" Hayat su gibidir derler. Akıp gider. Çoğu zaman nasıl hızla tükendiğini fark edemeyiz bile. Dönüp ardımıza baktığımızda gülümseyerek ve acıyla hatırladığımız bir sürü anıyla doludur. Ama bu anılar nasıl olursa olsunyaşanılmışlığın bir kanıtıdır. Nefes alır. Bomboş olmasından, tekdüze ve ruhsuz olmasından bin kat daha iyidir.
Yaşamımızı sürdürebilmemiz, zorluklara göğüs geregerebilmemiz için her zaman gerekli olan ve asla kaybetmememiz gereken şeydir umut. Yaşama umudu, başarabilme umudu, başımıza gelen kötü olayların düzeleceği umudu, hastaların sağlığına kavuşması umudu, daha çok para kazanabilme umudu, sevdiğimiz veya beğendiğimiz insanında bizi sevmesi umudu, hiç ummadığımız bir anda gerçekleşebilecek bir mucize umudu...
Bazen de hayati olmayan küçük umutlarımız vardır. Belki hayal kırıklığı yaratmaz ama "olsaydı iyi olurdu" diyebileceğimiz konulardır bunlar.
Tatile çıkarken havanın bozmamasını, evimize döndüğümüzde park yeri olmasını, tuttuğumuz takımın maçı kazanmasını, bir gün önce görüp çok beğendiğimiz bir ürünün ertesi gün satılmamış olmasını vb. umut ederiz.
Bu umudu bazen "şans" diye tanımladığımız değerlerle de birleştiririz. kimi zaman umut ettiğimiz bir şeyin gerçekleşmemesini şanssızlık, gerçeğe dönüşmesini de şans diye tanımlarız. İkisi de iç içedir. Şansımızı çoğu zaman kendimiz yaratabiliriz.
İşimizi şansa bırakmayız.
Ama umut etmek biraz daha farklıdır. O konuda elimizden geleni yapmışızsır. Ama bizi aşarı durumlar söz konusu olduğunda, o zamanyapabileceğimiz son şey, isteğimizin gerçekleşmesini sağlayacak faktörlerin devreye girmesini umut etmektir. Bazen bir dua, bazen pozitif düşünce gücü, bazen kadercilik ama sonuç olarak kendimizi daha iyi hissederiz.
Umut etmek, bir nevi beslenmek gibidir. Yaşamak ve bedenen sağlıklı olmak için nasıl fizyolojik anlamda gıda alıyorsak, zihinsel açıdan manevi olarak, moral olarak sağlıklı yaşayabilmek için de umutla beslenmek gerekir. Umudu olmayan bir insan, gıdasız kalmış herhangi bir canlı gibi yavaş yavaş çükmeye, çürümeye, bozulmaya başlar.
Umut, en çaresiz anlarda bile içimizde bir ışık, bir kıvılcım, bir kırpıntı olmasını sağlar. Sonuçta umut ettiğimiz her ne ise, gerçekleşmese bile yaşanan zamanın ağırlığını hafifletecektir.
[...] Umudunuz hiç eksilmesin..."
: )
Showing posts with label makale. Show all posts
Showing posts with label makale. Show all posts
Tuesday, January 15, 2008
Saturday, December 29, 2007
Perihan Maden / Sınır İhlalleri
Başlığı yazdım. Altını çizdim. Sonra düşündüm 'Sinir İhlalleri' mi yapsam diye. İkisi aynı şey zira.
Öyle 1 yazı olacak ki bu: bikaç gündür kendime dair kafamda dolananlardan (kuyrukkuyruk) oluşacak. Ama 'İyilik yap. Denize at. Hâbil anlamazsa. Kâbil anlar'- misali. (Ki, çok severim bu lafı.) Kimse anlamazsa Ayçaşenbaşkan anlar. O bir netice çıkarır kendine dair. Hayırlı, uğurlu olur. Olsun.
Süper bir durum yaratıklandırdım. 30 yıllık bi arkadaşımı bir nevi Psikanaliz Tahtası olarak 'kullanıyorum'. Açıyorum telefonu: "Ya ben şuşuşu meselelerde tekrara giriyorum. Hep aynı yanlışlar"- vs. vs.
O da harbiden İstisnai Akıllı'dır.
Ve fakat bundan mühimi: 30 yıllık yakın/en yakın arkadaşım. Dolayısıyla avucu(mun) içi gibi biliyor beni.
