Bugüne kadar istediğim herşeyi elde ettim, gerçekten. Şunu yapmak istiyorum dedim ve yaptım. Bunu almak istiyorum dedim ve aldım. Şuraya gitmek istiyorum dedim ve gittim. Neredeyse bütün rüyalarım gerçek oldu.
Yardımcı olan herkese çok teşekkür ederim. (Ayrılık yazısı gibi oldu ya neyse, bazen içten teşekkür etmek gerekir insanlara, hatta onları sevdiğini de söylemek...)
Geçen süre zarfında o kadar çok insanla tanıştım ki, anlatamam - aaa bu insanlarla da mı tanıştım dediğim zamanlar oluyor.
Saat sabaha karşı 4, ben beyaz-kadın-çatal-dilli adlı blogda gezerken gördüm kitap kapağı tasarlama sanatı adlı yazıyı.
Murakami'nin kitabı türkçeye çevrildiğinde çevirmenle yayınevinin videolarını izledim. Çevirmen ingilizce çevirilerinde eksikler var diyor. - Bunu bir sonraki yazılara saklıyorum. Neyse.
"Alliance Graphique Internationale"in 2009'da İstanbul'da düzenlediği genel kongresinde tipografi ve kitap kapaklarnının grafik tasarımına dair olan konferansları dinleme şansım olmuştu. Muhteşem insanlarla tanışmıştım. Kariyerlerinin doruklarında ve herşeye rağmen en iyi şekilde üretmeye devam eden grafik tasarımcıları,. Bu işe gerçekten kafa yordukları belliydi. Kitabı okuyorlar, yazarı tanıyorlar ve ona göre kapak yapıyorlardı, özenerek...
İşte Murakami'nin yeni kitabının kapak hikayesinin de böyle olmasını isterdim, ki olmamış gibi gözüküyor.
Şu bi gerçek ki o tasarım kesinlikle BENİ AL MİRAY demiyor (!!!). Murakami'yle tanışmamı sağlayan tek şey Zemberekkuşu'nun Güncesi adlı romanının kapağındaki o renkli zemberekkuşuydu....
Sputnik Sweetheart'ı daha okumadım ama Murakami böyle demiş kitapta: “I dream. Sometimes I think that's the only right thing to do.” / "Hayal kuruyorum. Bazen yapabilecek en doğru şeyin bu olduğunu düşnüyorum."
Have dreams,
Miray.
Tuesday, May 29, 2012
Monday, May 21, 2012
Haydi Miray Hop Hop!
Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun? Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?
Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!
Sistem böyle çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın! Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin. Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın. Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin. Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin. Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın! Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin. Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın. Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın. Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak. Boşuna hayal kurmayacaksın!
Can Yucel
Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!
Sistem böyle çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın! Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin. Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın. Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin. Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin. Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın! Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin. Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın. Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın. Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak. Boşuna hayal kurmayacaksın!
Can Yucel
Tuesday, January 24, 2012
Haydi biraz oje ve manikür
![]() |
| via Nail Art Design Pictures |
Nadiren de olsa, güzel bir yere gidip kendime mani-pedi yaptırırım (En son geçen sene bu zamanlarda manikür yaptırmıştım, pedi'yi gerçekten hatırlamıyorum). Nadiren olunca her hafta 'mani-pedi'de geçen süre sıkıntı değil keyif oluyor. Yakında bi gitmek lazım.
Şu son bir iki aydır, daha uzun da olabilir, keşfettiklerime gelince. Mani-pedi ve el ayak bakımı, bizim bildiğimiz kuaför manikürcülüğünden uzaklaşrak ayrı bir iş alanı olmuş durumda. Artık ayrı ayrı, el-ayak bakım merkezleri, 'mani-pedi'ciler açılmakta. Nice Hands, Nice Nails, Güzel Eller ve Güzel Ayaklar gibi isimlerle (bu isimleri tamamen uydurdum) açılan bu merkezler yepyeni bir iş olanagı kaynağı... Her neyse, piyasa araştırmasını da daha sonralara bırakabilirim, ama geçen gün Bağdat Caddesi'nde yürürken adım başı böyle yerler olduğu da gözümden kaçmadı değil.
Aslında konu manikür olduğunda durum biraz farklı, şimdi sen gidip 14 15 yaşında manikür yaptırmaya başlarsan - ki benim zamanında çok arkdaşım giderdi, 20 yaşına geldiğinde her hafta maniküre gitmen gerekir ki o uzayan tırnak etlerin alınsın. Yok ben artık gitmek istemiyorum dersen uzunca bir süre tırnak etlerini itmen, evde kendin bakım yapman gerekecek. Seçim senin. Ya da bazı eller vardır ki, gerçekten düzenli aralıklarla manikür yaptırılması gerekmektedir. Bu durumda yapabilecek bir şey yok, yapı meselesi.
Karma, yağlı ve kuru cilt tipleri gibi el ve tırnaklar da kişiden kişiye farklılık göstermekte. Şansım var ki benim ellerimin huyu güzel, mani'ye gerek yok.
Ne yaptığıma gelirseniz anlatayım;
Yıllardır ananem şunu der; banyo sırasında ya da çıktıktan sonra tırnak etlerini hafifçe it. Özellikle bir alet kullanmanıza gerek yok, zıt ellerin işaret parmağı bu işi görebiliyor.
