Friday, February 23, 2007
süper anneanne
Neyse efendim, bugün uykumun arasında "Miraaay, ben öğretmen arkaşlarla toplantıma gidiyorum, bye bye." ile irkildikten sonra saatlerce uyudum. Neyse efendim anneannem akşam geldi, kedi-ben-anane öğrenci yurdunda yaşadığımız için hepimiz kendi işlerimize bakıyoruz, aç olan yemek yiyor, arada anane yemek yapmak istemediği için "Hadi şu bilgisayarından yemek siparişi ver" diye odama geliyor, ya da ben yemek pişiriyorum...Bir de her gece "Deli misin evladım? Bütün gün oturuyorsun odanda şunun karşısında ne yapıyorsun?" sorusunu aksatmadan soruyor.
Demin de yatmadan önceki görevini yapmak için yatakhanemin kapısına gelen ananem; "Biliyor musun, bugün bütün arkadaşlar torunlarının sürekli bilgisayar başında olmasından şikayet etti. Sonra güldüğümü fark ettiklerinde de, sen ne düşünüyorsun bu konuda demekten kendilerini alamadılar, ve tabi ben de 'eh evet sizinle aynı duyguları paylaşmaktan kendimi alamayacam' dedim" tabi anneannemin bunu anlatmasıyla gülmeye başlamam da bir oldu. Süper anneannecim sen çok yaşa e mi.
Gelelim sadede, sanırım siz okuyucular da anneanneleriniz ile yaşasaydınız aynı olaylarla karşı karşıya kalacaktınız. Eh büyükler bu durumdan kendilerince şikayetçi gibi görünüyorlar, haklılar mı acaba diye düşünmekten kendimi alamadım bir de ben...
Neyse efendim, hepinize sevgiler saygılar...
mimi
Wednesday, February 21, 2007
tanrım biz de kazıtalım kafalarımızı

bir çok ünlü aktrist roleri icabı saçlarını kazıttılar biliyoruz bunu, ve yakıştı da hepsisine, benim favorim natalie portman...bir blog sayfasında "eight women who look better bald than britney" başlıklı yazıyı görünce irkilmedim değil açıkçası. ben de ara ara acaba kazıtsam nası olurum diye de düşünüyorum hani, yapacağımdan değil ya işte merak... sonra google'da bald britney diye arattım ve karşıma çıkan fotoğrafa hayranlıkla bakakaldım sayın okuyucular, neden de diyemedim açıkçası, ama sizler de bald britney'den eksik kalmayın diyorum ve o güzelim fotoğrafı koyuyorum yazımın sonuna....
edit: istemeden de olsa yazının başına geldi foto dikkatsizlik....
ben de sizi seviyorum
music
neyse efendim "stumble upon"larken (tanrim yine bir fiil buldum,güzelim türkçemize), şu ve şu site çıktı karşıma. bir tanesinde tahda "brain storming" yaparmış gibi grubu yazdıktan sonra music storming yapıyor, diğerinde de sevdiğin iç grubu/kişiyi yazıyorsun sana bir grup öneriyor... sevgili müzik severlerin kullanımına sunuyorum...
ben, silverchair/regina spektor/goldfrapp yazdıktan sonra karşıma eisley diye bir grup çıkardı bakalım ne çıkacak gnoosic kutusundan :P
mimi
Monday, February 19, 2007
diıır dayiri
i have been seeing the most weirdest dreams in my life... ok ok i admit that, i've seen anime dreams after watching zillion animes, but on the other hand the dreams i had past two days were the most complicated ones...i saw flood, it was like a hollywood action movie, and last night i dreamt about a place where i can find all the places i've known...we had a conclusion that i am stucked between centuries and landscapes...
that iz all i can say right now....
si ya dear diary
mimi
edit edit: bugün yeniden moulin rouge'u izledim, ve yine çok etkilendim, göz yaşlarıma engel olamadım film süresince nasıl bir müzikaldir, her izleyişte nasıl etkiler moulin rouge insanı hala bilemiorum... bu kadar
Sunday, February 18, 2007
evet efendim
geçen günlerin birin de "the lake house"u izlemiştim, güzel bir anlatımı var, filmin sonunda anladım ki, doğru insan doğru zamanda karşıma çıkacak.... evet evet göz yaşlarıma hakim olamadım biliorum, sulu gözüm ben :(
işte bu kadar bu aralar bir de bol bol muzik dinliyorum sevgili miyet'e tavsiye grupları için teşekkür ederim, çok sevdim onları da efendim....
sevgiler mimi
edit edit: size çok cici bir blog da tavsiye ediyorum, dünya haberlerine merhaba demeniz için :P
Friday, February 09, 2007
music
çarşamba akşamı babylon'daki messer chups gig'ine gittik, çok kuuul bir basçıya sahip olan cici moskova'lı messer chups elektronic soft rock yapıyor. 50'ler, 60'lar, 70'ler, 80'lerden popüler şarkıları da coverlamayı unutmamışar tabiki... eski korku filmlerinden alınmış eğlenceli barkovizyon gösterilerileri sayesinde hem güldürüp hem de coşturdular biz kalabalık içindeki insanları...
Sunday, January 28, 2007
bişiy
oh tedy bear i adore you
Bir ilki başarmam final haftamı geçmem değil, son sınavda sevgili öğretmenimizden aldığım sevgi dolu yorum. Lyrik interpretation ve iş başvurusu olan sınavda annemin arkadaşına iş başvurusu yaptıktan sonra sıraya dizlerimi sıkıştırıp tahtada yazılı olan şiire bakmaya başlamıştım ki sınıf içinde volta atan sevgili öğretmenimizin bana "istersen sana bir de peluş bebek verelim tam olur işte" demesiyle güldük cümbür sınıf. Hehehe, bakalım daha ne gibi şen şakrak dakikalarla karşınıza çıkacağıım.
görüşmek üzre
Monday, January 22, 2007
colors have deeper meanings :)
Red is a color of high emotion. Studies show it stimulates shoppers and appetite.
The opposite of red, blue is a “cool” color that communicates elegance and quality.
Green symbolizes health and nature.
Yellow is another attention-grabber.
Purple This color signifies royalty, luxury and wealth and therefore isn’t appropriate for self-storage uses that promote value and savings.
Brown is earthy and signifies reliability and genuineness.
Do you speak the language of color?
Wednesday, January 17, 2007
stumble zararları
Herneyse, yarın için bir ödev yetiştirirken tıklanan SU'nun zararı cidden büyük, çünkü Mimi'nin karşısına şu kareoke sitesi çıkar ve üye olur... Gecenin bir yarısında evden "Twinkle twinkle little star, Old Macdonald, Alphabet Song ve This Old Man" nameleri yükseldi. Aslında güzel güzel şarkılar da var ama sardırmamam gerekiyor sanırım bu saatte. Zaten ödev de yalan olmuş durumda sabah erkenden kalkılıp yapılacak...
nayt nayt
:)
Sunday, January 14, 2007
güzel türkçemiz :)
Size güzel türkçemiz hakkında bilgi vermeye devam ediyorum...
