I can't understand it
The search for an answer is met with a darker day
And we've been handed these moments forever
But i'm reassured there's another way
You don't have to close your eyes
There is room for love again
Ease the pain to realize all that love can be
Forced apart by time and sand
Take a step and take my hand
And don't let it go
Never let go
Broken, ones connected
We were so strong and so blessed in a simple way
So don't let me go it alone
Turn your head up to the sky
Nothing down below but me
Face the truth to relize all that we could be
Torn apart by rage and fear
Hold on to what brought you here
Don't let it go
Never let go
Turn your head up to the sky
Nothing down below
Don't let go
Wednesday, August 23, 2006
Sunday, August 06, 2006
beyaz sayfa
Efet efet Mimi bugün beyaz bir sayfa daha açmıştı, aslında dün yane 05/08 günü bir beyaz sayfa daha açtı, bu mini dünyasına. Annesi'nin hastane işleriyle uğraşması yüzünden biraz da olsa kedine geldi...ve hayata binbir kat daha şirin ve mutlu bir şekilde sarılmak istedi. Sonra baktı aynaya ve kendini biraz iyi hissetmek için elinden geleni yaptıktan sonra annesi ve annanesinin yanına eve gitti, orada belli bir süre geçirdikten sonra bir arkadaşı aradı ve imdadına koştu Mimi'nin. Gece dışarı çıktılar, insanların ona davranışlarına genelde kızsa bile Mimi, hiçbirşeye tabiki yine aldırmadan gecesine devam etti, en içten bir şekilde. Hatta mekan değiştirirken, "ah tanıdık birilerini görsem biraz mutlu olabilirim"diye arkadaşına söylendikten beş on dakika sonra yazlıktan eski bir arkadaşını gördü ve sonra da liseden (ehehehe evet mimi artık liseden eski arkadaşları diyebiliyor) bir arkadaşını görünce gerçekten mutlu oldu. Çünkü o karmaşık anında aklından geçenler gerçekleşmişti miminin. Daha sonra arkadaşlarıyla eğlenen Mimi içinden gelen sese kulak vererek istediği şeyleri yaptı ve yine mutlu oldu... Bence ne olursa olsun Mimi içinden gelen sese kulak vermeye devam etmeli.... Çünkü daha çok fazla açılacak bembeyaz sayfalar var Mimi'nin önünde.........
Friday, August 04, 2006
Wednesday, August 02, 2006
Can't you sleep little bear?
Saturday, July 29, 2006
Ikimono-Gakari - - Hanabi
Aslında yazacaklarım başlıkla pek alakalı değil ya neyse, başlığım izlediğim şahane anime serisinin "theme song"larından biri, ben çok sevdim sizde sevebilirsiniz.
Sımsıcak bir İstanbul yaşayanları bunaltıyor, Güney Afrikaya gitmeye zorluyor :).
Neyse dün annem "Haydi, yarın piyer lotiye şu yarışı izlemeye gidelim?!"diye bir düşünce öne sürdü. Ben yine mıymıylığımı yaptım tabi. Sabah aradı, hazırlanmamı söledi, nafile ben uyumuşum hı hı dedikten sonra. Yeniden telefon çaldığında canıım rüyalarımdan kalktım :P. Aşşağıda biraz beklettikten sonra inebildim, ehe arabada makyaj seanslarımdan bir tanesini daha bitirdikten sonra sıcağın ve kendine gelememenin somurtkanlığıma büyük etkisi vardı. Biz ki hiç bir zaman bir yere gidip saatlerce oturamayan insanlarız; tabii ki, bunaltırcasına olan bu güzel İstanbul yaz gününde yine aynı şeyi yaşadık. Önce kendimizi bir Haliç Köprü'sünün dibinde kayık cafesinde bulduk, oradan işte birşeyler izlemeye çalıştık, çılgın pilot amcanın küçük uçağıyla akrobasi gösterisini. Öğrendik ki asıl yarış bir saat sonra başlayacak, biz biraz ileriye gidelim dedik, Rahmi Koç müzesinin oralarda yurdum insanı kaynayan bir parkta buluverdik kendimizi, Ahmet Çekirdekyiyengiller ile yarışın ilk bölümlerini izledi, pek bişiy gördük denemez, çünkü geride kalıyorduk, orayı da beğenmeyince daha bir ileri gidelim dedik. Allahtan yanımızda kamp taburelerimiz vardı. İşte üçüncü ve son durağımız olan bir tepede yine yurdum insanı ile birlikte izleme çabaları içine girdik şahane yarışı. Aslında pilot amcalar çok yetenekliler, adrenalinlerinin de etkisiyle bizlerden çok eğlenmişlerdir eminim. :)
İşin acı tarafı, yane hoş güzel enteresan birşey izlemeye giden yurdum insanı yine piknik modundaydı, piknik modunu bıraktım, kayık kafe dışında gittiğimiz çimenliğimisi her yer bir nevi çöplük olmuştu... Yazık gerçekten.