Bunun dışında sevdiğim ve ara ara kullandığım üç beş tane ürün var;
![]() |
| Taken by me. |
Mavala'nın Creme Cuticule Penetrante'si, China Glaze'in Orange Cuticle Oil'i, Sally Hansen'ın Instant Cuticle Remover jeli (şişenin arkasında uyguladıktan sonra ellerinizi yıkayın uyarısı vardır) ve oje sürdükten sonra kullandığım Insta Dri - Anti-Chip Top Coat, ve L'occitane'ın Shea Butter Nail & Cuticle Cream'i. Haftada bir kere instant cuticle remover'ı sürerek pamuk doladığım bir çubukla etlerimi geriye itiyorum, aynı şekilde arada bir Mavala'nın kremini kullanıyorum. Bu krem hem ölü kısmı alıyor hem de besliyor, isterseniz sadece sürüp krem gibi de kullanabilirsiniz. Canım sıkıldı mı China Glaze Oil'i tırnak etlerine sürüyorum, tırnağım ojeli olsa da olmasa da kullanıyorum. L'occitane kremi geceleri yatmadan ya da Instant Cuticle Remover'ı kullandıktan sonra sürüyorum. Eğer oje süreceksem, bütün bunları yaptıktan sonra tırnakların üzerindeki yağ tabakasını almak için ya elimi yıkıyorum, ya da kolonyalı/asetonlu pamukla siliyorum ve renkli ojelerden önce mutlaka şeffaf bir base coat kullanıyorum. Sonuç:
![]() |
| my hand canım |
![]() |
| my hand canım |
Siz derseniz ben tırnaklarımın üzerini süslü isterim; Nail Art sitelerine bir göz atmanızı öneririm.
Fuck Yeah Nail Art, Nail Mag, HelloGiggles - Awesome Winter Nail Art.
HelloGiggles kurucularından ve New Girl'in Jess'i Zoey Deschanel'in Altın Küre ödüllerindeki smokinli tırnakları da cabası!
![]() |
| Photo: Getty Images/Zooey Deschanel's Instagram |
![]() |
| Photo: Courtesy of @ZooeyDeschanel's Instagram |
Labels:
bakım,
celebs,
china glaze,
l'occitane,
mani-pedi,
mavala,
nail art,
nail polish,
sally hansen
Sunday, December 04, 2011
Katharine Branning
Deniz'in facebook'ta Kathrarine Branning adlı bir kadınla ilgili link paylaştığını gördüm. Kendisi "Yes I Would Love another Glass of Tea" adlı bir kitap yazmış. Kitabı alıp okumuş değilim, ama youtube üzerinden Katharine'in iki tane vidyosunu izledim/dinledim, ki bunu yazarken bir yandan da bu vidyoları dinlemeye devam ediyorum.
Katharine Branning'in yazdığı kitap hakkında bir giriş: http://www.youtube.com/watch?v=1JsfOhjX9Ww ve imza günündeki konuşması; http://www.youtube.com/watch?v=Bz73lYFXy3Q&feature=related
Sevgiler!
Katharine Branning'in yazdığı kitap hakkında bir giriş: http://www.youtube.com/watch?v=1JsfOhjX9Ww ve imza günündeki konuşması; http://www.youtube.com/watch?v=Bz73lYFXy3Q&feature=related
Sevgiler!
Friday, December 02, 2011
oyunlar
Eh
evde boş boş bir pazar günü çılgınca geçirildikten sonra sıkılan
minikstar tabiki yazı yazar blog'a. Anime tavsiyemden sonra, siz değerli
okuyuculara internet aleminde karşılaştığım eğlenceli oyunları tavsiye
edeceğim... Benden gelen bu tavsiye oyunların tabiki kedili, yıldızlı,
kurbağalı, şekerli, çikolatalı olacağını tahmin edersiniz heralde...
Napalım işte şeker gibi minikstar'dan şeker gibi oyunlar, ehu kendimi şımarttım da bugün. :)
Gelelim oyunlarımıza, efendim nekogames var, neko japonca kedi demek oluyor, ve nekogames'de kedi asmacadan tut kedi zıplatmaya kadar cici oyunlar var. Buradan ulaşabilirsiniz.
Zıplayan fasulye oyunu var, fasulyeler pırtlatılıyor bu oyunda da, ehuehu... Benim favorim bandanalı olan.
Kurbağalarla nilüfer yakalamak isteyenler tıklayabilir.
Orisinal'i bilmiyorsanız hayatınızdan çok şey eksik demektir, sıkıntıdan yumurta zıplatabilir, kızdığınız/sinirlendiğiniz kişileri buzpateni yaparken kocaman kartopu bowlingiyle uçurabilir (test edildi onaylandı - çok rahatlıyor insan bunu oynarken), uykunuz geldiyse yıldızları yakalayabilir ve de beyaz kar tavşanı ile gökyüzüne zıplayabilirsiniz...
En eğlendiğim oyunu sona bıraktım, bütün günümü almıştı aslında sonra bir arkadaşıma yolladım kendisi yarım saatte yapıp bitirince kendimi çok garip hissettim, olsun ben mutlu mutlu oyun oynayarak geçirmiştim bir günümü, hem de yıldız buldum birsürü, siz de bulmak istersiniz değil mi o yıldızları....
p.s: bu oyunlar 3 yaşından büyük çocuklar içindir.
iyi eğlenceler herkese
Napalım işte şeker gibi minikstar'dan şeker gibi oyunlar, ehu kendimi şımarttım da bugün. :)
Gelelim oyunlarımıza, efendim nekogames var, neko japonca kedi demek oluyor, ve nekogames'de kedi asmacadan tut kedi zıplatmaya kadar cici oyunlar var. Buradan ulaşabilirsiniz.
