. kimine göre takıntı kimine göre boşluk kimine göre deneyimsizlik. ama onu sevmek bana çok öğretti. aşk olup olmadığını bilmiyorum hala, bilsem de çok şey değişmez. (: sadece çok sevdiğimi hatırlıyorum. sonrasında bir çok irili ufaklı hikaye.. ama her birini sevdiğimi ayrı ayrı sevdiğimi biliyorum. hiç biri bir diğerinden daha değersiz değildi. sadece paylaşılan şeyler azdı ya da çoktu. anıların sayısıyla ölçmüyorum ki sevgimi, ne hissettiğim önemli olan değil mi? ama hersey bi kenara hiçbiri kendilerinden öncekileri bilmediler. öyle ki sormadılar bile. çünkü öncekileri onunla geçirdiğim anlara sokmadım. onunla o an mutlu olduğumu bildi hepsi tek tek.. geçmiş her haliyle dolu dolu yaşanmıştır her andan keyif alınmıştır ama ben anı sevdim hep, onda kalınca mutlu olduğumu biliyorum. en değerli budur benim için. evet geçmişi anmak güzeldir keyiflidir ama geçmişle yaşamak kayıptır an için. geleceği hayal etmek tatlıdır ama onu yaparken şu anı kaçırmak değildir olması gereken. bunun dengesini öyle ya da böyle kurdum. bu böyle yapılmalı değil tabii demek istediğim, kendi doğrularım bunlar sadece. şu an takıldığım nokta ise ben bunu böyle yaşarken ya da yaşamaya çalışırken neden bir başkasının geçmişi beni korkutuyor? kaybetme korkusu mu yoksa bi yerlerden gelip pörtleyen (: neyse bu akşam da üzerinde bişiler yapılıcak bi konum var en azından ((:"

yazıdan kaçmak işte budur diyorum :) ahahaha i am evil. ...
neyse efendim şaka bir yana gerçekten yazan hanım duygularımın çevirmeni (hihih) oldu...

ileriye bakmak lazım ama değil mi?

Monday, April 20, 2009

yeni bir şeyler yazmalı

Düşünüyorum, acaba küçükken düşündüğüm şeyler daha azdı da o yüzden mi, daha üretken bir insandım, yaşlanıyorum galiba... 24. yaşımın son günlerini yaşadığım şu günler hiç de hayal etmiş olduğum gibi geçmiyor. Zamanında hayal ettiğim hayatın kenarından kıyısından dahi geçmiyor bugünkü hayatım. Enteresan gerçekten...
Yapmak istediğimiz hayaller var, ileride olmak istediğimiz yerler... ama bir bakıyoruz ki apayrı bir yerdeyiz bugün... yarın da istediğimiz gibi olmayabilir, peki ben ne yapıyorum, artık gülüp geçiyorum. Her şeyi zamana bırakmış durumdayım, ama zaman da bir yandan akıp gidiyor... ben olduğum yerde kalıyormuş gibi hissediyorum, belki biraz gerilediğimi dahi düşünüyorum bazen. Eskiden her şey daha farklıydı gibime geliyor, daha kolaydı... Ya da son zamanlar benim üzerime geliyor o yüzden böyle isyanlardayım.
İki kelimeyi birleştiremiyorum, ay çok depresifleştim bir anda.
Ne yapmamız lazım, gülüp geçmemiz lazım...
Yapabiliyor muyum ben, eh işte arada yapmayı deniyorum...
Başarılı mı, daha etkilerini görmedim, ama doktora başvuracak bir yan etkisi de olmadı yani...
Bir film festivali daha geldi geçti... Müzik ve caz festivali de kapımızı tıklatmaya hazır ve nazır bir şekilde bekliyor, ve ardından gelecek bienal.
Neyse şimdilik yeter bu kadar yazmak.
Sevgiler

Thursday, December 11, 2008

Kafka on the Shore - Haruki Murakami

Did I do the right thing?
"You did the right thing," the boy named Crow says. "You did what was best. No one else could have done as well as you did. After all, you're the genuine article: the toughest fifteen-year-old in the world."
"But I still don't know anything about life," I protested.
"Look at the painting" he says. "And listen to the wind."
I nod.
"I know you can do it."
I nod again.
"You'd better get some sleep," the boy named Crow says. When you wake up, you'll be part of a brand-new world."
You finally fall asleep. And when you wake up, it's true.
You are part of a brand-new world.

Sunday, November 23, 2008

elma suyu

Duruyorum bazen, hayatımı durduruyorum, hiçbir şekilde ilerletmiyorum. Hayatım öyle bir duruyor ki, sanki çamaşır ipinden düşecek bir paçavra gibi. O kadar çok tüketmişim ki kendimi bazen farkına vardığımda, ben böylemiydim diye düşünüyorum.