Haydi sağlıcakla kalın...
Sımsıcak bir İstanbul yaşayanları bunaltıyor, Güney Afrikaya gitmeye zorluyor :).
Neyse dün annem "Haydi, yarın piyer lotiye şu yarışı izlemeye gidelim?!"diye bir düşünce öne sürdü. Ben yine mıymıylığımı yaptım tabi. Sabah aradı, hazırlanmamı söledi, nafile ben uyumuşum hı hı dedikten sonra. Yeniden telefon çaldığında canıım rüyalarımdan kalktım :P. Aşşağıda biraz beklettikten sonra inebildim, ehe arabada makyaj seanslarımdan bir tanesini daha bitirdikten sonra sıcağın ve kendine gelememenin somurtkanlığıma büyük etkisi vardı. Biz ki hiç bir zaman bir yere gidip saatlerce oturamayan insanlarız; tabii ki, bunaltırcasına olan bu güzel İstanbul yaz gününde yine aynı şeyi yaşadık. Önce kendimizi bir Haliç Köprü'sünün dibinde kayık cafesinde bulduk, oradan işte birşeyler izlemeye çalıştık, çılgın pilot amcanın küçük uçağıyla akrobasi gösterisini. Öğrendik ki asıl yarış bir saat sonra başlayacak, biz biraz ileriye gidelim dedik, Rahmi Koç müzesinin oralarda yurdum insanı kaynayan bir parkta buluverdik kendimizi, Ahmet Çekirdekyiyengiller ile yarışın ilk bölümlerini izledi, pek bişiy gördük denemez, çünkü geride kalıyorduk, orayı da beğenmeyince daha bir ileri gidelim dedik. Allahtan yanımızda kamp taburelerimiz vardı. İşte üçüncü ve son durağımız olan bir tepede yine yurdum insanı ile birlikte izleme çabaları içine girdik şahane yarışı. Aslında pilot amcalar çok yetenekliler, adrenalinlerinin de etkisiyle bizlerden çok eğlenmişlerdir eminim. :)
İşin acı tarafı, yane hoş güzel enteresan birşey izlemeye giden yurdum insanı yine piknik modundaydı, piknik modunu bıraktım, kayık kafe dışında gittiğimiz çimenliğimisi her yer bir nevi çöplük olmuştu... Yazık gerçekten.
Haydi sağlıcakla kalın...
Friday, July 28, 2006
Moshi moshi
Biraz kendime itiraf edeyim, beni tanıyanlar bilir hiç pot kırma alışkanlığım yoktur mesela(!!!), asla dalgın bir insan değilimdir(!!!), şapşallık mı (?!) o da ne?
Neyse bu aralar kendimi çok fazla dizi hatayına kaptırdım, sürekli bir seriyi izliyorum. Hatta birileri de bildğiniz gibi takıntılı beni animeye sardı. Zaten çok severim film izlemeyi de.