Takıntılı ve takıntısız sesler:
Hareket eden organlar sesler için iki durum meydana getirir, iki çeşit hareket yaparlar. Bunlardan birincisi temas, ikincisi yaklaşmadır.
Birincisinde organlar birbirine temas ederek ses yolunu az veya çok, tam veya yarım kapatırlar. Böylece gelen akımın önüne muhakkak bir engel çıkarılır. Ve akım bu engele takılarak, bu engeli açarak sesi meydana getirir. Bu durumda meydana gelen sesler takıntılı seslerdir. İkincisinde ise hareket eden organlar birbirine temas etmes, sadece yaklaşırlar, fakat aralarında geniş açıklık, rahat bir geçit kalır. Ses yolu bir engelle tıkanmaz. Gelen akım biraz daraltılmış yolda ilerler, fakat yolunu kesen bir takıntıya uğramaz. Bu durumda teşekkül eden sesler takıntısız seslerdir.
Demek ki seslerin teşekkülünde ses yolu engelli yol, engelsiz yol; takıntılı yol, takıntısız yol olmak üzere iki durumda bulunur.
Sedalı sesler:
Vokallerin hepsi sedalıdır. Sedaları ses tellerinden elde edilir. Ses telleri vokallerde gevşek bir şekilde kapanır ve sadece titreşimi sağlamak için hava akımının önüne çıkar. Sedalı konsonantlarda ise bitişime ve akım daha kuvvetlidir.
İsnat grubu:
İsnat grubu biri diğerine isnat edilen iki isim unsurunun meydana getirdiği kelime grubudur. İsnat edilen unsur isnat olunandan, kendisne isnat yapılandan sonra gelir. Kendisine isnat yapılan unsur ya yalın halde bulunur veya iyelik eki almış olur. ....
Evet sevgili okuyucularım sizin de türkçenizin güzel olması için yazdım bu bilgileri, lütfen dikkate alarak okuyunuz....
mimi
Sunday, January 07, 2007
C.S.I. Ankara: İki cinayet aydınlatıldı
(şaka bir yana böyle korkunç haberleri, böyle korkunç başlıklarla yayınlayan zihniyet gerçekten garip)
Saturday, January 06, 2007
escape from homework
Ödevden kaçmak uğruna yapılanlar listem bugün gerçekten uzadı... Zaten saat 14:00'da kalkmanın da verdiği şaşahane huzurla kahvaltı için pancake yapayım dedim, yaptım da ama yemedim; duruyorlar içeride hem de çikolatalılar, mmmh yammy, sonra ne alaka ise sucuk ekmek yedim. Zaman da akıyor durmuyor hani. Çay keyfimle cnbc-e'de Battlestar Galactica'yı ilk defa izledim, huyum değildir böyle sci-fi diziler izlemek, ama sevmedim de değil hani. Dizimizin de bitmesinden sonra geldim saatlerce stumble'da thumbs up yaptım. Yok yok o da yetmedi emesen'de çet yaptım. Aslında bugün bir arkadaşımla Kadiköy'de buluşmayı konuşmuştuk, ama tembel ben kara cumartesi bulutlarının da üzerimde olması nedeniyle istemedim, pazartesine erteledik buluşmamızı...
Sevgili Harry Potter AğacıNeyse zaman geçmedi tabi, arada annem aradı beni yemeğe çağırdı, tamam gelirim dedim. Lakin yine telefon çaldı ve imdadıma starbucks koştu, gittik kahve içtik. Arada stumble yaparken karşıma bu site çıktı ve ben de hangi tarot kartı olduğumu öğrendim. I am the great shining Empress :)! Güzel açıklamam da:
"
Beauty, happiness, pleasure, success, luxury, dissipation.
The Empress is associated with Venus, the feminine planet, so it represents, beauty, charm, pleasure, luxury, and delight. You may be good at home decorating, art or anything to do with making things beautiful.
The Empress is a creator, be it creation of life, of romance, of art or business. While the Magician is the primal spark, the idea made real, and the High Priestess is the one who gives the idea a form, the Empress is the womb where it gestates and grows till it is ready to be born. This is why her symbol is Venus, goddess of beautiful things as well as love. Even so, the Empress is more Demeter, goddess of abundance, then sensual Venus. She is the giver of Earthly gifts, yet at the same time, she can, in anger withhold, as Demeter did when her daughter, Persephone, was kidnapped. In fury and grief, she kept the Earth barren till her child was returned to her." imiş.
Bir günümü daha ödevlerden fellik fellik kaçarak geçirdiğim için, yarın işim çooook. Sevin beni sevgili insanlar.
Friday, January 05, 2007
tarina tarantino

Anyway, i was watching fashion events @ world fashion tv about Tarina Tarantino last morning, while eating breakfast. She became a jewelry designer and she has a marvellous, sparkling, shimmering, pinky collection with hello kitties and of course barbie :) . Anyone who likes or loves me can buy me her jewelly as well... I would never say no for that kind of gifts.... hihihi
Have a sparkling day!
Mimi.
Thursday, January 04, 2007
yeni yıl
ah neler neler var bir bilseniz. bu yıldan çok şey istiyor ve bekliyor olacağım. aslında hepimizin hakkı yeni yıldan iyi bişiyler beklemek. aman herneyse. sakin ve mutlu bir şekilde girdim yeni yıla, umarım yeni senem de böyle sakin ve huzurlu geçer. haha ben ve huzur yok şaka gibi bişiy değil mi. bir çok ödev var yazılması gereken, okunması gereken kitaplar, izlenmesi gereken bollywood filmleri :).
bir de tabi bayramda girdik yeni yıla, bu durumda her günümüz bayram gibi mi olacak, yoksa hepimiz delimiyiz. (ay korktum kendimden, saçmalamamın doruklarındayım yine her zamanki gibi)
dııt dııt dıııt normale geri dön mimi...
Haruki Murakami'den Zemberekkuşu'nun Güncesi'ni (the wind-up bird chronicle) severek okumuştum, sanırım sırada Norwegian Wood var :). Robinson yolları taşli geliyor kırmızı saçlı...
Monday, December 25, 2006
Der gute Mensch von Sezuan - B.Brecht
Ich will nicht ausrechnen, was es kostet.
Ich will nich nachdenken, ob es gut ist.
Ich will nicht wissen, ob er mich liebt.
Ich will mit ihm gehen, den ich liebe."
Sunday, December 24, 2006
Flowers Emilie Simon
it's such a shame you're a boy
but when you are not a girl
nobody buys you flowers
i want to buy you flowers
and now i'm standing in the shop
i must confess i wonder
if you will like my flowers
you are so sweet and i'm so alone
oh darling please
tell me you're the one
i'll buy you flowers
i'll buy you flowers
like not other girl did before
you were so sweet and i was in love
oh darling don't tell me
you found another girl
forget the flowers
because the flowers
never last for ever
never last for ever
never last for ever
my love
ödev yazamama problemi
Saturday, December 23, 2006
lucky little shark
I thank you for everything you have said today.