Zıplayan fasulye oyunu var, fasulyeler pırtlatılıyor bu oyunda da, ehuehu... Benim favorim bandanalı olan.
Kurbağalarla nilüfer yakalamak isteyenler tıklayabilir.
Orisinal'i bilmiyorsanız hayatınızdan çok şey eksik demektir, sıkıntıdan yumurta zıplatabilir, kızdığınız/sinirlendiğiniz kişileri buzpateni yaparken kocaman kartopu bowlingiyle uçurabilir (test edildi onaylandı - çok rahatlıyor insan bunu oynarken), uykunuz geldiyse yıldızları yakalayabilir ve de beyaz kar tavşanı ile gökyüzüne zıplayabilirsiniz...
En eğlendiğim oyunu sona bıraktım, bütün günümü almıştı aslında sonra bir arkadaşıma yolladım kendisi yarım saatte yapıp bitirince kendimi çok garip hissettim, olsun ben mutlu mutlu oyun oynayarak geçirmiştim bir günümü, hem de yıldız buldum birsürü, siz de bulmak istersiniz değil mi o yıldızları....
p.s: bu oyunlar 3 yaşından büyük çocuklar içindir.
iyi eğlenceler herkese
Death Note

Death Note, yeni bitmiş korku gizem ve dedektifçilik de içeren anime serisidir. Şimdi efendim baş kahramanımız yakışılı Yagami Light (hayran olduğum anime karakterlerinden biri) başarılı bir lise öğrencisidir, bir gün bahçede Shinigami(Death God)'nin düşürdüğü Death Note'u bulur, daha sonra yaşadığı dünyayı suçlardan arındırmak ve mükemmelleştirmek için bu defteri kullanmaya başlar. Suçlu ölümlerinin artmasıyla Japon Polis Teşkilatı (hihi JPT) başka ülkelerden de destek ( L kod adlı - animeübermensch sayılabilecek - dedektifimiz) alarak suçluları teker teker öldüren kişiyi yakalamak ister.
37 bölümden oluşan bu anime'nin bütün bölümleri şayet elinizde ise başından kalkmadan izleme şansınız var.
heyecanlı seyirler

Eskilerden
Bir arkadaşımın panik adlı yazısından esinlenerek yazımışım bu yazıyı...
"En azından miyet hanım siz böcek gördünüz, yani sizin durumuz da kötü benimki sizinkinden kötü . : (
Ama ben Miray olarak kendim kaşındım, evimin buradaki ışıkların orada böle bir üçgen adadık var, ben de karşıdan karşıya geçerken oradan geçmek zorundayım, şimdi genelde kuşlar kediler var orada ay ay ne güzel cikliyorlar hayat ne güzel diye geçerim oradan, ama geçen gün orada bir fare gördüm, bildiğimiz lağım faresi (ayyh şimdi bile içim bir hoş oldu) "aaa fare ne şirin!?!" dememe kalmadan bana zıt yönde duran fare depar atarak birden üzerime gelmeye başladı, evet ben bu durumda ne mi yaptım, aaaiiy anneciim fareei ıyyy bööö diye bağıraraktan koşmaya başladım hop hop çığlık çığlığa arkama bile bakmadan, sonra münübüse bindim. Minibüste fare ne gezer ama bir kere korkmuş ben ayaklarımı yere koyamadım, tabii ki tünedim o koltuğa gergin bir şekilde, günümün geri kalanında ise sağa sola baka baka yürüdüm.
Gelelim ikinci çığlığıma, akşam babası beni yemeğe çağırdı, eh gittim ve yedim mamayı sonra eve dönme yolumdayım, daha doğrusu apartmandan yeni çıktım, tam da kapının önünde çöp konteyneri ve kapağı açık, eh tabiki yurdum kedileri dalar içine. Kedi mi benden korktu ben mi kediden bilemem ama o cici kedi, bir sıçradı ben de bir güzel çığlığı bastım korkudan. Kedicik de konteynerin içine kaçtı, böle korktuk ikimiz birbirimizden, çığlığımı duyan babadan "ne oldu tepkisi geldi, "ehu baba kedi korkuttu beni" diyebildim, ve bir yudum su içtim.
Bu aralar çok korkar oldum yahu ben, yok belki de üst üste geldi korktum."
2007-07-13 00:47'de aslını yayımlamışım. (haha yayıncı gibi hissettim kendimi)
Kopyala yapıştır stayla, yeniden sizlerle.
Haydi, hepinize iyi sabahlar.