Aslında bu takıntı Gilmore Girls ile başladı, ilk başta aman ne sıkıcı itibarını verdiysede Stars Hallow'u tanıyınca bir başka tad almaya başladım. Hergün cnbc-e eski bölümleri veriyor, bir de ben de olanlar var. Bir gün bendekileri izlerken baktım tivide G.G. saati, gittim açtım reklamlardaydı, dizi yeniden başlayınca algıda kopukluk yaşadım ve bir an kendi kendime dedim demin başka bir sahneydi ne oluyoruz. Daha sonraki günlerde over G.G.'den dolayı dışarı çıktığımda kendimi ilk olarak kahve almaya şartladığımı fark ettim. Yane kahve manyaklığım var, o apayrı bir konu ama, bu kadar değildir. Bütün gün hatta 2 3 gün içmesem aramam yane deli gibi yi pek diyemem de aslında :) . Hadi G.G. en azından biraz realistik, yane insanlar gerçek, e anime tabii bu durumda çoşturuyor. Anime maceramda birilerinin bana "raatsız etme anime izliyorum"larıyla başladı. Yane fox kids de Shaman King var, aynı bölümleri tekrarlasalar bile izliyorum. Eh Candy ile de büyüdük, hatta Sailor Moon da var. Sonra dediler ki youtube 'dan izleyebilirsin (e bana bu sölenmez di mi ama). Bleach diye bir anime. Hadii ilk bölümü izledik, ingilizce alt yazı takip etmekten imanımız gevremeye başladı, insan devamını merak ediyor di mi ama! İkiydi üçtü dörttü beşti derken baya bir bölümü üst üste izleyip havayı aydınlattım. Asıl maceralarım ileriki bölümlerde gerçekleşti. Koniçiva, sayanora olan Japonca hazneme bayaa bir kelime eklendi (takriben on tane daha). Ama tabi anında loading olduğu için istesen bütün seriyi bitirebilirsin. Ben o kadar abartmiim dedim, maksimum 12 bölüm yok yok 15 bölüm izledim. Zaten olanlar da o zaman oldu, kulağın o kadar alışıyor ki Japonca duymaya belli bir zaman sonra masa toplar buldum kendimi, bir şey eksik nedir bulamadım masa toplarken, ve bir 30 saniyeden sonra alt yazılar dank etti. (Uykusuz bir günün ardından gittiğimiz İspanyol filmi vardi yarı İngilizce yarı İspanyolca onda da dil geçişlerini yakalayamıyordum yorgunluktan) Dün gece de bilmemkaç bölüm izledikten sonra yattım uyudum. Hayatımın en büyük şokunu yaşadım kalkınca, saçma sapan rüya görmüşümdür, ama ne diyeyim ilk defa anime rüya gördüm, hem de japonca.
Arigato :)
Neyse bu aralar kendimi çok fazla dizi hatayına kaptırdım, sürekli bir seriyi izliyorum. Hatta birileri de bildğiniz gibi takıntılı beni animeye sardı. Zaten çok severim film izlemeyi de.
Aslında bu takıntı Gilmore Girls ile başladı, ilk başta aman ne sıkıcı itibarını verdiysede Stars Hallow'u tanıyınca bir başka tad almaya başladım. Hergün cnbc-e eski bölümleri veriyor, bir de ben de olanlar var. Bir gün bendekileri izlerken baktım tivide G.G. saati, gittim açtım reklamlardaydı, dizi yeniden başlayınca algıda kopukluk yaşadım ve bir an kendi kendime dedim demin başka bir sahneydi ne oluyoruz. Daha sonraki günlerde over G.G.'den dolayı dışarı çıktığımda kendimi ilk olarak kahve almaya şartladığımı fark ettim. Yane kahve manyaklığım var, o apayrı bir konu ama, bu kadar değildir. Bütün gün hatta 2 3 gün içmesem aramam yane deli gibi yi pek diyemem de aslında :) . Hadi G.G. en azından biraz realistik, yane insanlar gerçek, e anime tabii bu durumda çoşturuyor. Anime maceramda birilerinin bana "raatsız etme anime izliyorum"larıyla başladı. Yane fox kids de Shaman King var, aynı bölümleri tekrarlasalar bile izliyorum. Eh Candy ile de büyüdük, hatta Sailor Moon da var. Sonra dediler ki youtube 'dan izleyebilirsin (e bana bu sölenmez di mi ama). Bleach diye bir anime. Hadii ilk bölümü izledik, ingilizce alt yazı takip etmekten imanımız gevremeye başladı, insan devamını merak ediyor di mi ama! İkiydi üçtü dörttü beşti derken baya bir bölümü üst üste izleyip havayı aydınlattım. Asıl maceralarım ileriki bölümlerde gerçekleşti. Koniçiva, sayanora olan Japonca hazneme bayaa bir kelime eklendi (takriben on tane daha). Ama tabi anında loading olduğu için istesen bütün seriyi bitirebilirsin. Ben o kadar abartmiim dedim, maksimum 12 bölüm yok yok 15 bölüm izledim. Zaten olanlar da o zaman oldu, kulağın o kadar alışıyor ki Japonca duymaya belli bir zaman sonra masa toplar buldum kendimi, bir şey eksik nedir bulamadım masa toplarken, ve bir 30 saniyeden sonra alt yazılar dank etti. (Uykusuz bir günün ardından gittiğimiz İspanyol filmi vardi yarı İngilizce yarı İspanyolca onda da dil geçişlerini yakalayamıyordum yorgunluktan) Dün gece de bilmemkaç bölüm izledikten sonra yattım uyudum. Hayatımın en büyük şokunu yaşadım kalkınca, saçma sapan rüya görmüşümdür, ama ne diyeyim ilk defa anime rüya gördüm, hem de japonca.