Geçen gün de durdu hayatım, okula giderken. Kendimi bir sevgi yumağının içinde buldum birden. Sevgiden, sevmekten, sevilmekten o kadar uzaklaşmışız ki, o kadar sahte duygularla yaşıyoruz ki bazen biz bile farkına varmıyoruz. Neydi beni bir anda kendimden koparan, tramvayda önümde duran çingene teyze ile torunuydu. Okuldan aldığı torunu, ondan sadece elma suyu istemişti... bir de çikolatalı sütler var hani "neskuik" ondan da alabilirsin belki dedi, kadın da "seni okula da kaydettim, artık büyüyüp adam olacaksın, alırım sana sen bir okula git de".

Bir ara gözlerimden akan yaşları engellemeye çalışsam da nafile damlalar bir bir kaçtılar gözlerimden... Sadece konuşuyorlardı birbirleriyle, içten ve bir o kadar da saf, bir an bomboş bir kutuda gibi yaşıyorum sandım. Sevgisiz.
Ben de seviyorum, ve beni de seviyorlar... ama onlar kadar saf değiliz, olamıyoruz, olmak mı istemiyoruz... bilemiyorum.

Sadece bir kutu elma suyu...

Monday, May 05, 2008

su testisi doldu taştı hocaaam, nasıl bir 'Kompetenz*' sizde ki?

Canım sevgili okurlar; Kompetenz almanca yetenek, yeterlik demektir. Neyse neden bunu yazıyorum alayacaksınız.
Neyse hani insanların bir sinir katsayı noktası vardır, beni tanıyanlar bilir kolay kolay o sinir katsayı noktam yükselmez. Neyse okuduğum bölümde sevgi dolu bir öğretmenim var, ilkokul öğretmeni kıvamında, "her dediği DOĞRU" olan öğretmenlerden. Sürekli bir didişmedir gidiyor, lisedeyken de yaşamıştım bu tarz olaylar, şimdi de yaşıyorum, vay halime ne "asi" bir gençmişim ben dedirtiyor bu insanlar. (bugün neyse kelimesini çok seviyorum anladım) Hani derler ya "ayı'ya dayı diyeceksin" aynen o durumdayım.
Ama bugün öğrendiklerim hayatıma birden renk kattı ders için güzellik zımbırtılarına bakiyoruz. Şifalı bitkiler falan filan... Aslında sarı kantaron (st. john's worth) ile ekinezya aynı bitki imiş. Siz biliyor muydunuz bunu. Meğersem sosyal seviyesi yüksek insanlar sarı kantaron'a ekinezya demeyi uygun bulmuşlar, sarı kantaron da nedir diye düşünüyor insan bu durumda.
Bizlerin bildiği, anti-depresyon tedavisinde kullanılan 'St. John's Wort'un botanikteki adı "Hypericum perforatum" imiş, bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinen 'Ekinezya'nın ki ise kullanıldı gibi "Echinacea" imiş. Şimdi düşünelim bakalım bunlar nasıl aynı bitki oluyor???

ve işin acı kısmı bu derste sürekli bir "Kompetenz"dir gidiyor ben de anlayamadım. Sinir katsayımın nedeni de bana kalsın artık....

with love...
regards

Saturday, January 26, 2008

dear diary, mimi kotasyonu

"Yaşadıklarımın hastasıyım, karma'nın ustasıyım!!!"
Özlü söz oldu bu : )

Sevgili okur şu sırada cici beynim de hallaç pamuğu gibi, okurlara verdiğim geçici karmançormanlıktan dolayı özür dilerim.

Bu sırada her nekadar rosey - be somebody blues dinliyor olsam bile, bir anda beynimin en ücra loblarından birinde des'ree'den life oooh life oooh life adlı parçanın melodilerini duymaya başladım...
(dear universe give me some patience)
Canım delilerce sushi istiyor bir gidemedim (nemesis hanım burayı okusa keşke ki okumuyor neyse link atarım okur, my dear sushi friend snaker pimps - cute sushi lunches sana geliyor) ama ama ne oldu tabiki bunka'ya rüyamda gittim, hem de okula gitmeden önce. Ne mi aldım dersin onigiri hihihi, sonra okula gittim. Böle japon stili sefertasım artı chopstiklerim de vardı yane.

Sonra işte tatile girdim, bütünlemelerimle kucaklaşıcak mıyım, kucaklaşmıyacak mıyım bilemiyorum, istemem tabiki kucaklaşmak. (universe create a miracle for me)

Agatha da kocaman oldu, seviyoruz onu ailecek, Yoda ise obezleşme yolunda sevgili ananemin her miyavlamasında mama vermesi sayesinde. Ah mümücel aaah : )...

Umudum vaar sayın okur, herşey teker teker yerine oturmaya başlıyorrr. Aman yarabbiiim diye bağırdım içimden, bir oh çektim, şarkı sözü yazdım gibi oldu.

haydi görüşmek üzere
sevgiyle kalın
şeker okuyucular