Sunday, December 17, 2006
Sunday, December 10, 2006
Nouvelle Vague Konseri ve Kırmızı Balonlu Araba
Sunday, November 26, 2006
bilginin kaynağı
Herkes için farklı bir anda ve özgün bir oluşumda bir araya gelen bu genetik bilgi, organizmanın biricikliğini oluşturur. Bu biricik oluşum kendi kuralları içinde insanın ihtiyaçlarını ortaya çıkaran ve kişiye kimlik kazandıran büyümeyi, gelişimi ve özellikleri düzenler."
Thursday, November 23, 2006
aurora borelias
Wednesday, November 22, 2006
yeşil ışık
Sunday, November 19, 2006
benim küçük beynim
"Eee Mir, öle çat diye bir ayda karar değiltirirsen böle olur. Otur oku!!" diyorum kendime... Bakalım gelecek planlarım ne yönde gelişecekler, yok aslında pek öyle planım.
Ah bu hayat denen tek dişi kalmış canavar bize neler çektiriyor, hayat var mı diye sorsak - elle tutulmaz gözle görülmez desek - evet hayat yok diyebiliriz. Haha delirmiyorum daha, o kadar değil yane.
Biraz can sıkıntısı, biraz yorgunluk, biraz üşengeçlik...vs vs
Bütün bunları bir yana bırakırsan Miray, bak görecen güzel günler seni bekliyor... Nouvelle Vague konseri var unutma, al biletini git eğlen, hak edeceksin...
Ananem aferim kızım çalış çalış bak sonunda sen rahata ereceksin demeyi her gün kendine ödev edinmiş durumda. Bir de hadi evladım hayırlı dersler, gününün güzel geçsin demeyi de ihmal etmiyor evden çıkarken, tabii gelincede eeee hangi dersleri yaptınız, sınavların ne zaman başlıyor, bak çok çalış e mi, akşama yemek yapmadım üşendim, erken yat gene bembeyaz oldun senlerle hayatıma eğlence katıyor...canim benim
Monday, November 06, 2006
oku oku bitmez
Thursday, October 26, 2006
Portishead - Glory Box
Playing with this bow and arrow
Gonna give my heart away
Leave it to the other girls to play
For I've been a temptress too long
Just. .
Give me a reason to love you
Give me a reason to be ee, a woman
I just wanna be a woman
From this time, unchained
We're all looking at a different picture
Thru this new frame of mind
A thousand flowers could bloom
Move over, and give us some room
Give me a reason to love you
Give me a reason to be ee, a woman
I just wanna be a woman
So don't you stop, being a man
Just take a little look from our side when you can
Sow a little tenderness
No matter if you cry
Give me a reason to love you
Give me a reason to be ee, a woman
Its all I wanna be is all woman
For this is the beginning of forever and ever
Its time to move over... ...
Wednesday, October 25, 2006
canım bayram cicim bayram
bu kadar sanırım...
kaçak ben
Thursday, October 19, 2006
no title
-orhan amca nobel sahibi oldu, ne mutlu ona.
-spiderman namaz kılmayı öğretiyormuş, marvel desteki mi değil mi bilemiyeceğim, ama spiderman'in kafasında maske olması büyük bir tartışma yaratmış durumda, ve spiderman'in dini bir mezhebi bilem varmış, eh iyi kandiller o zaman sana spideramca.
-yeni trendleri bilmiyorum, ama ben babet içine renkli çorap giymeye başladım, bir de saçlarımı iki yandan çin çubuklarıyla topluyorum, tanıyanlar delirmediğimi anlarlar zaten...bazen esiyor böle.
-saçımı uzatma yollarında ilerlerken garip şeyler yapmak güzel tabii...
-istanbul'a kış geldi, yamurlar başladı, bakalım kar nası olacak...kar botu almak lazım tabii, karda kışda okul yollarında üşümemek lazım...
-örgü örmeye başlamıştır sevenler, benim de yünlerim var, annemin dediğine göre trikotaj makinesi gibi örüyormuşum.
-28'inde mogwai konseri var, gidilecekler sırasındaaaa
sanırım şimdilik bu kadar,
hava değişikliğinden midir nedir, uykularım şahane yine...
Sunday, October 15, 2006
die Bäume;
Friday, October 13, 2006
neden?
Thursday, October 12, 2006
Tuesday, October 10, 2006
Thursday, October 05, 2006
düşün düşün de nereye kadar
" Der Worte sind genug gewechselt,
Laßt mich auch endlich Taten sehn! " (Direktor, Vorspiel auf dem Theater - Faust 1)
Listening to: Oi Va Voi - Yesterday's Mistakes, bakalım kaç kere dinlenecek bu daha...
Gucci ayakkabı mı alsam, mmh yoksa LV çanta mı... Sabahtan beri bunu düşünüyorum, yok yok ikisini de almalıyım, sanırım herşey o zaman güzel olacak. Ben de sürüye katılacam ne mutlu bana.
Herneyse çok şey değişti, ben değiştim, tanıdığım insanlar değişti, düşüncelerim değişti, hayata bakış açım yok oldu (yeni bir bakış açısı aranıyor). Bazen düşünüyorum, ben böyle olmasaydım yine olanlar olurmuydu, bence olurdu, sizcesini bilemem. Bazı şeyleri engelleyemezsin, ben zaten engelleme yanlısı bir insan da değilim, herkes gibi ben de hata yapıyorum, özür dilerim de insanlardan, ama kimseyi aptal yerine koyup da arkalarından iş çevirmem, yalan söylemeyi de beceremem(bilenler bilir). Bugüne kadar yaptığım şeylerden pişman da değilim, o günlere geri gönderseler ben yine aynısını yapardım, geçmişi değiştiremem zaten, ha ayriyeten everything happens for a reason. Düşünüyorum hadi tamam ben bir yerde insanlara gereğinden fazla güvenmekle hata yapmış olabirim, ama en yakınımdaki insan hala bile bile lades diyor, sabrımımı sınıyorlar hala bilemiyeceğim. Tanıyanlar tanır beni, kavga eden bir kişi değilim, birisi arkamdan ileri geri konuşsa bile ben gidip ona vay sen böle dedin demem, diyemem...(gereksiz)ama gerçekten olan şeyler artık benim bile bu kavga etmeyen kişiliğimi zorluyor, beni bile aşıyor. Ben yine sakin kalmayı denesem bu sefer biter mi acaba......
"Until one is committed, there is hesitancy, the chance to draw back-- Concerning all acts of initiative (and creation), there is one elementary truth that ignorance of which kills countless ideas and splendid plans: that the moment one definitely commits oneself, then Providence moves too. All sorts of things occur to help one that would never otherwise have occurred. A whole stream of events issues from the decision, raising in one's favor all manner of unforeseen incidents and meetings and material assistance, which no man could have dreamed would have come his way. Whatever you can do, or dream you can do, begin it. Boldness has genius, power, and magic in it. Begin it now."