Arigato :)
Saturday, July 22, 2006
Friday, July 21, 2006
iyiki varsın
Bugün annanemin doğum günü, kendisi gün itibariyle 78 yaşına basmış bulunuyor. İyiki varsın annane diyorum...Bilenler bilir annaneme olan düşkünlüğümü, annemin yeri apayrı olsa bile, annanem işte o. Mümücel'im, herşeyim, bugüne kadar beni büyüten, bir çok şeyi öğreten, küçükken dedem ve dayımla beni kamplara götüren, yazlıkta arkamdan tabakla gelip bana mama yediren, ilk okulda okumumamı teşvik eden mükemmel öğretmen, hala geceleri sırtım kaşınıyor dediğimde bütün yorgunluğuna rağmen beni kırmadan sırtımı kaşıyan, dır dır dır diye arada herşeyime karışan, birbirimize kızıp ay anane git biraz yalnız kalayım dedikten yirmi dakika sonra elinde soyduğu meyvelerle gönlümü alan, tam dışarı çıkarken üstün olmamış git bu ütüsüz değiştir bakiim diye beni odama gönderen, ayağına topuklu giy biraz artık diye bana söyelenen ve daha hergün birçok şeyi yaşadığım, hatta en önemlisi annemi dünyaya getiren mükemmel insan.
Geçimşinde hüznü mutluluğu açıkçası herşeyi tümüyle yaşamışlığında verdiği o olgunlukla bugün bile neşe dolu, hiç bir zaman gülümsemesi eksikolmayan, yaşadığı sağlık problemlerini bile kimseye göstermeme çabası içinde yarınları düşünüyor. Canımız sıkıldımı herşeyi bırakıp sokağa çıkarız, yürürüz, sinemaya gideriz, eğer evde yemek yapmaya üşenirse ya beni dışarı çıkarır ya da "Miray, şu internetten yemek söleyelim" der. Eve misafirimiz gelecekse bir anda bana binlerce şey söylemeye başlar ve evi toplarız tabii ki... Evde olduğum günlerde her sabah birlikte kahve içer fal kapatırız. Arada - gün aşırı da denebilir - nenem (annanemin ablası olur ve evet 86 yaşında) de gelir, beraber iskambil oynarız saatlerce.
İki sene önce yeniden geldi İstanbul'a, eskiden Ankara'da yaşardı tabii biz de bütün tatillerde Ankara'ya yollardık kendimizi.... Artık Ankara'ya gidecek pek nedenim de yok yane... Benim annaneme taşınmam, onun İstanbul'a gelmesinden daha uzun sürdü. Hehehe bugün bile bizim evden bir iki parça eşyamı getirdim, iki senedir bütün odayı getiremedim ya e pes bana artık.
Annane sen buraya taşınmasaydın ne olurdu kim bilir, ya da ben bu seneyi nasıl geçirirdim....
Bugüne kadar inanılmaz enerjinle bana ve hayatıma o kadar çok şey kattın ki anlatamam, sen bunları okuyamasanda herşeyi biliyorsun zaten....
İyiki varsın....
Geçimşinde hüznü mutluluğu açıkçası herşeyi tümüyle yaşamışlığında verdiği o olgunlukla bugün bile neşe dolu, hiç bir zaman gülümsemesi eksikolmayan, yaşadığı sağlık problemlerini bile kimseye göstermeme çabası içinde yarınları düşünüyor. Canımız sıkıldımı herşeyi bırakıp sokağa çıkarız, yürürüz, sinemaya gideriz, eğer evde yemek yapmaya üşenirse ya beni dışarı çıkarır ya da "Miray, şu internetten yemek söleyelim" der. Eve misafirimiz gelecekse bir anda bana binlerce şey söylemeye başlar ve evi toplarız tabii ki... Evde olduğum günlerde her sabah birlikte kahve içer fal kapatırız. Arada - gün aşırı da denebilir - nenem (annanemin ablası olur ve evet 86 yaşında) de gelir, beraber iskambil oynarız saatlerce.