"En azından miyet hanım siz böcek gördünüz, yani sizin durumuz da kötü benimki sizinkinden kötü . : (
Ama ben Miray olarak kendim kaşındım, evimin buradaki ışıkların orada böle bir üçgen adadık var, ben de karşıdan karşıya geçerken oradan geçmek zorundayım, şimdi genelde kuşlar kediler var orada ay ay ne güzel cikliyorlar hayat ne güzel diye geçerim oradan, ama geçen gün orada bir fare gördüm, bildiğimiz lağım faresi (ayyh şimdi bile içim bir hoş oldu) "aaa fare ne şirin!?!" dememe kalmadan bana zıt yönde duran fare depar atarak birden üzerime gelmeye başladı, evet ben bu durumda ne mi yaptım, aaaiiy anneciim fareei ıyyy bööö diye bağıraraktan koşmaya başladım hop hop çığlık çığlığa arkama bile bakmadan, sonra münübüse bindim. Minibüste fare ne gezer ama bir kere korkmuş ben ayaklarımı yere koyamadım, tabii ki tünedim o koltuğa gergin bir şekilde, günümün geri kalanında ise sağa sola baka baka yürüdüm.
Gelelim ikinci çığlığıma, akşam babası beni yemeğe çağırdı, eh gittim ve yedim mamayı sonra eve dönme yolumdayım, daha doğrusu apartmandan yeni çıktım, tam da kapının önünde çöp konteyneri ve kapağı açık, eh tabiki yurdum kedileri dalar içine. Kedi mi benden korktu ben mi kediden bilemem ama o cici kedi, bir sıçradı ben de bir güzel çığlığı bastım korkudan. Kedicik de konteynerin içine kaçtı, böle korktuk ikimiz birbirimizden, çığlığımı duyan babadan "ne oldu tepkisi geldi, "ehu baba kedi korkuttu beni" diyebildim, ve bir yudum su içtim.
Bu aralar çok korkar oldum yahu ben, yok belki de üst üste geldi korktum."
2007-07-13 00:47'de aslını yayımlamışım. (haha yayıncı gibi hissettim kendimi)
Kopyala yapıştır stayla, yeniden sizlerle.
Haydi, hepinize iyi sabahlar.
mutlu mu olmak istiyorsun, haydi yap o zaman!
- Berries … mmmm.
- Walking barefoot in grass.
- Listening to good music in the car.
- Taking a long, relaxing shower.
- Coffee.
- A good novel.
- Popcorn and an old movie on DVD.
- The smell of fresh-cut grass.
- Watching the sunrise.
- Walking on the beach.
- A gentle morning run.
- Yoga or stretching or meditation.
- Snuggling in bed with your partner.
- Watching the sunset.
- Hugging your child tightly.
- Good wine.
- Dark chocolate.
- Dancing like you’re crazy.
- Telling jokes till your sides ache.
- A long conversation with a good friend.
- Root beer float.
- Kissing in the rain.
- Being lazy on a Sunday.
- Waking to a clean house.
- An uncluttered room.
- Banana split.
- Pillow fights.
- Fries and a chocolate milkshake.
- Singing in the shower, loudly.
- Dancing in the rain and stomping in puddles.
- Watching your child play.
- Fresh-baked chocolate chip cookies.
- Helping someone in need.
- Making someone smile.
- Homemade pie.
- A nature hike.
- Laying back and watching the stars.
- Making a sandcastle.
- Floating in the water.
- Taking an afternoon nap.
- Serving your spouse a surprise breakfast in bed.
- Watching your children on Christmas morning.
- Laying back and looking up at clouds.
- Watching the ocean.
- Getting a massage.
- Reese’s peanut butter cups.
- PB&J sandwich.
- Iced green tea.
- Playing footsie.
- Acting crazy in public.
- Seeing your savings account grow.
- Seeing your debt shrink.
- Taking a hot bath.
- Blowing bubbles.
- A gentle breeze.
- The feeling after a good workout.
- Checking something off your to-do list.
- Snuggling together under the covers on a stormy day.
- Coen brother movies.
- Watching your kids play soccer.
- Playing a good game of basketball.
- The smell of a new Moleskine notebook.
- Writing on good paper with a good pen.
- A clear desk.
- Fresh popped popcorn.
- A fresh snow.
- Swinging on a swing.
- Homemade strawberry shortcake.
- Watching animals in nature.
- An empty email inbox.
- Playing hooky.
- A very slow and sensual night with your partner.
- Staying up all night talking.
- Having a picnic.
- Swimming at night.
Gerçekten
de gün içerisinde farketmediğimiz ve bizi içten mutlu eden o kadar çok
şey var ki... Bu güzel anların tadını çıkarmak lazım değil mi ama :) .
p.s. Bu yazı şu siteden alıntıdır.
p.s. Bu yazı şu siteden alıntıdır.
Labels:
eskilerden,
mini-seviyor,
mutluluk,
tavsiye,
yaşam,
zen
Thursday, December 01, 2011
Haruki Murakami'yi neden seviyorum;
Her ne kadar son bir kaç senedir, kitap okuma süremde çok belirgin bir azalma olsa da Murakami’ye olan aşkım bambaşka. Japon yazar ve çevirmen Haruki Murakami’yle ne zaman tanıştığımı tahmin etmeye çalışırken, almış oldum türkçeye çevrilmiş ilk kitabına bakmanın iyi bir fikir olduğunu düşündüm (Çünkü eskiden aldığım kitaplara tarih atma alışkanlığım vardı, evet artık yok).
Açıkçası ben Murakami'yi okurken çevremdeki herşeyden kendimi soyutlamayı çok seviyorum; çünkü onun dünyasını - onun Tokyo'sunda gezerken, Calcutec'leri arasında kaybolurken, Kafka'yla birlikte kaçarken ve Toru'yla birlikte ararken dünyanın en şanslı ve en mutlu kişisi olduğumu düşünmekten kendimi alamıyorum.