Ben şimdi 1 Yabancı'ya gidip kendimi anlatamam. Kaç yılımızı alır tanımamız/tanımlamamız birbirimizi. Korkarım, çekinirim, utanırım. En mühimi: GÜVENEMEM. Zekâsına filan da güvenemem.
Altımda çok tanıdık, çok enine boyuna, çok sıkı dokunmuş bir zekâ olmalı ki, ben böyle bırakayım/bırakabileyim trapezde sallanıp sallanıp kendimi, aşağı.
O toparlasın ağlarıyla sözlerimi. Hem hiçbi yerim acımasın, mahcup olmayayım; hem de en baba analizleriyle tutsun aynayı ruhuma. Dayasın neşteri. Ki, tekrara girmekten kurtulalım Hayat Kâbusu'nda.
Bu 'lüks' niye daha önce aklıma gelmedi, bilmiyorum. Arkadaşımla daha az görüştüğümüz zamanlar oldu, vardı.
Bu, olabilir.
Bir de gençken herkesin Çiftleşme Ritüelleri hayatlarını kaplıyor: Çok çift, çok çiftlik kişilerle görüşemiyorsun. 'You buy one/Get the other freeee' hesabı-
Bir arkadaşı görmek hatırına, yanındaki kişiye/dişiye katlanamayabiliyorsun.
Ben katlanamıyorum yani.
Ki benim Kat Sayımın düşüklüğü ve bu düşüklüğün içindeki sinsi yüksekliği meselesine DE geleceğiz.
'Square root of one' da sevdiğim laftır. 'Birin kare kökü'nü çıkarınca, pek çok şey TEK ÇOCUK olmaya bağlanıyor.
Nasıl bazı milletleri on yıllarca TEK ADAM idare ediyorsa- Madden ve manen.
Yüz yıllarca 'idare etmesini' de bazı limited beyinler planlıyorsa/arzuluyorsa-
Bir anne ve bir baba BİR ADET ÇOCUK üretiyorlarsa, o çocuk hayat boyu TEK ÇOCUK kalakalıyor. Çok mühim dinamikleri var TEK ÇOCUK olmanın.
TEK ADAMLI milletlerin dinamikleri nasıl farklı (olabiliyor) ise, aynen öyle.
Apayrı bir sakatlık hali. (Sosyolojik paralellik kurma hastalığı da, on senelik köşeciliğin tezahürü. Olsa gerek.)
Bu arkadaşımla işte, son zamanlarda, hayatın kavşakları bizi yakınlaştırdı. Bende de bi oportünistlik ya da rastlantı ve gereklilik: çok faydalı bir eser'e dönüştürüverdim arkadaşımı kendimi okuma(k) açısından.
Zira çok hatalı kişiler değiliz hiçbirimiz biliyor musunuz? Çok çeşitli hatalardan mürekkep(balığı) olsak- 'Çeşit Çeşit Hatalar Fuarı' olsak, bu denli hazin olmayacak.
Daha anlaşılır/neşeli olacak.
HEP AYNI HATALARI TEKRARLAMAKTAN İBARETİZ! (Basit! Ama öyle.)
AYNI HATA nasıl böylesine kılık değiştirip şekilden şekle girip yepyeni/gıcır gıcır/umulmadık/beklenmedik bir hataymış gibi, musallat oluyor hayatımıza; inanılır gibi değil!
Gidip gidip aynı numero'ya, daha önce yaptıklarının aynısı değilmiş, aynası değilmiş gibi toslamaca.
Ne başlığın hakkını verebildim, ne mevzuun. Zira hem yerimiz, hem yenimiz dar bugün. Bu bir antre oldu, demek ki.
Yarın benim canalıcı mevzum olan 'Sınır İhlalleri: Hakiki'yle devam edeceğiz. Yola. Aynı levhadan içeri habire dalmamak üzre.
Bugün yaşadıklarımı tek tek ifade eden bir yazı sanırım , :)
Öyle 1 yazı olacak ki bu: bikaç gündür kendime dair kafamda dolananlardan (kuyrukkuyruk) oluşacak. Ama 'İyilik yap. Denize at. Hâbil anlamazsa. Kâbil anlar'- misali. (Ki, çok severim bu lafı.) Kimse anlamazsa Ayçaşenbaşkan anlar. O bir netice çıkarır kendine dair. Hayırlı, uğurlu olur. Olsun.