İki sene önce yeniden geldi İstanbul'a, eskiden Ankara'da yaşardı tabii biz de bütün tatillerde Ankara'ya yollardık kendimizi.... Artık Ankara'ya gidecek pek nedenim de yok yane... Benim annaneme taşınmam, onun İstanbul'a gelmesinden daha uzun sürdü. Hehehe bugün bile bizim evden bir iki parça eşyamı getirdim, iki senedir bütün odayı getiremedim ya e pes bana artık.
Annane sen buraya taşınmasaydın ne olurdu kim bilir, ya da ben bu seneyi nasıl geçirirdim....
Bugüne kadar inanılmaz enerjinle bana ve hayatıma o kadar çok şey kattın ki anlatamam, sen bunları okuyamasanda herşeyi biliyorsun zaten....
İyiki varsın....
pro/contra tatil
Pro Tatil: yapmak istediğin herşeyi yapma imkani diye nitelendirebiliriz aslında kısaca ama
Bunların yanında izlediğin filmlerin verdiği huzur, en azından dertleri tasaları o anlarda beyninden uzaklaştırması, biraz iyi. Sen şu / bu gibi sitelerden bulduğun dizi ve filmerle yetinirken bazı sevimli insanlar ah bak şunu da izle dedikleri anda benim listeme binlerce daha dizi/film/anime ekleniyor. Ayriyeten beni bir de animeye sardıran zihniyetlere çok ve çok müteşekkirim. Bütün gün evde oturup izledim sayelerinde, çok da sevdim hane.
Neyse işte günler birbirini kovalarken ben de bir şekilde ayak uydurma, yaşama çabası içinde gidip geliyorum. Bakalım tatilin ilerki günleri neler getirecek bana merakla bekliyorum.
p.s: I need a miracle....
- gezilecek bir çok yer var aslında (kültür dolu bir şehir)
- okunmamış kitapları bitirebilme
- izlenmemiş filmleri izleme şansı
- sea - sun - fun üçlüsü de var tabii
- odayı toplama imkanı (ki bu pek pro sayılmıyabilir aslında)
- resim yapabilme yeteneğimi yeniden kazanma çabaları... (başaracağım)
- şuradan anime izlemek istediğin zaman yeterince boş vakit (bkz: bleach - tamam bugün öğrendim bu anime serisini, deli gibi de izledim ve beğendim)
- internette deli gibi vakit öldürsen bile bi zararı yok çünkü tatildesin
- tiyatro desem ııh sezon bitti yane olmaz artık
- bir çok festival vardı onlara gitme şansı
- bomboşsun yapacak hiçbirşeyin yok git zaman öldür diye düşünmen yüzünden hiçbir şey yapmamışsın
- arkadaşlarının ya çalışıyor ya da staj yapıyor olmasından dolayı pek fazla vakit geçirememeniz
- tatil ruhuh sana verdiği o mayışıklık yüzüden bütün dengelerinin sarsılmış olması
- sabah yerine akşamın bilmem kaçında kalkıyor olmanın verdiği sersemsepetlik
- iş bulup çalışmak istemene rağmen sevgili ülkemizde part-time/dönemsel çalışmanın yayğın olmamasından dolayı pek birşey yapamaman
- yazlık yaş ortalaması 75 üzeri olduğu için gitmeyi istesen bile, nedense bir türlü içinden gelememesi
Bunların yanında izlediğin filmlerin verdiği huzur, en azından dertleri tasaları o anlarda beyninden uzaklaştırması, biraz iyi. Sen şu / bu gibi sitelerden bulduğun dizi ve filmerle yetinirken bazı sevimli insanlar ah bak şunu da izle dedikleri anda benim listeme binlerce daha dizi/film/anime ekleniyor. Ayriyeten beni bir de animeye sardıran zihniyetlere çok ve çok müteşekkirim. Bütün gün evde oturup izledim sayelerinde, çok da sevdim hane.
Neyse işte günler birbirini kovalarken ben de bir şekilde ayak uydurma, yaşama çabası içinde gidip geliyorum. Bakalım tatilin ilerki günleri neler getirecek bana merakla bekliyorum.
p.s: I need a miracle....
Wednesday, July 19, 2006
quote
"I speak for those children who cannot speak for themselves, children who have absolutely nothing but their courage and their smiles, their wits and their dreams."