Nihal Önol’un Fransızca'dan çevirmiş olduğu orjinal adı "Necimaki-dori kuronikuru" olan “Zemberekkuşu’nun Güncesi”yle 2006 yılında tanışmışım. Bağdat Caddesindeki kitap evlerini arşınlarken üzerinde renkli bir kuş olan kitap görmüş ve almıştım - kitapların kapaklarına bakıp alma alışkanlığı annemden geçmiş olabilir… Sanırım Mart, Nisan aylarından birinde aldığım kitabı yazın okumaya başlamıştım… Hatırladığım kadarıyla Toru Okada’nın esrarengiz arayışı, karısının kaybolan kedisi “Uskumru”yla başlıyor. Bambaşka gerçeklikler arasında geçen bu serüven, Uskumru'yu ararken karısının da ortadan yok olmasıyla devam eder... Kırmızı şapkalı medyum, Toru'yu himayesine alan gizemli kadın, arada bir Toru'ya arkadaşlık eden kız, medyum kadının kız kardeşi, kediler, kuyular, banklar, karanlık odalar ve hergün öten zemberekkuşu....
Zemberekkuşu'nu bitirdikten sonra tabii ki kendimi Robinson'a attım ve Haruki Muraka'minin ingilizceye çevrilen kitaplarına daldım - ki ne daldım... Ardından; Kafka on the Shore, Norwegian Wood, After Dark adlı kitaplarını okudum ve şimdi de Hard-Boiled Wonderland and the End of the World'u okuyorum... Sıradaysa diğer bütün kitapları var, ingilizce'ye Jay Rubin tarafından çevrilmiş 1Q84'ü de en kısa zamanda almak istiyor muyum. Eveeet!
Siz de Murakami'yle ilgili The Paris Review ve The Guardian'daki yazıları okumak isterseniz, aşağıdaki linklere bakabilirsiniz.
Sevgiler,
Miray
Monday, November 28, 2011
Happy New Year
Bir yıl daha bitiyor sevgili insanlar,
kocaman bir yılı doldurduk neredeyse 365. güne geldik... Klasik olacak ama acılarıyla tatlılarıyla, aşklarıyla kavgalarıyla, yenileriyle eskileriyle dopdolu bir yıl geçti. Ara sıra da olsa pembe gözlüğü yeniden takmayı ihmal etmedim ki, hayata daha çok sevgiyle sarılayım. Belki bir yerden umut ışığı görür ilerlemeye devam ederim düşüncesi hiç kafamdan çıkmadı, o en depresif günlerde dahi... ve sanırım şunu fark ettim ki pembe gözlükleri takmak işe yaramış.
Dönem başında söz vermiştim okula güzel gideceğim full time öğrenci olacağım diye, tamam tam full time olmasa da sınavları atlattım (ve evet yarın da derse gideceğim). Go Mimi Go Go Mimi!
Son bir kaç gündür içimde krismıs heyecanı var, her ne kadar dini bir bayram olsa da; bence artık krismıs İsa'nın doğumundan çok daha öte bir kavram haline geldi... Yeryüzündeki insanların (belki galaksinin bilinmeyen yerlerinde yaşanlar da vardır) mutlu sevgi dolu geçirdikleri bir geceden daha güzel ne olabilir ki!
Bir kaç saat önce Deniz'le konuşurken bana bu seneki "christmas resolution'unun" jingle bells'in sözlerini öğrenmek olduğunu söyledi... Bence bundan daha güzel bir şey olamaz.
Ay içimde sevgi melekleri var bugün galiba. Miko ve Rafo yanımda olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum. Haydi siz de kendi Miko'nuzu Rafo'nuzu yanınızdan ayırmayın.
Jingle Bells Gençler!
kocaman bir yılı doldurduk neredeyse 365. güne geldik... Klasik olacak ama acılarıyla tatlılarıyla, aşklarıyla kavgalarıyla, yenileriyle eskileriyle dopdolu bir yıl geçti. Ara sıra da olsa pembe gözlüğü yeniden takmayı ihmal etmedim ki, hayata daha çok sevgiyle sarılayım. Belki bir yerden umut ışığı görür ilerlemeye devam ederim düşüncesi hiç kafamdan çıkmadı, o en depresif günlerde dahi... ve sanırım şunu fark ettim ki pembe gözlükleri takmak işe yaramış.
Dönem başında söz vermiştim okula güzel gideceğim full time öğrenci olacağım diye, tamam tam full time olmasa da sınavları atlattım (ve evet yarın da derse gideceğim). Go Mimi Go Go Mimi!
Son bir kaç gündür içimde krismıs heyecanı var, her ne kadar dini bir bayram olsa da; bence artık krismıs İsa'nın doğumundan çok daha öte bir kavram haline geldi... Yeryüzündeki insanların (belki galaksinin bilinmeyen yerlerinde yaşanlar da vardır) mutlu sevgi dolu geçirdikleri bir geceden daha güzel ne olabilir ki!
Bir kaç saat önce Deniz'le konuşurken bana bu seneki "christmas resolution'unun" jingle bells'in sözlerini öğrenmek olduğunu söyledi... Bence bundan daha güzel bir şey olamaz.
Ay içimde sevgi melekleri var bugün galiba. Miko ve Rafo yanımda olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum. Haydi siz de kendi Miko'nuzu Rafo'nuzu yanınızdan ayırmayın.