Friday, September 29, 2006
Ain't Got No Friends
I ain't got no home, ain't got no shoes
Ain't got no money, Ain't got no clothes
Ain't got no perfume, Ain't got no skirts
Ain't got no sweaters, Ain't got no smokes
Ain't got no god.
Ain't got no father, Ain't got no mother
Ain't got no sisters, i've got one brother
Ain't got no land, Ain't got no country
Ain't got no freedom, Ain't got no god,
Ain't got no mind,
Ain't got no earth, Ain't got no students
Ain't got no father, Ain't got no mother
Ain't got no sweets, Ain't got no ticket
Ain't got no token, Ain't got no mind
Ain't got no land.
But there is something i've got,
there is something i've got,
there is something i've got,
nobody can take it away...
Got my hair on my head
Got my brains, Got my ears
Got my eyes, Got my nose
Got my mouth, I got my smile
I got my tongue, Got my chin
Got my neck, Got my boobies
Got my heart, Got my soul
Got my back, I got my sex
I got my arms, my hands, my fingers,
my legs, my feet, my toes,
and my liver, got my blood..
I got life, i've got life's, i've got headaches,
and toothaches and bad times too like you ...
Got my hair on my head
Got my brains, Got my ears
Got my eyes, Got my nose
Got my mouth, I got my smile
I got my tongue, Got my chin
Got my neck, Got my boobies
Got my heart, Got my soul
Got my back, I got my sex
I got my arms, my hands, my fingers,
my legs, my feet, my toes,
and my liver, got my blood..
I got life, and i'm going to keep it
as long as i want it, I got life.....
Thursday, September 28, 2006
Monday, September 25, 2006
yanıp tutuşuyorum
Aslında alakasız bir resim, geçenlerde bir arkadaşımla turist olmaya karar verdik ve kendimizi Sultanahmet'in sihirli ellerine bıraktık, Ayasofya ve Yerebatan'ı gezdik ama oraları gezmeden önce kendimizi kırmızı citysightseeing otobüsünün içinde bulduk ve İstanbul'u turladık... Güzel ve eğlenceliydi... İnsan yaşadığı şehre turist gözüyle pek bakmıyor, her zaman el altında olan mekanlar gibi geliyor ama gitmek görmek lazım gibime geliyor, devam edeceğiz bu turist günlerine zaman içinde, gezmek görmek lazım, tanımak gerekir İstanbul'u (ehehehe).Neyse bu turist günün üzerinden epey bir zaman geçti. Ben ne yaptım, dinlendim bu yaşımdan sonra çıkan ilk gençlik sivilcelerimle arkadaş olmayı düşünmeye başladım, kitap okuyup, film izleyerek, dışarı çıkarak günlerimi değerlendirdim. Defter kalem almak lazım.
Bu saçma sapan yazı için pek bişiy demek istemiyorum...Kafamda binlerce düşünce varken, zor oluyor yazmak. Sağdan soldan önden arkadan heryerden binlerce düşünce akın ediyor, eh hepsini yazmaya kalkarsam yazının sonunu ben dahi tahmin etmek istemem.
Saglıcakla kalalım efendim!
mimi.
Wednesday, September 06, 2006
pembe hoodie
Bugün bir garip zaten...
Amaan neyse, gene ben deli dolu hayatıma devam etmeliyim sanirim...
Dün başımdan geçeni annatayım da biraz eğlence olsun.
Sabahtan işlerim vardı onları hallettikten sonra gittim saçlarımı boyattım(biliyorum ama dayanamadım) evet PiNk gibi olmadım malesef ama bir gün öle de çıkabilirim herkesin karşına...
Hersyse sonra Topane taraflarından gidip ilaçlarımı almam lazımdı ama akşam oldugu için gidince birileriyle birşey yapmak istedi cnm...Neyse insanların nerde olduğunu öğrendikten sonra Topaneden taksiye binip Galatasaray'a çıktım, inince lisenin orada bir kaç polis otobüsü vardı (otobüs olsa da pek polis olmayabiliryor), eh bende kenardan kıyıdan gideyim diye otobüsün yanından geçerken tünel tarafından da taksim tarafından da gürüh halinde siperli binlerce polis çevremi sardı ben ne olduğunu anlamadan, renkli giyinmenin bana bu kadar kolaylık sağlıyacağını bilemezdim dahi, simsiyah giyinmiş polislerin içinde pembe bir şey geçmeye çalişıyor, beni gören polisler bunun burada ne işi var bakışı atıyor, ve bana yol açmaya çalıştılar kendi aralarından(kendimi prenses gibi hissettim) ehehehe. Tabii sonra ürküp hızla bizimkilerin yanına gittim korka korka....
işte bu da böle bir anı....
Sunday, September 03, 2006
yazmak geldi içimden bunu
dün gece kapanan fayırfoks yüzünden yeniden
Neyse, geçen haftamı çılgın beldemiz "Kumla"da ananemler ve yaş ortalaması 70in üzerindeki Site 49 sakinleriyle geçirdikten sonra kendi arkadaşlarım çok genç gözüktü bir an gözüme. Ehehehe aslında şaka bir yana gerçekten zor her ne kadar bilgili insanlar olsalar dahi cenerasyon farkı kendini açığa çıkartıyor. Bizim yazlık Gemlik Körfezi'nde söliim de neresi burası demesin insanlar. Saat 3-4 e kadar devam eden gazino kültürü de var, olur da elektrikler kesilirse sessizliğin değerini anlıyor insan. Eğer akşam gittiysen ve ortam sessizse kendini kötü hissediyorsun, köy olduğu için jandarmalar sözde kontrolü sağlıyor... Amaan neyse işte.
Dün göz doktoru göz bebeklerimi büyütmüştü. İrisimin kasları çalışmıyor hala gözbebeklerim kocaman, ve korkunç baş ağrım var miiii, eski halimi istiyorum, gözlerim ışığa reaksiyon göstermeli di mi ama. Mavi gözlü olsaydım freak of nature day 2'yu yaşıyor olacaktım.
sevgiler
mir.
Wednesday, August 23, 2006
Never let go - Josh Groban
The search for an answer is met with a darker day
And we've been handed these moments forever
But i'm reassured there's another way
You don't have to close your eyes
There is room for love again
Ease the pain to realize all that love can be
Forced apart by time and sand
Take a step and take my hand
And don't let it go
Never let go
Broken, ones connected
We were so strong and so blessed in a simple way
So don't let me go it alone
Turn your head up to the sky
Nothing down below but me
Face the truth to relize all that we could be
Torn apart by rage and fear
Hold on to what brought you here
Don't let it go
Never let go
Turn your head up to the sky
Nothing down below
Don't let go
Sunday, August 06, 2006
beyaz sayfa
Friday, August 04, 2006
Wednesday, August 02, 2006
Can't you sleep little bear?
Saturday, July 29, 2006
Ikimono-Gakari - - Hanabi
Sımsıcak bir İstanbul yaşayanları bunaltıyor, Güney Afrikaya gitmeye zorluyor :).