Audrey Hepburn
Tuesday, July 18, 2006
13 cidden sorunlu rakam, ya da ben!!!
Hiçbir şeyle uğraşmayan deli ben, kendimi dizilere ve kitaplara verdim. Yarım kalan kitaplar bitirilmek istiyor, yeni başlayıpta bitirdiklerimin yanında durunca kendimi biraz yarım kalan kitaplara ihanet eder gibi hissediyorum. Neyse işte bunlar bir yana, mükemmel hızlı internetimle çılgın çılgın "summer season" dizileri indirmeye başladım PSYCH ve de Kyle XY , ayriyeten izlemediğim eski dizilerin ilk sezonlarından itibaren çekmeye başladım (insan başlayınca duramıyor). Charmed da bu dizilerden bir tanesi, aslında diziyi izlemeye başlamam Almanca bilmediğim dönemlere rastlar, ortaokul zamanımda olmayan Almancam'la RTL'de ki bilimum çizgi filmleri (evet evet şu anda tam bir fox kids bağımlısıyım) ve de işte Charmed, Hercules, Xena gibi dizileri, hatta reklamları bile izlememle başlar (annem der ki çocukken kesinlikle reklamlarda kanal değiştirtmezmişim). Charmed birinci sezon ilk on bölümü indirdikten sonra son 12 bölüme geldi, şu son 2 3 gündür, 12. bölümü de izledikten sonra takıldım kaldım. Bütün sezonu download ettim lakin amma velakin 13.ü Bölüm hala gelmemiş durumda. Buyüzden dolayı ben diğer bölümleri izlememek için inat etmiş haldeyim nedense :P. Bağtıl inancım olsaydı, izlemezdim belki de bu 13.ü Bölüm'ü, hem Charmed gibi "wicca" dolu bir dizi, hem de 13.ü bölüm yane. Neyse elbet 13. Bölüm'ü de izleyeceğim.
bitti.
bitti.
Saturday, July 15, 2006
:)
| Ariel |
| Stasis in darkness. Then the substanceless blue Pour of tor and distances. God's lioness, How one we grow, Pivot of heels and knees! ---The furrow Splits and passes, sister to The brown arc Of the neck I cannot catch, Nigger-eye Berries cast dark Hooks --- Black sweet blood mouthfuls, Shadows. Something else Hauls me through air --- Thighs, hair; Flakes from my heels. White Godiva, I unpeel --- Dead hands, dead stringencies. And now I Foam to wheat, a glitter of seas. The child's cry Melts in the wall. And I Am the arrow, The dew that flies, Suicidal, at one with the drive Into the red Eye, the cauldron of morning. Sylvia Plath |
jazz
Kafamı toparlayıp birşeyler yazmayı düşünmekten sıkıntı geldi vallahi, o yüzden artık spontane bir şekilde yazmaya karar verdim, ahaha duyan da doğumumdan beri yazıyorum sanar. Neyse bir çok şekilde hayatıma yön verme çabaları içinde ben bocalarken, tahmin etmediğim yerler bir nebze de olsa yine tanıdık çıkıyor. Alışmak lazım buna.
Geçen haftamı Jazz Fest'e adadım desem tabiki hafiften yalan olacak, üşengeçlikten dolayı anca 2 konsere gidebildim, meğersem hadi gidelim eğleniriz işte, hem de kültürümüz artar diye düşünerek gittiğimiz ilk konser çok ünlü jazzcıların konseriymiş. Bilmeden gitmemize ragmen gerçekten de çok eğlendik konser boyunca, üzücü olan ise ilk grup sahne aldıktan sonra önlerde oturan konser gurularının ikinci grup her şarkı bitirmesinde öbek öbek gitmeleriydi. Neyse ikinci gittiğimiz konser malum Cocorosie konseri idi. Muheteşem kardeşler, kendileri de deli gibi eğlerek bizlere nefis mi nefis şeker mi şeker bir konser izlettirdiler.
Eğlenceli konser hayatım dışında uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla görüştüm. Geçmişi yadettik, hihihi.
minikstar
mir.