Jingle Bells Gençler!
Thursday, October 13, 2011
Who doesn't want a Chanel(led) nails?
I am a huge fan of Lisa Eldridge, she is definitely one of the main reason that I wanna be a make-up artist in the future.
Anyway I'll write a post about her in the following days. This one is about Chanel Confidential, in the last march Chanel has opened a new website, this site is mainly about Chanel make up and application. A digital magazine about Chanel make-up and trends.
The following video is their latest nail polish advertorial, including Chanel's colourful fall 2011 nail polish collection.
Hope you like it!
Anyway I'll write a post about her in the following days. This one is about Chanel Confidential, in the last march Chanel has opened a new website, this site is mainly about Chanel make up and application. A digital magazine about Chanel make-up and trends.
The following video is their latest nail polish advertorial, including Chanel's colourful fall 2011 nail polish collection.
Hope you like it!
♥ ★ ♥ Mimi the Minikstar ♥ ★ ♥
Wednesday, October 12, 2011
hangimiz batmıyoruz ki
Evet, sevgili minikstar takipçileri,
Sonunda ana yurdum vatanım memleketim olan blogger'a geri dönmüş bulunmaktayım.... Bugün fahri sevgilimden ayrımış gibi hissediyorum kendimi, değişiklik iyi gelir diyenlerdenseniz siz de eskiye geri dönebilirsiniz.
Gelelim eski blog'un yeni kreasyonuna.
Ben, okuduklarım, yazdıklarım, beğendiklerim, hayallerim, rengarenk şeylerim ve yıldızlarımla gene aynı benim...
Tumblr'da yeni bir alt başlık oluşturmuştum "minikstar's guide to make-up" adı altında, aynı alt başlıkla burada da devam edeceğim bildiklerimi paylaşmaya...
Ekstra bilgi: Bioderma Sensibio şu anda piyasadaki en iyi göz makyajı çıkarıcısı, alın aldırın memnun kalacaksınız!
Bir de bugün facebook'ta mesajlara bakarken Emma K. Wilson adlı birisinden mesaj geldiğini gördüm. Tanımam etmem, ama sevgili Emma bana; beni Rae Morris'in sayfasında gördüğünü, son iki senedir makyözlük yaptığını ve bu işte yeni olduğunu, sayfasına bakıp ve gerçekten beğenirsem "like it"memi" söyledi... Girdim baktım beğendim... (veni vidi vici oldu mu? oldu!)
Emma K. Wilson'un internet sitesi: http://emmakwilson.carbonmade.com/
Facebook fan sayfası: http://www.facebook.com/pages/Emma-K-Wilson-Makeup-Artist/187223004682734
---
Hello dear readers,
I am having a homecoming day in my blogger tonight... continuing to write with a little bit of shimmer, stars, and dreams.
While I was using tumblr, I made a new label called "minikstar's guide to make up" which I'll continue to write in here.... Silly me... I have a custom domain and I am trying to explain... Ok readers, you have the right to know.
Today, Emma K. Wilson sent me a message trough facebook "Hey Miray :) I saw you liked some work on the incredible Rae Morris page and was just letting you know that I'm a new Makeup Artist (of just under two years) breaking into the industry. Please feel free to view my page, & "like" (if you actually do like it!). If you have a page too I'd gladly check that out in return!" I looked at her website and facebook page and really liked some of her looks, and told to myself 'wish I was is Australia'.
Emma I wish you the best career ever! (Maybe I can be better :P)
If you are interested
her webpage is: http://emmakwilson.carbonmade.com/
facebook fan site: http://www.facebook.com/pages/Emma-K-Wilson-Makeup-Artist/187223004682734
Regards
♥ ★ ♥ Mimi the Minikstar ♥ ★ ♥
Tweet
Sonunda ana yurdum vatanım memleketim olan blogger'a geri dönmüş bulunmaktayım.... Bugün fahri sevgilimden ayrımış gibi hissediyorum kendimi, değişiklik iyi gelir diyenlerdenseniz siz de eskiye geri dönebilirsiniz.
Gelelim eski blog'un yeni kreasyonuna.
Ben, okuduklarım, yazdıklarım, beğendiklerim, hayallerim, rengarenk şeylerim ve yıldızlarımla gene aynı benim...
Tumblr'da yeni bir alt başlık oluşturmuştum "minikstar's guide to make-up" adı altında, aynı alt başlıkla burada da devam edeceğim bildiklerimi paylaşmaya...
Ekstra bilgi: Bioderma Sensibio şu anda piyasadaki en iyi göz makyajı çıkarıcısı, alın aldırın memnun kalacaksınız!
Bir de bugün facebook'ta mesajlara bakarken Emma K. Wilson adlı birisinden mesaj geldiğini gördüm. Tanımam etmem, ama sevgili Emma bana; beni Rae Morris'in sayfasında gördüğünü, son iki senedir makyözlük yaptığını ve bu işte yeni olduğunu, sayfasına bakıp ve gerçekten beğenirsem "like it"memi" söyledi... Girdim baktım beğendim... (veni vidi vici oldu mu? oldu!)
Emma K. Wilson'un internet sitesi: http://emmakwilson.carbonmade.com/
Facebook fan sayfası: http://www.facebook.com/pages/Emma-K-Wilson-Makeup-Artist/187223004682734
---
Hello dear readers,
I am having a homecoming day in my blogger tonight... continuing to write with a little bit of shimmer, stars, and dreams.