Neyse dün annem "Haydi, yarın piyer lotiye şu yarışı izlemeye gidelim?!"diye bir düşünce öne sürdü. Ben yine mıymıylığımı yaptım tabi. Sabah aradı, hazırlanmamı söledi, nafile ben uyumuşum hı hı dedikten sonra. Yeniden telefon çaldığında canıım rüyalarımdan kalktım :P. Aşşağıda biraz beklettikten sonra inebildim, ehe arabada makyaj seanslarımdan bir tanesini daha bitirdikten sonra sıcağın ve kendine gelememenin somurtkanlığıma büyük etkisi vardı. Biz ki hiç bir zaman bir yere gidip saatlerce oturamayan insanlarız; tabii ki, bunaltırcasına olan bu güzel İstanbul yaz gününde yine aynı şeyi yaşadık. Önce kendimizi bir Haliç Köprü'sünün dibinde kayık cafesinde bulduk, oradan işte birşeyler izlemeye çalıştık, çılgın pilot amcanın küçük uçağıyla akrobasi gösterisini. Öğrendik ki asıl yarış bir saat sonra başlayacak, biz biraz ileriye gidelim dedik, Rahmi Koç müzesinin oralarda yurdum insanı kaynayan bir parkta buluverdik kendimizi, Ahmet Çekirdekyiyengiller ile yarışın ilk bölümlerini izledi, pek bişiy gördük denemez, çünkü geride kalıyorduk, orayı da beğenmeyince daha bir ileri gidelim dedik. Allahtan yanımızda kamp taburelerimiz vardı. İşte üçüncü ve son durağımız olan bir tepede yine yurdum insanı ile birlikte izleme çabaları içine girdik şahane yarışı. Aslında pilot amcalar çok yetenekliler, adrenalinlerinin de etkisiyle bizlerden çok eğlenmişlerdir eminim. :)
İşin acı tarafı, yane hoş güzel enteresan birşey izlemeye giden yurdum insanı yine piknik modundaydı, piknik modunu bıraktım, kayık kafe dışında gittiğimiz çimenliğimisi her yer bir nevi çöplük olmuştu... Yazık gerçekten.
Haydi sağlıcakla kalın...
Friday, July 28, 2006
Moshi moshi
Neyse bu aralar kendimi çok fazla dizi hatayına kaptırdım, sürekli bir seriyi izliyorum. Hatta birileri de bildğiniz gibi takıntılı beni animeye sardı. Zaten çok severim film izlemeyi de.
Aslında bu takıntı Gilmore Girls ile başladı, ilk başta aman ne sıkıcı itibarını verdiysede Stars Hallow'u tanıyınca bir başka tad almaya başladım. Hergün cnbc-e eski bölümleri veriyor, bir de ben de olanlar var. Bir gün bendekileri izlerken baktım tivide G.G. saati, gittim açtım reklamlardaydı, dizi yeniden başlayınca algıda kopukluk yaşadım ve bir an kendi kendime dedim demin başka bir sahneydi ne oluyoruz. Daha sonraki günlerde over G.G.'den dolayı dışarı çıktığımda kendimi ilk olarak kahve almaya şartladığımı fark ettim. Yane kahve manyaklığım var, o apayrı bir konu ama, bu kadar değildir. Bütün gün hatta 2 3 gün içmesem aramam yane deli gibi yi pek diyemem de aslında :) . Hadi G.G. en azından biraz realistik, yane insanlar gerçek, e anime tabii bu durumda çoşturuyor. Anime maceramda birilerinin bana "raatsız etme anime izliyorum"larıyla başladı. Yane fox kids de Shaman King var, aynı bölümleri tekrarlasalar bile izliyorum. Eh Candy ile de büyüdük, hatta Sailor Moon da var. Sonra dediler ki youtube 'dan izleyebilirsin (e bana bu sölenmez di mi ama). Bleach diye bir anime. Hadii ilk bölümü izledik, ingilizce alt yazı takip etmekten imanımız gevremeye başladı, insan devamını merak ediyor di mi ama! İkiydi üçtü dörttü beşti derken baya bir bölümü üst üste izleyip havayı aydınlattım. Asıl maceralarım ileriki bölümlerde gerçekleşti. Koniçiva, sayanora olan Japonca hazneme bayaa bir kelime eklendi (takriben on tane daha). Ama tabi anında loading olduğu için istesen bütün seriyi bitirebilirsin. Ben o kadar abartmiim dedim, maksimum 12 bölüm yok yok 15 bölüm izledim. Zaten olanlar da o zaman oldu, kulağın o kadar alışıyor ki Japonca duymaya belli bir zaman sonra masa toplar buldum kendimi, bir şey eksik nedir bulamadım masa toplarken, ve bir 30 saniyeden sonra alt yazılar dank etti. (Uykusuz bir günün ardından gittiğimiz İspanyol filmi vardi yarı İngilizce yarı İspanyolca onda da dil geçişlerini yakalayamıyordum yorgunluktan) Dün gece de bilmemkaç bölüm izledikten sonra yattım uyudum. Hayatımın en büyük şokunu yaşadım kalkınca, saçma sapan rüya görmüşümdür, ama ne diyeyim ilk defa anime rüya gördüm, hem de japonca.
Arigato :)
Saturday, July 22, 2006
Friday, July 21, 2006
iyiki varsın
Geçimşinde hüznü mutluluğu açıkçası herşeyi tümüyle yaşamışlığında verdiği o olgunlukla bugün bile neşe dolu, hiç bir zaman gülümsemesi eksikolmayan, yaşadığı sağlık problemlerini bile kimseye göstermeme çabası içinde yarınları düşünüyor. Canımız sıkıldımı herşeyi bırakıp sokağa çıkarız, yürürüz, sinemaya gideriz, eğer evde yemek yapmaya üşenirse ya beni dışarı çıkarır ya da "Miray, şu internetten yemek söleyelim" der. Eve misafirimiz gelecekse bir anda bana binlerce şey söylemeye başlar ve evi toplarız tabii ki... Evde olduğum günlerde her sabah birlikte kahve içer fal kapatırız. Arada - gün aşırı da denebilir - nenem (annanemin ablası olur ve evet 86 yaşında) de gelir, beraber iskambil oynarız saatlerce.
İki sene önce yeniden geldi İstanbul'a, eskiden Ankara'da yaşardı tabii biz de bütün tatillerde Ankara'ya yollardık kendimizi.... Artık Ankara'ya gidecek pek nedenim de yok yane... Benim annaneme taşınmam, onun İstanbul'a gelmesinden daha uzun sürdü. Hehehe bugün bile bizim evden bir iki parça eşyamı getirdim, iki senedir bütün odayı getiremedim ya e pes bana artık.
Annane sen buraya taşınmasaydın ne olurdu kim bilir, ya da ben bu seneyi nasıl geçirirdim....
Bugüne kadar inanılmaz enerjinle bana ve hayatıma o kadar çok şey kattın ki anlatamam, sen bunları okuyamasanda herşeyi biliyorsun zaten....