Süper bir durum yaratıklandırdım. 30 yıllık bi arkadaşımı bir nevi Psikanaliz Tahtası olarak 'kullanıyorum'. Açıyorum telefonu: "Ya ben şuşuşu meselelerde tekrara giriyorum. Hep aynı yanlışlar"- vs. vs.
O da harbiden İstisnai Akıllı'dır.
Ve fakat bundan mühimi: 30 yıllık yakın/en yakın arkadaşım. Dolayısıyla avucu(mun) içi gibi biliyor beni.
Ben şimdi 1 Yabancı'ya gidip kendimi anlatamam. Kaç yılımızı alır tanımamız/tanımlamamız birbirimizi. Korkarım, çekinirim, utanırım. En mühimi: GÜVENEMEM. Zekâsına filan da güvenemem.
Altımda çok tanıdık, çok enine boyuna, çok sıkı dokunmuş bir zekâ olmalı ki, ben böyle bırakayım/bırakabileyim trapezde sallanıp sallanıp kendimi, aşağı.
O toparlasın ağlarıyla sözlerimi. Hem hiçbi yerim acımasın, mahcup olmayayım; hem de en baba analizleriyle tutsun aynayı ruhuma. Dayasın neşteri. Ki, tekrara girmekten kurtulalım Hayat Kâbusu'nda.
Bu 'lüks' niye daha önce aklıma gelmedi, bilmiyorum. Arkadaşımla daha az görüştüğümüz zamanlar oldu, vardı.
Bu, olabilir.
Bir de gençken herkesin Çiftleşme Ritüelleri hayatlarını kaplıyor: Çok çift, çok çiftlik kişilerle görüşemiyorsun. 'You buy one/Get the other freeee' hesabı-
Bir arkadaşı görmek hatırına, yanındaki kişiye/dişiye katlanamayabiliyorsun.
Ben katlanamıyorum yani.
Ki benim Kat Sayımın düşüklüğü ve bu düşüklüğün içindeki sinsi yüksekliği meselesine DE geleceğiz.
'Square root of one' da sevdiğim laftır. 'Birin kare kökü'nü çıkarınca, pek çok şey TEK ÇOCUK olmaya bağlanıyor.
Nasıl bazı milletleri on yıllarca TEK ADAM idare ediyorsa- Madden ve manen.
Yüz yıllarca 'idare etmesini' de bazı limited beyinler planlıyorsa/arzuluyorsa-
Bir anne ve bir baba BİR ADET ÇOCUK üretiyorlarsa, o çocuk hayat boyu TEK ÇOCUK kalakalıyor. Çok mühim dinamikleri var TEK ÇOCUK olmanın.
TEK ADAMLI milletlerin dinamikleri nasıl farklı (olabiliyor) ise, aynen öyle.
Apayrı bir sakatlık hali. (Sosyolojik paralellik kurma hastalığı da, on senelik köşeciliğin tezahürü. Olsa gerek.)
Bu arkadaşımla işte, son zamanlarda, hayatın kavşakları bizi yakınlaştırdı. Bende de bi oportünistlik ya da rastlantı ve gereklilik: çok faydalı bir eser'e dönüştürüverdim arkadaşımı kendimi okuma(k) açısından.
Zira çok hatalı kişiler değiliz hiçbirimiz biliyor musunuz? Çok çeşitli hatalardan mürekkep(balığı) olsak- 'Çeşit Çeşit Hatalar Fuarı' olsak, bu denli hazin olmayacak.
Daha anlaşılır/neşeli olacak.
HEP AYNI HATALARI TEKRARLAMAKTAN İBARETİZ! (Basit! Ama öyle.)
AYNI HATA nasıl böylesine kılık değiştirip şekilden şekle girip yepyeni/gıcır gıcır/umulmadık/beklenmedik bir hataymış gibi, musallat oluyor hayatımıza; inanılır gibi değil!
Gidip gidip aynı numero'ya, daha önce yaptıklarının aynısı değilmiş, aynası değilmiş gibi toslamaca.
Ne başlığın hakkını verebildim, ne mevzuun. Zira hem yerimiz, hem yenimiz dar bugün. Bu bir antre oldu, demek ki.
Yarın benim canalıcı mevzum olan 'Sınır İhlalleri: Hakiki'yle devam edeceğiz. Yola. Aynı levhadan içeri habire dalmamak üzre.
Bugün yaşadıklarımı tek tek ifade eden bir yazı sanırım , :)
Subscribe to:
Posts (Atom)