Geçen haftamı Jazz Fest'e adadım desem tabiki hafiften yalan olacak, üşengeçlikten dolayı anca 2 konsere gidebildim, meğersem hadi gidelim eğleniriz işte, hem de kültürümüz artar diye düşünerek gittiğimiz ilk konser çok ünlü jazzcıların konseriymiş. Bilmeden gitmemize ragmen gerçekten de çok eğlendik konser boyunca, üzücü olan ise ilk grup sahne aldıktan sonra önlerde oturan konser gurularının ikinci grup her şarkı bitirmesinde öbek öbek gitmeleriydi. Neyse ikinci gittiğimiz konser malum Cocorosie konseri idi. Muheteşem kardeşler, kendileri de deli gibi eğlerek bizlere nefis mi nefis şeker mi şeker bir konser izlettirdiler.
Eğlenceli konser hayatım dışında uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla görüştüm. Geçmişi yadettik, hihihi.
minikstar
mir.
Saturday, July 08, 2006
what a wonderful istanbul...
Sınavdan sonra pek fazla yapacak bir işim olmadığnı anladım, yane sınavdan önce sözde her gün test çözmem bahanesi vardı, en azından yapacak bir şeydi yane, her ne kadar istem dışı birşey olsa bile. Neyse artık yapacak bir işim olmadığı için, İstanbul'u gezmeye başladım. Eğlenceli olmuyor değil, geçen gün Nişantaşı'nı gezdik, ordan Tophane'ye kadar bir yerlerden yürüdük(bildiğimiz yerler olsa bile, yine de turist gibi yolun ortasında durup fotograf çektik), çok yorulduk tabii, alışık olmayan bünyemiz var böyle çinliler gibi yürümeye... Kendimizi sanat gurusu hissettiğimiz için bir de İstanbul Modern'e uğrayalım dedik, Fahrelnissa Zeid ve Nejad Devrim'in, ana oğul, iki kuşak resim sergisi vardı, soyut sevenlere duyrulur... Orada da ana sergiyi gezdikten sonra, kendimizi nedense yorgun hissedip deniz gören bir yere oturup boş boş baktık, kafamızı dinlendirdik... Dönmek için vapura binerken, bir anda herşey değişti ve biz kendimizi İstiklal'de bulduk, yorgun argın orada da sağa sola baka baka yürüdük ve sonra da eve döndük. Sanırım japon turist olma sevdam haftaya da devam edecek, ne kadar hoş di mi ....
turist minik
turist minik
Friday, June 30, 2006
sneaker pimps - destroying angel
I know you know my head's not in this now
Nothing you could keep so keep me down
Like the stones beneath the water that you walk on to be taller
The hands you stuck together when you prayed you'd wait forever
Just another fragile angel heart
Falling down on lead wings torn apart
The words beneath my skin
The ink that you put in
Destroying all the things you left around
Earthbound coming down
So what you have the nerve to call a friend
Is starved of all the sense to make amends
I'm the glass you break to touch but you never want me much
Like the view across the water from the shoes and two feet smaller
I know it doesn't pay to be this hurt
Falling off the morning getting worse
Nothing you could keep so keep me down
Like the stones beneath the water that you walk on to be taller
The hands you stuck together when you prayed you'd wait forever
Just another fragile angel heart
Falling down on lead wings torn apart
The words beneath my skin
The ink that you put in
Destroying all the things you left around
Earthbound coming down
So what you have the nerve to call a friend
Is starved of all the sense to make amends
I'm the glass you break to touch but you never want me much
Like the view across the water from the shoes and two feet smaller
I know it doesn't pay to be this hurt
Falling off the morning getting worse
Monday, June 26, 2006
allerjik konjuktivit
Mieeh, evet evet bende allerjik konjuktivit var, göz nezlesi de deniyor, hatta bilimum şeye gözlerim allerjik. Kendisi korkunç bişiy, güneş gözlüksüz çıkınca gözleriniz kendiliğinden ağlamaya başlıyor, bazen öle kıpkırmızı oluyor ki anlatamam. Kitap okumak istiyorsunuz, ama satırlar birbirine giriyor, harfler karışyor, ve gözünüz daha da ağrıyor, kim ister o zaman...Çok alakasız bir zamanda kaşınıyor, ağrıyor, alev çıkıyor sanıyorsunuz gözlerinizden. Hatta bazen allerji overdose olunca sabah başucunuzda mutlaka su ve pamuk olmalı, çünkü açamıyorsunuz gözlerinizi. Ühühühü, ve geçmiyor, piyasadaki bilimum göz damlası ile kanka olmanız gerekiyor, onlar ve siz eküri olmuşsunuz. Takriben 4 5 ay birlikte yaşayacaksınız artık ne mutlu size, bazen ise bilimum bitki çeşitlerinin yaydığı tozlar allerjinizi daha da beter hale getirebiliyor. Ağlamak bile canınızı acıtıyor(tamam çok dramatik gibi gözükebilir, ama hakkaten çeken bilir yane ne kadar zor oldugunu). Ekürilerinizin dışında bir dostunuz daha vardır, sabahtan kalan soğumuş çay, biraz daha buzdolabında soğuttuktan sonra pamuk ile salatalık gibi gözlerinizin üzerine koyup bir iki hatta en iyisi 5 dakka beklemeniz.... Düşmanımın başına bile gelsin istemem yane...