İyiki varsın....
pro/contra tatil
- gezilecek bir çok yer var aslında (kültür dolu bir şehir)
- okunmamış kitapları bitirebilme
- izlenmemiş filmleri izleme şansı
- sea - sun - fun üçlüsü de var tabii
- odayı toplama imkanı (ki bu pek pro sayılmıyabilir aslında)
- resim yapabilme yeteneğimi yeniden kazanma çabaları... (başaracağım)
- şuradan anime izlemek istediğin zaman yeterince boş vakit (bkz: bleach - tamam bugün öğrendim bu anime serisini, deli gibi de izledim ve beğendim)
- internette deli gibi vakit öldürsen bile bi zararı yok çünkü tatildesin
- tiyatro desem ııh sezon bitti yane olmaz artık
- bir çok festival vardı onlara gitme şansı
- bomboşsun yapacak hiçbirşeyin yok git zaman öldür diye düşünmen yüzünden hiçbir şey yapmamışsın
- arkadaşlarının ya çalışıyor ya da staj yapıyor olmasından dolayı pek fazla vakit geçirememeniz
- tatil ruhuh sana verdiği o mayışıklık yüzüden bütün dengelerinin sarsılmış olması
- sabah yerine akşamın bilmem kaçında kalkıyor olmanın verdiği sersemsepetlik
- iş bulup çalışmak istemene rağmen sevgili ülkemizde part-time/dönemsel çalışmanın yayğın olmamasından dolayı pek birşey yapamaman
- yazlık yaş ortalaması 75 üzeri olduğu için gitmeyi istesen bile, nedense bir türlü içinden gelememesi
Bunların yanında izlediğin filmlerin verdiği huzur, en azından dertleri tasaları o anlarda beyninden uzaklaştırması, biraz iyi. Sen şu / bu gibi sitelerden bulduğun dizi ve filmerle yetinirken bazı sevimli insanlar ah bak şunu da izle dedikleri anda benim listeme binlerce daha dizi/film/anime ekleniyor. Ayriyeten beni bir de animeye sardıran zihniyetlere çok ve çok müteşekkirim. Bütün gün evde oturup izledim sayelerinde, çok da sevdim hane.
Neyse işte günler birbirini kovalarken ben de bir şekilde ayak uydurma, yaşama çabası içinde gidip geliyorum. Bakalım tatilin ilerki günleri neler getirecek bana merakla bekliyorum.
p.s: I need a miracle....
Wednesday, July 19, 2006
quote
Tuesday, July 18, 2006
13 cidden sorunlu rakam, ya da ben!!!
bitti.
Saturday, July 15, 2006
:)
| Ariel |
| Stasis in darkness. Then the substanceless blue Pour of tor and distances. God's lioness, How one we grow, Pivot of heels and knees! ---The furrow Splits and passes, sister to The brown arc Of the neck I cannot catch, Nigger-eye Berries cast dark Hooks --- Black sweet blood mouthfuls, Shadows. Something else Hauls me through air --- Thighs, hair; Flakes from my heels. White Godiva, I unpeel --- Dead hands, dead stringencies. And now I Foam to wheat, a glitter of seas. The child's cry Melts in the wall. And I Am the arrow, The dew that flies, Suicidal, at one with the drive Into the red Eye, the cauldron of morning. Sylvia Plath |
jazz
Geçen haftamı Jazz Fest'e adadım desem tabiki hafiften yalan olacak, üşengeçlikten dolayı anca 2 konsere gidebildim, meğersem hadi gidelim eğleniriz işte, hem de kültürümüz artar diye düşünerek gittiğimiz ilk konser çok ünlü jazzcıların konseriymiş. Bilmeden gitmemize ragmen gerçekten de çok eğlendik konser boyunca, üzücü olan ise ilk grup sahne aldıktan sonra önlerde oturan konser gurularının ikinci grup her şarkı bitirmesinde öbek öbek gitmeleriydi. Neyse ikinci gittiğimiz konser malum Cocorosie konseri idi. Muheteşem kardeşler, kendileri de deli gibi eğlerek bizlere nefis mi nefis şeker mi şeker bir konser izlettirdiler.
Eğlenceli konser hayatım dışında uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla görüştüm. Geçmişi yadettik, hihihi.
minikstar
mir.
Saturday, July 08, 2006
what a wonderful istanbul...
turist minik
Friday, June 30, 2006
sneaker pimps - destroying angel
Nothing you could keep so keep me down
Like the stones beneath the water that you walk on to be taller
The hands you stuck together when you prayed you'd wait forever
Just another fragile angel heart
Falling down on lead wings torn apart
The words beneath my skin
The ink that you put in
Destroying all the things you left around
Earthbound coming down
So what you have the nerve to call a friend
Is starved of all the sense to make amends
I'm the glass you break to touch but you never want me much
Like the view across the water from the shoes and two feet smaller
I know it doesn't pay to be this hurt
Falling off the morning getting worse
Monday, June 26, 2006
allerjik konjuktivit
Sunday, June 25, 2006
kofi
Ay bir de okunacak binlerce kitap var, hangisinden başlayacam acaba...
mir
Wednesday, June 21, 2006
bilinçaltı bilinçüstü rüyalar
Saturday, June 17, 2006
olala
Monday, June 12, 2006
The Smiths, Unhappy Birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)
Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I say "No, I'm gonna kill my dog"
And : "May the lines sag, may the lines sag heavy and deep tonight"
I've come to wish you an unhappy birthday
I've come to wish you an unhappy birthday
'Cause you're evil
And you lie
And if you should die
I may feel slightly sad
(But I won't cry)
Loved and lost
And some may say
When usually it's Nothing
Surely you're happy
It should be this way ?
I said "No"
And then I shot myself
So, drink, drink, drink
And be ill tonight
From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
From the one you left behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Behind
Oh, unhappy birthday
Behind
Behind
Behind
Sunday, June 11, 2006
ne kadar çabuk geçti
mir.
Thursday, June 01, 2006
şapşal ben
Sunday, May 28, 2006
amerikanfutbolu taraftarı minik star *

Cuma akşamı evde tivi izlerken annem aradı ve yarın bizimle amerikan futbolu izlemeye gelir misin diye sordu. Yane doğal olarak annemden böle bir teklif gelme olasılığı "sub zero", neyse bu teklif önceden pek eğlenceli gözükmese de ctesi sabahı gitmeye karar verdim. Evet evet herşey İnönü Stadına gidince anlaşıldı. HAHAHA meğersem annem bir gün önce "Türkiye Beyzbol ve Softbol Federasyon"unda Amerikan Futbolu DELEGESİ evet evet delegesi olmuş. Annem ve Amerikanfutbolu zaten bir bütündür ben kendimi bildim bileli. Bir baktım ki bizim aile (hatta sevgili kardeşim bile), apartmandan komşu teyzeler (günlerde Amerikan Futbolu izlenir) bile oradaydı. Keşke ananemde gelseydi çok sever hani. Neyse bir gün önceden öğrenmiştim bu maç B.içi (sultans) ve Ege (Dolphins) uni arasında ki final maçı idi, kazanan şampiyon olacaktı. Neyse biz annem sayesinde "şeref tirbününden" çok çekişmeli geçen maçı büyük bir heyecanla izlerken, bir yandan da maçın ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk, allahtan yanımızda oturan kişiler yeterince bilgiliydi ve bize oyunun kurallarını annatıktan sonra biraz anlamaya başladım. Bir de aptal amerikan filmlerinden bildiğim top kaçırma taktiği var işte. Sürekli birbirinin üzerine çullanan kafaları kasklı bir gurup insanı izledim. Asıl güzel olan her ne kadar stad bomboşa yakın olsa bile gelen taraftarın gayet düzgün olmasıydı, ve maç gayet dostça oynandı. Maçı 30 - 8 lik skor ile b.içi kazandı.