While I was using tumblr, I made a new label called "minikstar's guide to make up" which I'll continue to write in here.... Silly me... I have a custom domain and I am trying to explain... Ok readers, you have the right to know.
Today, Emma K. Wilson sent me a message trough facebook "Hey Miray :) I saw you liked some work on the incredible Rae Morris page and was just letting you know that I'm a new Makeup Artist (of just under two years) breaking into the industry. Please feel free to view my page, & "like" (if you actually do like it!). If you have a page too I'd gladly check that out in return!" I looked at her website and facebook page and really liked some of her looks, and told to myself 'wish I was is Australia'.
Emma I wish you the best career ever! (Maybe I can be better :P)
If you are interested
her webpage is: http://emmakwilson.carbonmade.com/
facebook fan site: http://www.facebook.com/pages/Emma-K-Wilson-Makeup-Artist/187223004682734
Regards
♥ ★ ♥ Mimi the Minikstar ♥ ★ ♥
Labels:
mimi sevdi,
minikstar's guide to makeup,
tavsiye,
yeniden
Saturday, January 09, 2010
Yaşayınca Anladım
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can Yücel
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can Yücel
Ben seni kocaman bi yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın.
Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaparak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.
Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.
Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorumlamadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Sevdim işte ötesi yok...
Mehmet Coşkundeniz
Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaparak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.
Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.
Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorumlamadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Sevdim işte ötesi yok...
Mehmet Coşkundeniz
Monday, May 11, 2009
ainarielancalim'den (höh yazamadım yau)
"ben ve benim gibiler
senin hikayeni dinlerken hep içimden ben bunu duymuştum diyordum. duyduğum insanı sen tanımıyorsun (henüz) ama tanışsan sanırım sana (ve senin gibi olanlara) iki çift lafı olur (:biz kadınlar sizin gibi değiliz. evet çoğu zaman anlamsız, abartlı ve aşırı duygusal tepkiler veriyor olabiliriz. ben ve çevremdeki bir çok kadın hayatıma giren erkekleri seviyoruz! bu sevginin ne sınırı ne sıfatı ne de geçmişi oluyor. eskileri şimdiye taşımıyoruz. bir daha asla sevemeyeceğimizi düşünürken karşımıza biri çıkıyor ve aşkı biz yeniden tanımlıyoruz.
ben, yaklaşık olarak 5 yılımı birini sevmekle geçirdim. kimine göre takıntı kimine göre boşluk kimine göre deneyimsizlik. ama onu sevmek bana çok öğretti. aşk olup olmadığını bilmiyorum hala, bilsem de çok şey değişmez. (: sadece çok sevdiğimi hatırlıyorum. sonrasında bir çok irili ufaklı hikaye.. ama her birini sevdiğimi ayrı ayrı sevdiğimi biliyorum. hiç biri bir diğerinden daha değersiz değildi. sadece paylaşılan şeyler azdı ya da çoktu. anıların sayısıyla ölçmüyorum ki sevgimi, ne hissettiğim önemli olan değil mi? ama hersey bi kenara hiçbiri kendilerinden öncekileri bilmediler. öyle ki sormadılar bile. çünkü öncekileri onunla geçirdiğim anlara sokmadım. onunla o an mutlu olduğumu bildi hepsi tek tek.. geçmiş her haliyle dolu dolu yaşanmıştır her andan keyif alınmıştır ama ben anı sevdim hep, onda kalınca mutlu olduğumu biliyorum. en değerli budur benim için. evet geçmişi anmak güzeldir keyiflidir ama geçmişle yaşamak kayıptır an için. geleceği hayal etmek tatlıdır ama onu yaparken şu anı kaçırmak değildir olması gereken. bunun dengesini öyle ya da böyle kurdum. bu böyle yapılmalı değil tabii demek istediğim, kendi doğrularım bunlar sadece. şu an takıldığım nokta ise ben bunu böyle yaşarken ya da yaşamaya çalışırken neden bir başkasının geçmişi beni korkutuyor? kaybetme korkusu mu yoksa bi yerlerden gelip pörtleyen (: neyse bu akşam da üzerinde bişiler yapılıcak bi konum var en azından ((:"
yazıdan kaçmak işte budur diyorum :) ahahaha i am evil. ...
neyse efendim şaka bir yana gerçekten yazan hanım duygularımın çevirmeni (hihih) oldu...
ileriye bakmak lazım ama değil mi?
Friday, May 01, 2009
Such a weird competition
"To be nobody but yourself in a world which is doing its best, night and
day, to make you everybody else means to fight the hardest battle which any human being can
fight; and never stop fighting." by E.E. Cummings
Do i know the way around. Sometimes i do. Even I try to hide, sometimes i cannot manage that either, bu some people can do that very well. Their lives are totally different than they are showing to the others.
day, to make you everybody else means to fight the hardest battle which any human being can
fight; and never stop fighting." by E.E. Cummings
Do i know the way around. Sometimes i do. Even I try to hide, sometimes i cannot manage that either, bu some people can do that very well. Their lives are totally different than they are showing to the others.