Sunday, June 25, 2006
kofi
Bütün gün deli gibi kahve içmeme ragmen, o şuruplu mokamsı üzerinde krema olan ve içmek zorunda olduğum şey dışındakiler tabii, hala çok uykum var, geçmişin uykusuzluğu sanırım şimdi etkisini gösteriyor, şimdi de kahve içsem bu sefer yine uykusuz kalacağım. Tanrım yarabbim artık yapmam gereken hiç bir şey yok, yane bunu yapmalıyım onu yapmalıyım gibi nedenlerim olmayacak, ne güzel bir duygu imiş... Neyse, yazın bir işte çalışmayı düşünen ben bakalım neler yapabileceğim, bunun dışında İstanbul'da bir turist günü yaşamayı düşünüyorum, güzel olur heralde, hehehe bir de "city guide" lazim. Eğer turist günümü gerçekleştirebilirsem, sonra da Ankara'ya gitmek istiyorum, tabii önce Ankara sonra turist günü de olabilir. Bakalım bu yaz nası geçecek, hafta sonları yazlik da ,yaşlılar cennetimiz, düşünülebilir.
Ay bir de okunacak binlerce kitap var, hangisinden başlayacam acaba...
mir
Ay bir de okunacak binlerce kitap var, hangisinden başlayacam acaba...
mir
Wednesday, June 21, 2006
bilinçaltı bilinçüstü rüyalar
Rüyalar bilinçaltımızın habercisidir derler. Bir bakıma öğle ama dün gece gördüğüm rüyalardan bir tanesi resmen bilinçüstümün habercisiydi. Tamam yane bir rüyamda "kameraların da olduğu sosyetik bir mağzada bunny kıyafeti giymiş bir kadın tarafından çantam çalındı, ve mağza görevlilerine kadını arattırıp istediğiniz şeyden varmış diye geri çağartıp tesadüfen(evet hafif de şantajla) çantamın onun poşetlerine karıştığını ortaya çıkardım", bir sonrakinde "gece yarısı starbuck's pastanesinden cookie almaya çalışıyordum." evet işte bunlar gerçekten saçma sapan. Tamam çanta manyağı bir insan olabilirim, Starbuck's kahvesi delisi de. Ama en son gördüğüm rüyam pek dataya giremeden bir aile konseyiydi, anne-baba-cocuklar-dayi ve damat vardı. Büyük bir gümbürtü koptu, neden acaba bu aralarki, aile bozukluğumuzun bir sonucu mu olsa gerek diye düşünmeden edemiyorum, işte tam bilinçüstü bir rüyaydı.
Saturday, June 17, 2006
olala
bir sene daha geçti gitti, yarın ben öss'ye giriyorum. neyse bakalım yüzdüm kuyruğuna geldim. en güzel olay kalamışta giriyor olmam sınava, sınavdan önce kavemi de alacam oh oh iyi yane, sonra artık ne yaparım bilmiyorum. başarılar bana evet evet başarılar...
Monday, June 12, 2006
The Smiths, Unhappy Birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)
Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I say "No, I'm gonna kill my dog"
And : "May the lines sag, may the lines sag heavy and deep tonight"
I've come to wish you an unhappy birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)
Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I said "No"
And then I shot myself
So, drink, drink, drink
And be ill tonight
From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Oh, unhappy birthday
Behind
Behind
Behind
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)
Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I say "No, I'm gonna kill my dog"
And : "May the lines sag, may the lines sag heavy and deep tonight"
I've come to wish you an unhappy birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)
Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I said "No"
And then I shot myself
So, drink, drink, drink
And be ill tonight
From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Oh, unhappy birthday
Behind
Behind
Behind
Subscribe to:
Posts (Atom)