Herşey maç bittikten sonra anlaşıldı. Meğersem ben ve diğer gelen insanlar tarihi bir olaya tanık olmuşuz. Bu yapılan maç federasyonu kurulan Amerikanfutbolu'nun ilk resmi şampiyonlar ligi maçı imiş. HEYT BEEE, 40 yıl sonra olursa evlatlarıma anlatacağım hoş ve bir o kadar da parlak anım oldu. En komik olan, B.içi'nin kazanma töreni bittikten sonra biz de ailecek (evet evet kardeşde vardı) aşşaya sahaya indik, annem komitesiyle vedalaşırken, bir baktım baba ve malum şahıs yok olmuşlar annem de diğer insanlarla beraber, öteki tarafa doğru yürüyor, benden aaaaa diye bir çığlık geldikten sonra kendimi koca koca bir de amerikanfutbolu formalı adamların yane gençlerin arasından anneme doğru koşarken buldum. Devlerin arasında bir cüce gibiydim. Meğer diğer takımın yanına konuşmaya gidiyormuş federasyon başkanı, delegeler arasında annemden başka diğer bayan ise Çocuklar Duymasın dizisinde "meri hanımı" canlandıran Demet Tuncer. Neyse bakalım artık neler olacak yeni sezonda, büyük bir ilgiyle takip edeceğiim.
Hihihihi, eh artık delege annemiz de olduğundan her maça gider miyim, eh gidebilme potansiyelim yüksek...
glam star
BJK - EFES yarı final maçı

Geçen hafta çarşamba günü evde otururken annem geldi, işe gitmemiş bu tarafta bir kaç yere gideceklermiş Meral Teyze ile , hade anne o zaman ben de geleyim senle dedim, ve annemler ile bu taraftaki bir kaç yere uğradık. Arada Carrefour-Starbucks'a (!!! :p) girip kave içtikten sonra dayımların bürosuna gittik orada da iş ile konuştu annemler, tabii bana türk kahvesi de yaptırdılar yane, hayatımın sonuna kadar kahve yapmaya mahkum ben, eheh bundan mutluyum ama bir sorunum yok - hem artık anladılar istemeyince iğrenç bişiy oluyor. Neyse sonra Meral Teyze annemi bjk-efes maçına davet etmişti annem hem kamp yorgunu da olduğu için gidemedi, ben gelebilir miyim diye sordum ve birlikte gittik maça. Maç Akatlar'da ki sahada olacaktı, yol fatihi biz oralarda biraz dönüp dolaştıktan sonra Mayadrom'u bulduk ve arabayı park ettik. Mayadroma girdik, bu sırada oğlu Meral Teyze'yi aradı hadi hadi nerdesiniz girin çabuk içeri diye bizi koşturdu, hemen pırpır çıktık oradan gittik arka kapıdan bir yerden girdik maça. Ben pek basketbol maçı izlemem ama efes taraftarıyımdır yane, ama bjk aracılığıyla gidince maça, kalbim ikiye bölündü kendi içimde gelgitler yaşadım, maçın sonunda ise her ne kadar efes kazanmış olsa bile vicdanım el vermedi kazanmaya, eh yane bjkliler sayesinde oradaydım, onların suratlarından düşen beşbinparça iken sevinemezdim tabii. Yorgun argın eve gelip, kamp için yazmamız gereken yazıyı da bitirdikten sonra yattım uyudum.....
Monday, May 22, 2006
kampa gideriz

Her sene Tenis Eskrim Dağcılık Klübü tarafından 19 Mayıs haftası ctesi günü düzenlenen, geleneksel gençlık kampına bu sene ben de sevgili badim ile katıldım. 19 Mayıs bu sene cuma gününe denk geldiği için kamp 2 gün sürdü. Bu seneki kamp alanı Kocaeli - İnönü Yaylası idi. Sabah 7,5 gibi buluşma yerine vardıktan sonra, diğer aileleleri de beklerken kahvaltımızı etmeye başladık, herkes geldikten sonra kamptaki görev dağılımı, telsizler, alınması gereken şeyler halledildikten sonra ancak 9,5 gibi konvoy halinde yola çıkabildik. Her arabada bir telsiz olduğundan yol boyunca herkes birbiriyle iletişim kurabiliyordu. Kampa gelen aileler birbirlerini tanıdıkları için eğlenceli telsiz konuşmaları eşliğinde, ilk mola yerimiz ve yemek alışverişi yapmamız gereken outlet center a tin tin tin geldik. Bu eğlenceli ihtiyaç molasından sorna yine tabikii konvoy halinde, kamp alanına doğru yola çıktık, her arabada telsiz olduğundan yol boyunca sürekli iletişim içindeydim, bu seferki kampta ben ve Burcu'nun görevi kamp hakkında not tutmak ve rapor yazmak idi. Kamp alanına vardığımızda herkes yardımlaşarak çadır kurmaya başladı, neyse çadırlar kurulup, güzel odamıza yarleştikten sonra keşfe çıktık (çiçek toplamaya :p ). Üç gün boyunca teknolojisiz bir yaşam sürdürecektim. Yaylada telefon çekmiyor, eh tabiki bilgisayar yok, olsa napacaz, yanımıza bir radyo almıştık ama onu bile dinlemek istemedim. Naturel hayat etkisi bu olsa demek. Burcu giitmeden önce benim oraya nargile götürmemi engellemişti, ama ama tabiki genç ve çılgın dağcılarımız kendi nargilelerini getirmiş, eh kamp paylaşmak demek zaten :p.

