Eh
evde boş boş bir pazar günü çılgınca geçirildikten sonra sıkılan
minikstar tabiki yazı yazar blog'a. Anime tavsiyemden sonra, siz değerli
okuyuculara internet aleminde karşılaştığım eğlenceli oyunları tavsiye
edeceğim... Benden gelen bu tavsiye oyunların tabiki kedili, yıldızlı,
kurbağalı, şekerli, çikolatalı olacağını tahmin edersiniz heralde...
Napalım işte şeker gibi minikstar'dan şeker gibi oyunlar, ehu kendimi şımarttım da bugün. :)
Gelelim
oyunlarımıza, efendim nekogames var, neko japonca kedi demek oluyor, ve
nekogames'de kedi asmacadan tut kedi zıplatmaya kadar cici oyunlar var.
Buradan ulaşabilirsiniz.
Zıplayan fasulye oyunu var, fasulyeler pırtlatılıyor bu oyunda da, ehuehu... Benim favorim bandanalı olan.
Kurbağalarla nilüfer yakalamak isteyenler tıklayabilir.
Orisinal'i bilmiyorsanız hayatınızdan çok şey eksik demektir, sıkıntıdan yumurta zıplatabilir, kızdığınız/sinirlendiğiniz kişileri buzpateni yaparken kocaman kartopu bowlingiyle uçurabilir (test edildi onaylandı - çok rahatlıyor insan bunu oynarken), uykunuz geldiyse yıldızları yakalayabilir ve de beyaz kar tavşanı ile gökyüzüne zıplayabilirsiniz...
En
eğlendiğim oyunu sona bıraktım, bütün günümü almıştı aslında sonra bir
arkadaşıma yolladım kendisi yarım saatte yapıp bitirince kendimi çok
garip hissettim, olsun ben mutlu mutlu oyun oynayarak geçirmiştim bir
günümü, hem de yıldız buldum birsürü, siz de bulmak istersiniz değil mi o
yıldızları....
p.s: bu oyunlar 3 yaşından büyük çocuklar içindir.
iyi eğlenceler herkese
Showing posts with label mimi seviyor. Show all posts
Showing posts with label mimi seviyor. Show all posts
Friday, December 02, 2011
Thursday, December 01, 2011
Haruki Murakami'yi neden seviyorum;
Her ne kadar son bir kaç senedir, kitap okuma süremde çok belirgin bir azalma olsa da Murakami’ye olan aşkım bambaşka. Japon yazar ve çevirmen Haruki Murakami’yle ne zaman tanıştığımı tahmin etmeye çalışırken, almış oldum türkçeye çevrilmiş ilk kitabına bakmanın iyi bir fikir olduğunu düşündüm (Çünkü eskiden aldığım kitaplara tarih atma alışkanlığım vardı, evet artık yok).
Açıkçası ben Murakami'yi okurken çevremdeki herşeyden kendimi soyutlamayı çok seviyorum; çünkü onun dünyasını - onun Tokyo'sunda gezerken, Calcutec'leri arasında kaybolurken, Kafka'yla birlikte kaçarken ve Toru'yla birlikte ararken dünyanın en şanslı ve en mutlu kişisi olduğumu düşünmekten kendimi alamıyorum.
Nihal Önol’un Fransızca'dan çevirmiş olduğu orjinal adı "Necimaki-dori kuronikuru" olan “Zemberekkuşu’nun Güncesi”yle 2006 yılında tanışmışım. Bağdat Caddesindeki kitap evlerini arşınlarken üzerinde renkli bir kuş olan kitap görmüş ve almıştım - kitapların kapaklarına bakıp alma alışkanlığı annemden geçmiş olabilir… Sanırım Mart, Nisan aylarından birinde aldığım kitabı yazın okumaya başlamıştım… Hatırladığım kadarıyla Toru Okada’nın esrarengiz arayışı, karısının kaybolan kedisi “Uskumru”yla başlıyor. Bambaşka gerçeklikler arasında geçen bu serüven, Uskumru'yu ararken karısının da ortadan yok olmasıyla devam eder... Kırmızı şapkalı medyum, Toru'yu himayesine alan gizemli kadın, arada bir Toru'ya arkadaşlık eden kız, medyum kadının kız kardeşi, kediler, kuyular, banklar, karanlık odalar ve hergün öten zemberekkuşu....
Zemberekkuşu'nu bitirdikten sonra tabii ki kendimi Robinson'a attım ve Haruki Muraka'minin ingilizceye çevrilen kitaplarına daldım - ki ne daldım... Ardından; Kafka on the Shore, Norwegian Wood, After Dark adlı kitaplarını okudum ve şimdi de Hard-Boiled Wonderland and the End of the World'u okuyorum... Sıradaysa diğer bütün kitapları var, ingilizce'ye Jay Rubin tarafından çevrilmiş 1Q84'ü de en kısa zamanda almak istiyor muyum. Eveeet!
Siz de Murakami'yle ilgili The Paris Review ve The Guardian'daki yazıları okumak isterseniz, aşağıdaki linklere bakabilirsiniz.
Sevgiler,
Miray
Subscribe to:
Posts (Atom)