Wednesday, April 22, 2009
- love -
“Have you ever been in love? Horrible isn't it? It makes you so vulnerable. It opens your chest and it opens up your heart and it means that someone can get inside you and mess you up. You build up all these defenses, you build up a whole suit of armor, so that nothing can hurt you, then one stupid person, no different from any other stupid person, wanders into your stupid life...You give them a piece of you. They didn't ask for it. They did something dumb one day, like kiss you or smile at you, and then your life isn't your own anymore. Love takes hostages. It gets inside you. It eats you out and leaves you crying in the darkness, so simple a phrase like '' Maybe we should be just friends '' turns into a glass splinter working its way into your heart. It hurts. Not just in the imagination. Not just in the mind. It's a soul-hurt, a real gets-inside-you-and-rips-you-apart pain. I hate love.”
Neil Gaiman
Neil Gaiman
Monday, April 20, 2009
yeni bir şeyler yazmalı
Düşünüyorum, acaba küçükken düşündüğüm şeyler daha azdı da o yüzden mi, daha üretken bir insandım, yaşlanıyorum galiba... 24. yaşımın son günlerini yaşadığım şu günler hiç de hayal etmiş olduğum gibi geçmiyor. Zamanında hayal ettiğim hayatın kenarından kıyısından dahi geçmiyor bugünkü hayatım. Enteresan gerçekten...
Yapmak istediğimiz hayaller var, ileride olmak istediğimiz yerler... ama bir bakıyoruz ki apayrı bir yerdeyiz bugün... yarın da istediğimiz gibi olmayabilir, peki ben ne yapıyorum, artık gülüp geçiyorum. Her şeyi zamana bırakmış durumdayım, ama zaman da bir yandan akıp gidiyor... ben olduğum yerde kalıyormuş gibi hissediyorum, belki biraz gerilediğimi dahi düşünüyorum bazen. Eskiden her şey daha farklıydı gibime geliyor, daha kolaydı... Ya da son zamanlar benim üzerime geliyor o yüzden böyle isyanlardayım.
İki kelimeyi birleştiremiyorum, ay çok depresifleştim bir anda.
Ne yapmamız lazım, gülüp geçmemiz lazım...
Yapabiliyor muyum ben, eh işte arada yapmayı deniyorum...
Başarılı mı, daha etkilerini görmedim, ama doktora başvuracak bir yan etkisi de olmadı yani...
Bir film festivali daha geldi geçti... Müzik ve caz festivali de kapımızı tıklatmaya hazır ve nazır bir şekilde bekliyor, ve ardından gelecek bienal.
Neyse şimdilik yeter bu kadar yazmak.
Sevgiler
Yapmak istediğimiz hayaller var, ileride olmak istediğimiz yerler... ama bir bakıyoruz ki apayrı bir yerdeyiz bugün... yarın da istediğimiz gibi olmayabilir, peki ben ne yapıyorum, artık gülüp geçiyorum. Her şeyi zamana bırakmış durumdayım, ama zaman da bir yandan akıp gidiyor... ben olduğum yerde kalıyormuş gibi hissediyorum, belki biraz gerilediğimi dahi düşünüyorum bazen. Eskiden her şey daha farklıydı gibime geliyor, daha kolaydı... Ya da son zamanlar benim üzerime geliyor o yüzden böyle isyanlardayım.
İki kelimeyi birleştiremiyorum, ay çok depresifleştim bir anda.
Ne yapmamız lazım, gülüp geçmemiz lazım...
Yapabiliyor muyum ben, eh işte arada yapmayı deniyorum...
Başarılı mı, daha etkilerini görmedim, ama doktora başvuracak bir yan etkisi de olmadı yani...
Bir film festivali daha geldi geçti... Müzik ve caz festivali de kapımızı tıklatmaya hazır ve nazır bir şekilde bekliyor, ve ardından gelecek bienal.
Neyse şimdilik yeter bu kadar yazmak.
Sevgiler
Monday, April 06, 2009
sia - soon we'll be found
Come along it is the break of day
Surely now, you'll have some things to say
It's not the time for telling tales on me
So come along, it wont be long
'Til we return happy
Shut your eyes, there are no lies
In this world we call sleep
Let's desert this day of hurt
Tomorrow we'll be free
Let's not fight I'm tired can't we just sleep tonight
Don't Turn away it's just there's nothing left here to say
Turn around I know we're lost but soon we'll be found
Well it's been rough but we'll be just fine
Work it out yeah we'll survive
You mustn't let a few bad times dictate
So come along, it wont be long
'Til we return happy
Shut your eyes, there are no lies
In this world we call sleep
Let's desert this day of work
Tomorrow we'll be free
Let's not fight I'm tired can't we just sleep tonight
Don't turn away it's just there's nothing left here to say
Turn around I know we're lost but soon we'll be found
Surely now, you'll have some things to say
It's not the time for telling tales on me
So come along, it wont be long
'Til we return happy
Shut your eyes, there are no lies
In this world we call sleep
Let's desert this day of hurt
Tomorrow we'll be free
Let's not fight I'm tired can't we just sleep tonight
Don't Turn away it's just there's nothing left here to say
Turn around I know we're lost but soon we'll be found
Well it's been rough but we'll be just fine
Work it out yeah we'll survive
You mustn't let a few bad times dictate
So come along, it wont be long
'Til we return happy
Shut your eyes, there are no lies
In this world we call sleep
Let's desert this day of work
Tomorrow we'll be free
Let's not fight I'm tired can't we just sleep tonight
Don't turn away it's just there's nothing left here to say
Turn around I know we're lost but soon we'll be found
Subscribe to:
Posts (Atom)