Bir önceki günden uykusuz olduğumuz için, hem huysuzluğumuz hem de yorgunluğumuz hatsaffadaydı. Ne yapıp edip birinci gün kendimizi geceyarısına kadar ayakta tutmayı başardık, kendimize içmek için iki şişe şarap almıştık, valla billa bu sefer şarabı ısınmak için içtik, uykusuzluğunda etkisiyle baya bir üşüdük ilk gece, ertesi gün kamp alanımızın çevresinde yürüyüş yaptık, kampa o gün katılan 2 dağcı da geldi bizle(sevgili botanikçi teyze ve eşi). Botanikçi teyze ile dağ bayırdaki kocakarı ilaçları olarak da nitelendirilen bitkileri inceledik, arada fotoraf çektik, güldük eğlendik ve takriben 6-7km yürüdük. "maşallah maşallah valla bize" İkinci günümüzde sözde büyük kamp ateşi kuracaktık ama akşam üzeri yağmurun bastırmasıyla biraz yalan oldu büyük kamp ateşimiz, büyükler yemek hazırlarken biz genç dağcılarımızın çadırının yanında elimizde şemsiyelerle küçük taburelerde oturarak yamur altında nargilemizi içtik, M&Mlerimizi yedik, güldük eğlendik....(evet evet herkes bir günde hemen benim konuşamama yeteneğimi keşfetmişti...şey hmmz şey işte şey...) Doğa da nargile içmenin keyfi de bir başkaymış yaaa... Güzel akşam yemeği (et ve salata) yendikten sonra 25. yıl kutlamaları yapıldı bir duygu seli aktı gitti.... Temiz hava tabii uykumuz geldi, yattık naçizane odamız olan çadırda, uyuduk mu uyumadık, durum değerlendirmesi yaptık fısır fısır sonra sızmışız.... Ne kadar geç uyusakta güneş doğduktan sonra çadırda durmak imkansız olduğu için 7 gibi uyanıyorduk bunalmış bir biçimde... Son gün odalarımızı toparlayıp çadırımızı kaldırdık ve güzel şehrim İstanbul'a yola çıktık. Arabada gözümü kapatayım derken uyumuşum... Uyandığımda bir molayerindeydik, medeniyet bu olsa gerek arabalar, et ve salata dışındaki yemekler, cep telefonuyla konuşma, ve en önemlisi yaşasın yurdum insanı....
Nekadar medeniyetten uzak geçirsekde şu üç günü, iç huzura kavuşup nirvanaya erdik.... ehehehe
kamp mağduru minik starınız...
Wednesday, May 17, 2006
of little or no value
Sunday, May 07, 2006
turist
Thursday, May 04, 2006
kedi günlüğü
evet halimi hatrımı merak edenler olabilir, artık daha iyiyim sendelenmeden yürüyebiliyorum, sağolsun sevgili sahibim miray ve ananesi her miuw'umda "ne oldu, cnm ne istiyorsun, gel gel seni seviyim bi güzel" diyip o sefkatli bir şekilde kucaklarına alıyorlar, şımaracağım artık...bakalım bu sargıyla gezme ne zaman sona erecek, ne zaman hoplaya zıplaya evin içinde dolaşabileceğim merak ediyorum.
sevgiler
kedi
Thursday, April 20, 2006
...
sevgiler
yoda
Wednesday, April 19, 2006
üzgün star
yazık ona di mi.... =(
Tuesday, April 18, 2006
Thursday, April 06, 2006
i pity you
merak ettiğim bir durum var, acaba neden insanlar msn space'in blog kısmına şarkı sözleri ve ya şiirler yazıp sonradan siliyorlar. ne kadar gereksiz o zaman deftere yazılanları da silsinler...
Wednesday, March 29, 2006
kurtlar vadisi gençliğinin farkı
Thursday, March 23, 2006
kontek.net
Gugıl da diyor ki günün sözü olarak;
"Its never just a game when you're winning."
George Carlin
Sunday, March 19, 2006
gugıl günün sözü
İşte günümün sözü diyebilecegim bir söz.
Saturday, March 11, 2006
Quotes
Alexander Pope, Eternal Sunshine of the Spotless Mind
* "All I really need is love, but a little chocolate now and then doesn't hurt."
Lucy (Peanuts)
* "If you really want to know what a woman wants, which is dangerous, always look at her but never listen."
Oscar Wilde
* "- Only as sure as I am that the reality of one night let alone that of a whole lifetime can ever be the whole truth!
_ And no dream is ever just a dream, the important thing is we're awake now. "
Eyes Wide Shut
* "I kissed her and she kissing back could not know that my kiss was given to her sister folfrf close under depending snow."
James Russel Lowell
* "You can never know what was going throug a person's mind. At that exact moment if they survive they'll never tell you. If they succeed, all you can do is spend the rest of your life guilty because it might have had something to do with you. Your only concern can be for the people they leave behind. They are the ones to look out for."
On the Edge
* "People don't value other peoples' secrets, period. That is why I keep my secrets to myself."
Douglas Coupland, Shampoo Planet
* "Always to look life in the face, to know it for what it is. At last, to know it, to love it for what it is, and then to put it away."
Virginia Woolf
* "No matter who you are, how you live, how much you have. You dream of something more forget everything. You know about love, life, work, hate, play, dreams,... and just open your eyes."
Vanilla Sky
* "She's afraid of the light in the dark."
Spark (From the Choirgirl Hotel)
Thursday, March 09, 2006
gilmor gölrz ovırdoz
Thursday, March 02, 2006
Wednesday, February 08, 2006
Monday, February 06, 2006
küçük kurbağa ve pamuk prenses
Tuesday, January 31, 2006
Wednesday, January 25, 2006
dear journal,
this vase seems so breakable, i need to push it from the dining table, thats all. 1,2,3….”crash”
yeaaah this is the third vase…
go go go yoda go yoda…
nooow mhhh i feel so tireed, i think i need a nap, meoow
take care
yoda =)
istanbul kara teslim
Monday, January 23, 2006
sevgili günlük
nasılsın? Ben çok iyiyim açıkçası. Dışarısı buz gibi lapa lapa kar yağıyor. Güzel bir görüntü var, ama çok soğuk. Bu akşam minik haylaz yavrum yoda yeniden eve geliyor. Eh özledim tabiki evladım olan biricik kedimi...meuuw. Ah ahhh ananem ne diyecek acep kediyi görünce. Hihihih.... neyse biraz daha durulmuş diyor annem kedi için.
Rutin yaşamım her haliyle devam etmekte sevgili günlük...ÖSS çalışmaları, ananem için vergi iadesi fişlerini yazmam, cumaları pınar ile olan şan derslerim büyük bir ihtişamla devam ediyor.
Neyse günlük bu seferlik bu kadar yazmak yeter.
Yeniden buluşmak dileğiyle görüşürüz
Kendine iyi bak
mir.
Saturday, January 21, 2006
hayatımın şarkısı diyebileceğim bir şarkı hahah
Yemem ben artık bunları
Ters yüz ettim hayatımı
Dedim yak lambalarını
Oyna sen de zarlarını
Bırak başkalarını
ben aptal mıyım?
İşime gelmeyince hep
Hayatın kendisi sebep
Sen onca fırsatı tep
Ben aptal mıyım?
Aşkın şu sözlük anlamı
Arıyorsun sen belanı
Ben miyim hapse tıktığım
Neden suçlu kılıklıyım
Söyle gardiyanım
Çok yatar mıyım?
İşime gelmeyince hep
Hayatın kendisi sebep
Sen onca fırsatı tep
Ben aptal mıyım?
Niye sordum soruları biliyordum cevapları
Niye sordum soruları biliyordum cevapları
Gel her gün aynı şeyi yap
Git her gün aynı yola sap
Sonra gelince hesap
Ben manyak mıyım?
Unuttum mu ben kendimi
Kuruttum mu günlerimi
Biriktirdim dünleri
Ben aptal mıyım?

